Geri Dön
Paylaş
Kültür-Sanat

İKSV'den çoğulculuk Raporu: Birlikte Yaşamak

11.08.2018 18:01

İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın kültür politikaları çalışmaları kapsamındaki 7. raporu yayımlandı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) yaklaşık 232 milyon kişinin kendi ülkesi dışında yaşadığı günümüz çoğulculuğunda kültür ve sanatın payını araştırdı. İKSV’nin kültür politikaları çalışmaları kapsamındaki yedinci raporu, “Birlikte Yaşamak: Kültürel Çoğulculuğu Sanat Yoluyla Geliştirmek” başlığıyla yayımlandı.

Kanada Trent Üniversitesi’nden Dr. Feyzi Baban ile Wilfrid Laurier Üniversitesi’nden Dr. Kim Rygiel tarafından kaleme alınan rapor, farklı kültürler barındıran toplumlarda, özellikle mülteci ve göçmenler ile ev sahibi nüfusun uzun vadede bir arada yaşama pratikleri geliştirmesinde kültür ve sanatın rolüne odaklanıyor.

Rapor, konuya ilişkin akademik incelemelerin ve tartışmaların bir özetini çıkarıyor. Bu alanda Avrupa ve Türkiye’den başarılı örneklere de yer veren rapor, kültürel çoğulculuğun geliştirilmesinde kültür ve sanatı merkeze alan yaratıcı girişimleri derliyor ve değerlendiriyor.

“Birlikte Yaşamak: Kültürel Çoğulculuğu Sanat Yoluyla Geliştirmek” başlıklı rapora ilişkin olarak yayımlanan basın bülteni şöyle:

"Kültür - sanata erişim ve katılım temel bir haktır"

İKSV olarak kültür ve sanata erişimi ve katılımı temel bir hak olarak gördüklerini belirten İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem Ece, raporla ilgili olarak şu yorumlarda bulunuyor:

“İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük göç dalgasına tanıklık ettiğimiz günlerden geçiyoruz. Türkiye’de ve dünyanın farklı coğrafyalarında bu konuda yürütülen tartışmalar, bu süreçte birlikte yaşamı eşitlik ilkesi temelinde kurma yolunda kültür politikalarının her zamankinden büyük bir rol oynadığına işaret ediyor. Bu raporun çıkış noktasını da yerleşik halklar ile yeni gelenler arasında kültür ve sanat aracılığıyla oluşturulabilecek yeni dayanışma bağlarına olan inancımız oluşturuyor. Raporun, kültür dünyasının aktörlerini bu alanda aktif rol almaya teşvik etmesi ve sanatın birleştirici gücü aracılığıyla sınırların aşılması en büyük dileğimiz.”

"Farklılıklarla birlikte yaşamaya yönelik tematik tartışmalara yer verdik"

Birlikte yürüttükleri bir uluslararası araştırmanın verilerinden yola çıkarak kaleme aldıkları bu rapor ile ilgili olarak Dr. Feyzi Baban ve Dr. Kim Rygiel şunları söylüyor:

“Küreselliğin nüfus hareketlerini hızlandırdığı ve yoğunlaştırdığı günümüz dünyası, tüm toplumları kültürel çoğulculuk temelinde ve farklılıklarımızla birlikte nasıl yaşayabiliriz sorusu üzerinde düşünmeye zorluyor. Farklı kültürel geleneklere sahip bireylerin kimliklerinden vazgeçmeden, ortak değerleri ve kültürü paylaşarak birlikte nasıl yaşayabileceklerine verilen cevaplar ise, genellikle yeni gelenlerin kimliklerinden feragat etmesini bekleyen asimilasyoncu politikalar ile buna karşı geliştirilen çokkültürlü uyum politikaları arasında gidip geliyor. Bu iki yöntemin de günümüz sorunlarını çözmekte yetersiz kalması, bizi Türkiye ve Avrupa’da vatandaş inisiyatifleri ve sivil toplum kuruluşlarının alternatif birlikte yaşama modellerini nasıl hayata geçirdiklerini araştırmaya teşvik etti. Bu raporda farklılıklarla birlikte yaşamaya yönelik tematik tartışmalara yer verdik ve kültür ile sanat alanında faaliyet gösteren kuruluşların bu soruya verdikleri cevapları örnekler ile göstermeye çalıştık.”

