Geri Dön
Paylaş
Medya

Erdoğan'ın ilk müsteşarı: Düşmanın hakkında düşündüklerini yalnızken bile yüksek sesle söyleme!

20.03.2017 11:58

"Akıllı ve asil insanlar, yaptıkları iyiliğe hiçbir karşılık aramazlar"

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın başbakanlık görevini üstlendiği dönemdeki ilk Başbakanlık Müsteşarı olan Ömer Dinçer, Almanya ve Hollanda ile yaşanan gerginlikle ilgili olarak, ünlü filozofların "düşmanlığa" ilişkin tavsiyelerini aktardı. Dinçer, "Benim en çok ilgimi çeken tavsiye, 'Düşmanın hakkında düşündüklerini yalnızken bile yüksek sesle söyleme' oldu" ifadesini kullandı.

Tartışmalar, Hollanda hükümeti ve Almanya'da yerel yönetimlerin Türkiyeli bakanların konuşmacı olarak katılacakları etkinliklere izin vermemesiyle başlamıştı.

Ömer Dinçer'in "Hikmet sahiplerinden ‘uluslararası ilişkiler ve diplomasi’ dersleri" başlığıyla yayımlanan (20 Mart 2017) yazısı şöyle:

Almanya ve Hollanda ile son zamanlarda yaşanan gerginlik, AB ülkelerinin Türkiye’ye karşı takındığı olumsuz tutum hakkında söylenecek çok söz var: Batılıların ikiyüzlülüğü, WASP kibri, başka milletler karşısında kendi çıkarlarından başka hiçbir beşeri ve ahlaki değeri gözetmemeleri gibi.

Ama bu, yeni ortaya çıkmış bir durum değil. İlk devletlerden beri var olan bir olgu. Bu nedenle, geçmişte uluslararası ilişkiler konusunda neler düşünülmüş, iki ülke arasındaki düşmanlıklar nasıl yönetilmiş ve ülke yöneticilerine neler tavsiye edilmiş merak ettim. Bugün size o tavsiyelerden bir demet seçtim

Ünlü Hint filozofu Beydeba, çok meşhur Kelile ve Dimne adlı eserinde şöyle diyor:

- Hiç kimsenin, başka bir çare bulabildiği halde kendisini tehlikeye atması doğru değildir. Akıllı kimse kavgayı en son çare olarak görür, bundan evvel elinden geldiğince yumuşaklık ve hile ile işe başlar. Denilmiştir ki: Zayıf ve hakir sayılan düşmanı küçümseme, özellikle çare bulabilir ve yardımcılar elde edebilir durumda ise.

- Akıllı ve asil insanlar, yaptıkları iyiliğe hiçbir karşılık aramazlar. İyiler arasında dostluk kurulması çabuk, bu dostluğun kesilmesi ağır ve güç olur. Bunun misali altın maşrapa örneğidir: Şayet bu maşrapa yarılsa veya kırılsa, bu kırılma zor, eski haline getirilmesi ise çabuk ve düzeltilmesi kolay olur. Kötüler arasındaki dostluğa gelince, kesilmesi çabuk, kurulması ise yavaş ve zor olur. Bunun da örneği, topraktan yapılan maşrapadır: Kırılması çabuk olur, en basit bir şeyle kırılır, fakat bir araya getirilip onarılması asla mümkün değildir.

İmam-ı Maverdi’nin Nasihatü’l-Mülûk adını verdiği eserinden:

- Biliniz ki, tebaanızda ve nefsinizde olan kötü ahlakla savaşmadan diğer milletlerden olan düşmanlarla savaşmanız iyi bir korunma değil aksine boşa zaman harcamaktır. Düşman saldırıya geçtiği halde, aynı düşünceyi paylaşmayan kalplerle düşmana karşı nasıl cihat yapılır?

- Akıllı kişinin, kendisi için tehlikeye atıldığı şeyin tehlikeye attığı şeyden daha yüce olduğundan emin olmadıkça hiçbir şeyi tehlikeye atmaması, savaştığında ve öldürdüğünde övülen ve sevilen üç şeyin tamamına veya çoğuna ulaşmaya ve bunların zıddı olan çirkinlikler ve ayıplardan uzak kalma görüşüne hâkim olmadıkça, savaşa atılması caiz değildir.

Ebu Mansur es-Sealibi ise Meliklerin Adabı adlı eserinde şöyle tavsiye eder:

- Delilsiz mücadeleye girişen, güçsüz güreşe atılan, silahsız savaşa katılan... Yenilse, dövülse ve öldürülse suçlu kendisidir başkası değil! Biriyle mücadele etmek, dövüşmek ya da savaşmak durumunda kalırsan onun dayanağına bak. Kendi dayanağını araştırdığın, doğruluk ve yanlışlığını düşündüğün gibi... Onun gücünü kontrol et, kendi gücünün ne olduğunu bildiğin gibi... Ve onun silahlarına iyi bak, kendi silahlarını bildiğin gibi... Eğer durumun müsait olduğunu görürsen ileri atıl! Yok müsait değilsen, elbette ki geri çekilmen, hele hele pişman olmadan önce geri çekilmen, mahvolduktan sonra “Keşke” demeden kat kat hayırlıdır.

Ebu’n Necib Şeyzeri’nin çok tanınan Nehcü’s Süluk adlı eserindeki öğüt de dikkate değer:

- Düşmanın hakkında hazırladığın tuzaktan kendini koru. Tıpkı düşmanın senin hakkında tertip ettiği tuzaklardan korunduğun gibi. Çünkü, çok kişi vardır ki, aldığı tedbirler kendisini korumasına engel olur da helake düşmesine sebep olur ve kazdığı kuyuya kendisi düşer.

Yine Beydeba yukarıda söz ettiğimiz eserinin bir başka yerinde ilginç bir benzetme yapar:

- Bu düşmanlık da iki türlüdür: Biri fil ile aslanın düşmanlığında olduğu gibi birbirine denk olanların düşmanlığıdır; nitekim bazen aslan fili, bazen de fil aslanı öldürür. Biri de o düşmanlıktır ki, taraflardan birisinin diğerine nispetle gücü açısından, benim (çakal) ile kedi ve senin (aslan) ile benim aramızdaki düşmanlık gibidir. Zira bizim aramızdaki düşmanlık sana hiç zarar vermez, onun zararı sadece bana aittir.

- Gerçekten su uzun uzadıya kaynatılsa da, bu durum, üzerine döküldüğü takdirde ateşi söndürmesine engel olmaz.

Son sözü Hz. Ali’ye bırakalım. Malik bin Eşter’e yazdığı Emirname’den:

- Düşmanın tarafından sana teklif olunan barış, Allah’ın rızasına uygun ise katiyen reddetme, zira barışta askerine istirahat, sana endişeden rahat, ülken için de selamet var.

Benim en çok ilgimi çeken tavsiye, “Düşmanın hakkında düşündüklerini yalnızken bile yüksek sesle söyleme” oldu.