Geri Dön
Paylaş
Gündem

"Patrik seçimi konusunda devletimiz yanlış bilgilendiriliyor"

07.12.2017 12:47

"Devlet sadece genel vekile saygı göstererek ona V.İ.P kullanma ve cübbe kisve takma izni vermiştir"

Azınlık Vakıfları Temsilcilik görevini devredecek olan Prof. Dr. Toros Alcan, görev yaptığı üç yılı değerlendirdi. Alcan, "Patrik seçimi konusunda devletimiz yanlış bilgilendiriliyor" diyerek, “Surp Haç Kilisesi Vakıf Başkanı olarak Patriklik seçimi ile ilgili olayları gerçekten hüsranla izliyorum" ifadesini kullandı.

Vakıflar Genel Meclisi Azınlık Vakıflar Temsilcisi seçimi 24 Aralık Pazar günü Ankara’da yapılacak. Üç yıldır Vakıflar Genel Meclisi Azınlık Vakıfları Temsilciliği görevini yürüten Prof. Dr. Toros Alcan'dan sonra temsilciliğe Yahudi toplumundan Moris Levi'nin seçilmesi bekleniyor. İlk olarak Rum toplumundan Laki Vingas'ın iki dönem (6 yıl) sürdürdüğü görev süresi 2014 yılında sona ermişti. Laki Vingas'tan sonra Azınlık Vakıfları Temsilcilik görevine  Surp Haç Tıbrevank Vakfı Başkanı Prof. Dr. Toros Alcan seçilmişti. Toros Alcan görev yaptığı üç yılı hakkında bilgilendirme yaptı. 

Agos'ta yer alan habere göre, göreve ilk olarak 2014 yılında Laki Vingas'tan sonra başlayan Alcan döneminde bir çok gelişme yaşandı. Kamp Armen, Surp Asdvadzadzin Katolik Vakfının tanınması, Edirne Sinagogu'nun ibadete tekrar açılması ve Süryani toplumunun kilise ihtiyacı bunlar arasında sayılabilir. Bu sorunların haricinde tüm vakıfları ilgilendiren Vakıf Seçimleri de halen yapılmış değil. Bu konuda halen çalışmalar devam ediyor.  

Alcan görevinin son ayında şöyle konuştu;

"Çok yorucu olmasına rağmen çok da tatminkar bir üç yıl geçirdik. Özellikle Azınlık Vakıfları Ofisi'ni yarı kurumsal hale getirdiğimiz için çok mutluyum. Bu ofisi bize Karagözyan Vakfı tahsis etti ve benden sonraki dönemlerde de Azınlık Vakıfları Ofisi olarak faaliyetlere devam edecek. Dosyalarımızdan  Vakıf Seçimleri ve Anarad Hığutyun dosyası açık kaldı, diğer tüm dosyaları kapattık. Moris Levi geldiğinde tüm dataları ve raporları hazır bulabilir. Böyle bir arşiv sisteminden çok fazla faydalanacağız."

Alcan’a görev süresindeki tüm gelişmeleri konu başlıkları halinde sorduk. Yanıtları şöyle:

Kamp Armen

“Göreve geldiğimde Kamp Armen (Tuzla Kampı) gündemde olan sorunlardan biriydi. Kamp Armen sorununun bir uzlaşmayla çözülmesi bizleri oldukça sevindirdi. O uzlaşmada bütün aktörler biraradaydı. Kampın mezunları, dernekler, sözcüler, devlet, belediye, milletvekilleri, aktivistler hepsi ortak bir çalışma içerisinde yer aldı. Aslında bugüne baktığınız zaman çözümü çok zor olan bir sorundu ancak çözümlendi.” 

Süryani Kilisesi

“Süryani Kilisesi’yle ilgili Devletle ve Anıtlar Kurulu'ndaki temaslarımız tamamlandı. Gerekli izinler alınmasına rağmen bir dava açıldı. Süreç içerisinde Levantenlerin temsilcileri de değişti, yeni temsilciyle birlikte çalışmalar sürüyor ve dava süreci bekleniyor.”  

Surp Asdvadzadzin Katolik Vakfı 

“En büyük dosyalardan biri aslında Ermeni Katolik Patrikhane Kilisesi’nin ayrı bir vakıf olarak tanınması oldu. 166 Vakıfken Surp Asdvadzadzin Ermeni Katolik Kilisesi’yle beraber 167 olduk. Apelandon Vakfı seçim yapamıyor ve tanınmıyordu, Apelandon yeni ayrı bir vakıf oldu. Cumhuriyette Katoliklerin bir hatasından dolayı Apelandon adına bir hayırsever adına bütün vakıfları 1936 Beyannamesi’ne yazmışlardı. Bu sorun artık giderildi. Apelandon Vakfı’nın devlete geçmiş çok büyük arazileri var, büyük davalar açma olasılığına eriştiler.” 