Raporda 15. İstanbul bienaline de atıfta bulunuluyor

15. İstanbul Bienali’nin iyi bir komşu başlığı altında İstanbul’dan dünyaya seslendiği 2017 yılında hazırlanmaya başlanan rapor, bienalin temasına da atıfta bulunarak bu alandaki tartışmaları daha ileri taşımayı ve kamusal alanda şekillenecek yeni birlikteliklerin önünü açmayı amaçlıyor. Rapor, uluslararası sözleşmelere de atıfta bulunuyor

Küreselleşen dünyada savaş, çatışma, kıtlık, ekonomik zorluklar, çevre felaketleri, eğitim gibi sebeplerle artan nüfus hareketleri, göç alan toplumlarda çoğalan bir çeşitlilik yaratmaya devam ediyor. Bu toplumlarda barış içinde birlikte yaşama konusu da giderek daha fazla önem kazanıyor.

"Kültürel hayata erişim gibi birçok temel haktan mahrum insanların sayısı 10 milyon"

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerine göre, 2017 sonu itibariyle dünya genelinde zorla yerinden edilmiş yaklaşık 70 milyon insan bulunuyor. Herhangi bir devletle vatandaşlık bağı olmayan ve bu nedenle eğitim, sağlık, çalışma, kültürel hayata erişim gibi birçok temel haktan mahrum olan insanların sayısının ise 10 milyona yakın olduğu tahmin ediliyor.

TC İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 2018 verilerine göre, Türkiye yaklaşık 3 buçuk milyon nüfus ile dünyanın en kalabalık mülteci grubuna ev sahipliği yapıyor.

Türkiye’nin en uzun kara sınırına sahip olduğu komşusu Suriye’den gelen bu göç dalgasının kültürel hayatımıza katacağı zenginliğe ve çeşitliliğe odaklanan rapor, ülkemizin imzacısı olduğu UNESCO Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesi’ne de atıfta bulunuyor. Bu rapor, UNESCO Sözleşmesi’nde çerçevesi çizilen temel prensipler doğrultusunda, kültür ve sanatın kendilerini kamusal alanda ifade etme imkânı bulamayan dezavantajlı kişi ve gruplara nasıl bir iyileştirici güç sağladığını araştırıyor.

Avrupa’dan ve Türkiye’den Örnekler

Avrupa ve Türkiye’deki çeşitli kültür-sanat girişimlerinin haritasını çıkaran raporda, araştırmanın odağını oluşturan mülteci ve göçmenlere yönelik kültür-sanat girişimlerinden örnekler sunuluyor. Bu alanda çalışmalarını sürdüren, farklı ülkelerden 50’ye yakın kültür-sanat girişimi ile ilgili bilgiler yer alıyor.

Örneğin Berlin’de sanatçılar, yaratıcı sektörlerden gelen insanlar ve sığınmacılardan oluşan sanat topluluğu KUNSTASYL, “yerinden edilmiş insanlar ile yerli ve ikametgâhı belli nüfus arasında çeşitli alışverişe olanak tanıyan bir platform” olarak sergiler ve atölyeler düzenliyor.

Über den Tellerrand, adını “açık tabak” deyiminden alan, kâr amacı gütmeyen bir mutfak projesi. Mültecilerin ve Almanya doğumlu Berlinlilerin birlikte yemek pişirdiği, yediği ve birbirleriyle kaynaşma imkânı bulduğu tek bir mutfak ile başlayan proje, bugün 30’dan fazla şehre yayılmış bir mutfak ağı olarak devam ettiriliyor.