Büyük Edirne Sinagogu

“Uzun yıllardır ibadete kapalı olan Büyük Edirne Sinagogu'nu 2015 yılında tekrardan ibadete açtık. Her ne kadar tapu iade edilmese de mazbut bir vakıf olduğu için tekrardan canlandırılması biraz problemli ve bunun için kanun gerekiyor.”

Vakıf Seçimleri 

"Vakıf Seçimlerinin yapılamaması çok büyük bir sorun. Bu sorunun çözülmesi büyük bir kamu yararı olacaktır. Bu sorunu çözemedik, bunla ilgili birçok kez toplantılar yaptık, raporlar hazırlandı. Ancak üç yılda ülkede birçok olay yaşandı ki ülkemizin atmosferi zehirlendi. Bu atmosfer değiştikten sonra taleplerimizi tekrar iletmeye başladık. Ama bir türlü bu sistem gündeme gelemedi.

Bu seçimlerle ilgili hukuksal bütün haklarımızı bir rapor halinde hazırladık. Bütün Azınlık Cemaatinin hukukçularının ortak raporu oldu, ben de hazırlanan raporu tüm cemaatlerin sivil yöneticilerine ve ruhani önderlere ilettim.

Toplantılarımızda üç yol hakkında konuştuk. Birincisi bu konu hakkında dava açılması, ikincisi müzakerelerin devam etmesi, üçüncüsü ise Cumhurbaşkanlığı’na mektup yazılmasıydı. Bu üç yol hakkında tartışırken devletle müzakerenin devam etmesi ve dava açılmaması kararı alındı. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlık döneminde Ankara’daki  yemekte bu konular konuşuldu ve bu işin çözülmesini istediler. Taslaklarımız hazırlandı, hazırlanan taslakların ardından başka taslaklar da gönderildi. Biz Genel Müdürlük’te taslak çalışmaları yaptık. Seçim tüzüğü hazırlıkları devam ederken Vakıflar Genel Müdürümüz Dr. Adnan Ertem beyle birçok ikili görüşmeler yaptık ve fikir alışverişinde bulunduk. Hazırlanan taslaklar bir topluma uyup başka topluma uymuyordu ama bunlar formüle edilebilir şeylerdi.  Rumlar için Süryaniler için ya da farklı toplumlar için ayrı maddeler eklenebilir çünkü hepsinin demografik yapıları farklı, sayıları ve istekleri farklı.

Bu seçimlerin yapılamaması da anti demokratik bir hava yaratıyor açıkçası. Avrupa Birliği İlerleme Raporu'nda soruyorlar bana 'Vakıf seçimleri yapıldı mı?’ diye, ben de ‘Yapılamadı’ diyorum onlar da rapora işliyor. Bu durumda sanki biz ülkemizi Avrupa'ya şikayet ediyormuş gibi algılanıyoruz, halbuki bizimle hiç alakası yok bu konunun.

Ortak bir karar çıkmayınca Vakıflar Genel Müdürü  'Hazırlıklar yapıldı ve siyasi iradeden bunu uygulaması için irade bekliyoruz' dedi. Bu irade nitekim halen gerçekleşmedi.

Genel Müdürün başka bir önerisi de de 'kendi tüzüğünüzü kendiniz hazırlayın' şeklindeydi.

En son olarak eski tüzüğe benzer ama biraz daha iyileştirilmiş bir tüzük hazırlayıp ‘En azından yönetimler bir kere yenilensin yeni yönetimler bir kanun tasarısı hazırlasın’ dedik.

Geçtiğimiz haftalarda Başbakan Yardımcısı Sayın Hakan Çavuşoğlu'yla görüştüm kendisine Vakıf Seçimleriyle ilgili her şeyin hazır olduğunu en azından bir kereye mahsus seçimlerin yapılması ve kanunla ilgili daha radikal, daha kökten iyi bir düzenleme yapılması önerisinde bulunduk. Bundan sonra sivil liderler nasıl bir karar alırlar bilmiyorum ama bana sorarsanız bu seçimlerin bir an evvel yapılması için çalışmalara devam etmek lazım." 

'Bürokrasiyi bilmeyenler tek bir insan çok şey yapabilir zannediyor'

"Toros Alcan ne yaptı, ne oldu? gibi şeyler duyuyorum, ben bunları normal karşılıyorum. Bürokrasiyi bilmeyenler tek bir insan çok şey yapabilir zannediyorlar. Toplumdaki birçok insan bu bürokrasi görevinin bir aktivizmle karışamayacağını anlayamıyorlar. O zaman belki suçlama durumunda kalıyorlar ama ben Ermenilerin değil bütün toplumları temsil eden ortak görüşlerin uygulamacısıyım. Toros Alcan olarak tabii ki tarzım var ama işin aslını bu ortak cemaatler ve kanunlar belirliyor. Bunların bir aktivistin sokakta yapacağı gösteriyle karıştırılmaması lazım. Ben acemice eleştiriler duyuyorum, ‘Seçim yaptırmak için Başbakanlık’ta poster astırsın’ diyenler oluyor. Ben ne bir siyasetçiyim ne de STK’daki aktivistim. Attığım bütün imzaların yükü benim üzerimde, büyük sorumluluk isteyen bir görev bu. Pasif bir görevmiş gibi algılanabilir ama bu bürokrasi işi bu işlerde de bağırma, çağırma olmaz."  

'Patrik seçimi konusunda devletimiz yanlış bilgilendiriliyor'

“Surp Haç Kilisesi Vakıf Başkanı olarak Patriklik seçimi ile ilgili olayları gerçekten hüsranla izliyorum. Her şey kuralına uygun yapılmasına rağmen hala seçimi gerçekleştiremedik.

Patrik Genel Vekilliği seçimle oldu. Patrik Genel Vekilliği unvanı devlet tarafından zorla atanan bir mevki değildir. Patrik Genel Vekili'ni de Ermeni Ruhaniler seçmiştir. Oradaki hata başkadır, Aram Ateşyan'ın Patrik Genel Vekili adaylarına haber vermemesidir. Hızla bir seçim yapıp oldu bittiye getirmesidir. Her ne olursa olsun seçilmiştir kabul etmemiz gerekir. Aram Ateşyan'ı Genel Vekil olarak seçen de görevden alan da  Ruhaniler Genel Meclisi’dir. Aram Sırpazan o dönemde kilise iç hukukunu bozmuştur ve bu sorunun devletle hiç alakası yoktur. Bunlar geçmişteydi. Ruhaniler Genel Meclisi Patrik Genel Vekili’ni seçince yedi yıl süreci işletildi.  Yedi yıl geçtikten sonra içtihatlar başladı. Patrik emekli edildi. Emekli edilince doğal olarak koltuk boş olduğu için Değabah seçimi yapıldı. Değabah seçimi için de bütün mekanizmalar devreye girdi ve her şey yapılması gerektiği gibi yapıldı. Aday olmak isteyenlere mektup yazıldı. Patrik Vekili’ni seçen Ruhaniler Genel Meclisi Aram Ateşyan'ın Patrik Genel Vekilliği görevini aldı. Patrik emekli oldu. ‘Emekli olan birinin vekili olmaz, seni görevden alıyoruz’ dediler, ‘Dini kurallarına göre değabah seçimine gidiyoruz.’ dendi. Ki kendisi Değabahlık seçimini kabul ettiği için seçime gidildi. En çok kaygıyla şunu izliyorum, kendisinin genel vekilliği devam ediyormuş gibi bir algı yönetimine başladı bunu çok sakıncalı görüyorum. Hem Ermeni Patrikhanesi'nin geleneklerine hem de din adamlarına ayıp edildiğini görüyorum. Devletimiz yanlış bilgilendiriliyor. Genel Vekilliğin devletle bir alakası yok, devlet sadece genel vekile saygı göstererek ona V.İ.P kullanma ve cübbe kisve takma izni vermiştir. Burada bir dezonformasyon yapılıyor. Ateşyan’ın 'Ben genel vekil olarak halen tanınıyorum' deyip veğarını (kisvesini) giyip bir yerlere gitmesi çok sakıncalı ve Ruhaniler Genel Meclisi'ne yapılan bir hakaret. Bunun gereği neyse ruhaniler yapsınlar. Ben bir devlet memuru olarak böyle bir şey yapsam Genel Müdürlük bana direk soruşturma açar ve gereğini yapar. Mesrop Badriarkın emekli edilmesinden sonra hazırlanan yazının geç gönderilmesi doğru. Herkes birbiri suçluyor orada.”