Arapçada “buluşma noktası” anlamına gelen Multaqa, Berlin’de bulunan İslam Sanatı Müzesi ile birlikte yine Berlin’de bulunan üç ayrı müzenin, müze rehberi olmak isteyen Suriyeli ve Iraklı mültecilere ve göçmenlere eğitim vermek amacıyla başlattıkları bir ortak proje. Projenin amacı, mültecilere yönelik olarak düzenlenen, gerek Ortadoğu gerekse Almanya’nın uzak ve yakın tarihini kapsayan müze turlarında anadillerinde rehberlik edecek kişileri eğitmek olarak tanımlanıyor.

1953’te Batı Berlin’de Doğu Almanya’dan gelen mültecileri misafir etmek ve barındırmak için inşa edilen Marienfelde Mülteci Merkezi’nde 2016’da açılan fotoğraf sergisi, mültecilerin Almanya tarihi ve kültürüne tamamen yabancı olan başka bir tarihe ve kültüre ait oldukları iddiasına meydan okuyabilecek alternatif bir anlatı oluşturma amacını taşıyor. Merkezin bir zamanlar Doğu Almanya’dan gelen mültecilerin yaşadığı bölümlerine ve odalarına yerleştirilen fotoğraf sergisi, yakın dönemde eski Yugoslavya’dan ve Ortadoğu’dan gelen mültecilerin yaşamlarını belgeliyor.

Danimarka’ya yeni gelen göçmen ve mülteci sanatçılara imkân sunmak amacıyla Kopenhag’da kurulan Immart, Uluslararası Göç Sanatla Buluşuyor (International Migration Meets the Arts), kültürel ağlara ve fon kaynaklarına erişim eksikliği, dil engelleri ve yerli izleyicilerle bağlantı kurmanın zorluklarını çözmeyi amaç ediniyor. Yine Danimarka’da gerçekleştirilen bir belgesel sanat projesi olan “Yüzde Yüz Yabancı?”, eskiden mülteci konumunda olan 100 kişinin kişisel öykülerini fotoğraflar ve metinler aracılığıyla anlatıyor.

Kırkayak Kültür, Gaziantep’te sekiz vatandaşın özel girişimiyle kurulduktan sonra halen onların fon desteğiyle hayatını sürdüren bir kültür merkezi. İki milyon yerleşik nüfusu olan bir şehirde sayıları yarım milyona yaklaşan Suriyeli mültecilere ulaşabilmek için kültürel etkinlikler düzenliyor, Suriyeli sanatçıların işlerinin sergilendiği sergiler açıyor, Suriyeli ve Türkiyeli kadınları bir araya getiren mutfak projeleri düzenliyorlar.

İstanbul’da bulunan Hamiş Suriye Kültür Evi, Suriyelilerin ve Türkiyelilerin, vatandaş ve mülteciden ziyade eşit insanlar olarak bir araya gelip deneyimlerini paylaşabilecekleri açık bir mekân sunuyor. Hamiş, 2014’te Suriye’deki çatışmalar devam ederken bir grup Suriyeli entelektüel, sanatçı, yazar ve onların İstanbul’daki bazı meslektaşları tarafından kurulmuştu.

Daha önce Türkiye’nin yanı sıra Çin, Almanya ve Birleşik Krallık’ta, farklı geçmişleri olan kadınların birlikte sanat üretmek için bir araya geldiği atölyeler düzenleyen sanatçı Güneş Terkol, bir grup Suriyeli kadınla çalışmalar yürüttü. İstanbul’un Esenler semtinde yaşayan 11 kadının yarattığı işler, Ekim 2017’de açılan Aylaklar başlıklı sergi kapsamında İstiklal Caddesi üzerindeki İstanbul Fransız Başkonsolosluğu’nun dış cephesinde sergilendi.

İKSV’nin Mültecilere Yönelik Çalışmaları

İKSV, kültür ve sanat hayatına katılımın yaşamsal bir ihtiyaç olduğu inancıyla, farklı STK’larla işbirliği yaparak etkinliklerinde mültecileri hem izleyici hem de atölye çalışmaları, paneller ve sergilerde katılımcı olarak ağırlıyor.

İstanbul Caz Festivali kapsamında 2016 yılından bu yana Sabancı Vakfı ve Vehbi Koç Vakfı ile yürütülen özel bir işbirliği ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile UNHCR’nin yerel ortakları olan STK’ların desteğiyle, konserlere İstanbul’da yaşayan mültecilerin de davet edilmesi sağlanıyor.

Bu yıl düzenlenen 25. İstanbul Caz Festivali kapsamında, Robert Plant ve topluluğunun 17 Temmuz akşamı Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde gerçekleştirilen konserinde, İstanbul’da yaşayan yaklaşık 200 mülteci de dinleyiciler arasında yer aldı. Proje kapsamında UNHCR’nin operasyonel ortakları olan İKGV (İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı), Sığınmacılar ile Göçmenlerle Dayanışma Derneği ve Habitat Derneği gibi STK’lar ile işbirliği yapıldı.

İstanbul Caz Festivali kapsamında, 2016 yılında Damon Albarn ile Suriyeli Müzisyenler Orkestrası konseriyle 2017’deki Basel Rajoub’un Suriyeli Kadınlar Korosu’nun da katılımı ile gerçekleşen konserlerinde de mültecilerin katılımı sağlanmış, konserler öncesinde panel ve sergi turları düzenlenmişti.

15. İstanbul Bienali, iyi bir komşu teması çerçevesinde sergilenen eserler ile komşuluk ile ilgili soruları gündeme getirdi. Bienalin kamusal programı kapsamında Hamiş Suriye Kültür Evi ile düzenlenen “Gerçek Süper Kahramanlar” başlıklı atölye çalışması, mülteci çocukların kendi süper kahramanlarını tasarlamalarına yardımcı olmayı amaçlıyordu. Bienal kapsamında ayrıca, İstanbul’da faaliyet gösteren “Mülteciyim Hemşerim” Dayanışma Ağı ile birlikte, İstanbul’un dezavantajlı semtlerinde yaşayan çocuklara ve gençlere yönelik rehberli sergi turları düzenlendi.

Yine 15. İstanbul Bienali kapsamında Bernard van Leer Vakfı’nın katkılarıyla yazar Yekta Kopan ve çizer Gökçe Akgül tarafından Opti ile Pesi: Komşuluk Şarkısı başlıklı bir çocuk kitabı hazırlandı. Çocuklarda güncel sanata ve 15. İstanbul Bienali’ne dair merak uyandırmayı amaçlayan bu kitabın daha geniş bir kitleye ulaşması hedefiyle İngilizce ve Arapça çevirileri de hazırlandı. Arapça çevirisini HayatSür Derneği’nden Yasser Dallal’ın yaptığı kitap, mültecilerle çalışan sivil toplum kuruluşlarına ve belediyelere dağıtıldı ve bu kuruluşların işbirliğiyle Suriyeli mülteci çocuklara yönelik çeşitli okuma etkinlikleri düzenlendi.

İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Hakkında

İKSV, kültür-sanat alanındaki fikir alışverişini zenginleştirmek, bu alandaki tartışmalara katılımı kolaylaştırmak ve veri üretimine katkıda bulunmak amacıyla 2011 yılından bu yana kültür politikaları alanında çalışmalar gerçekleştiriyor.

İKSV, kent ve ülke ölçeğinde kültür politikalarının oluşumunda rol oynamak üzere yürüttüğü araştırmalar doğrultusunda kültür politikaları raporları yayımlıyor, farklı kurumlarla işbirliği içinde atölye çalışmaları, konferanslar ve sempozyumlar düzenliyor ve bu etkinliklere eşlik eden yayınlar hazırlıyor.