Geri Dön
Paylaş
Politika

TBMM Kültür Varlıkları Araştırma Komisyonu’ndan radikal öneriler

02.12.2017 19:13

"Kaçak kazıda kullanılan iş makinelerine al konulsun, dedaktörler yasaklansın"

Hülya Karabağlı

AKP Sakarya Milletvekili Mustafa İsen başkanlığında çalışmalarında TBMM Kültür Varlıklarını Araştırma Komisyonu, kamu kurumlarından sağlanan bilgi ve belgelerin de değerlendirilmesiyle taslak rapor şekillendi. Taslak raporun günümüz koşularında sorunları çözmeye dönük radikal önerilere yer vermesi dikkat çekti. Buna göre,  mevzuata, “kaçak kazılarda kullanılan iş makinelerine el konulur” hükmünün eklenmesi ve böylelikle kaçak kazılarda iş makinelerinin kullanımının büyük bir ölçüde engellenmiş olacağı belirtildi.

İhbar mekanizmasında istenen düzenlemede ise, “Varlığı önceden bilinen kültür varlıklarının çalınması durumunda ihbar eden ve yakalayan kamu görevlilerine ikramiye verilmesi” önerisinde bulunuldu.

Çözüm önerilerinde, “mücavir alanlarda bulunan taşınmaz kültür varlıklarının tel örgü ile çevrilmesi, bekçi veya kamera sistemleriyle korunması sağlanmalıdır” denirken höyük, tümülüs ve nekropol alanlarının Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı karakollarca denetimlere tabi tutulması istendi. Kaçak kazıları teşvik eden dedektörlerin yasaklanması veya kullanımının kısıtlanması da önerildi.

Taslak raporda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK)  iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, teknik araçla izleme gibi hükümlerinin 2863 sayılı Kanun’un 67. maddesindeki suçları da kapsaması için Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili maddelerinde değişiklik yapılmasının gerekli  olduğu belirtildi.

Araştırma Komisyonu’nun daha sonra eksikliklerin tamamlanmasıyla son halini alacak taslak raporunda “ Sorunlar ve Çözüm Önerileri” şöyle:

Mevzuattan kaynaklı

1- 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’ndaki para ve hapis cezaları: 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda 2008 yılında çıkarılan 5728 sayılı Kanun’la para ve hapis cezaları artırılmıştır. Ancak mahkemelerde hapis cezalarında alt limitin uygulanması dolayısıyla verilen 2 yıl hapis cezasının, değişik gerekçelerle indirilip para cezasına çevrilmesiyle birlikte, hapis cezalarının caydırıcılığı kalmamıştır. Bu çerçevede 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda yer alan 65, 67, 74. ceza maddelerinin alt sınırının bir yıl yükseltilmesi ve suçluların ceza alması sağlanmalıdır.
Ayrıca höyük ve tümülüsler gibi taşınmaz kültür varlıkları, iş makineleri kullanılarak kısa bir zamanda yok edilmektedir. Bu vahşetin önüne geçilebilmesi için 74. maddeye, “kaçak kazılarda kullanılan iş makinelerine el konulur” hükmü eklenmelidir. Bu düzenleme yapıldığı takdirde, kaçak kazılarda iş makinelerinin kullanımı, büyük ölçüde engellenmiş olacaktır.

2- İhbar mekanizmasının teşviki:

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 64/e maddesi, 4. maddesinde yazılı süreler içinde bildirilmediğinden gizlenmiş sayılan kültür varlıklarını haber verenler ile bunları yakalayan kamu görevlilerine 1905 sayılı “Menkul ve Gayrimenkul Emval ile Bunların İntifa Haklarının ve Daimi Vergilerinin Mektumlarını Haber Verenlere Verilecek İkramiyelere Dair Kanun” çerçevesinde ikramiye verilmektedir. Günümüzde %7,5 olarak işlev gören kanun eski eser kaçakçılığını önlemede yetersiz kalmaktadır. Ayrıca müze ve kütüphanelerden çalınan kültür varlıklarını haber veren ve yakalayan kamu görevlilerine,  “Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca daha önceden bilinen kültür ve tabiat varlıklarına ihbar ikramiyesi ödenmez” hükmü çerçevesinde ikramiye verilememektedir.

Sorunun giderilmesi için 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 64/e maddesi, 1905 sayılı Kanun’dan kurtarılarak Maliye Bakanlığı ile Kültür ve TurizmBakanlığı’nca yapılacak bir çalışma ile yeniden düzenlenmeli ve ikramiye oranları yükseltilmelidir. Bu düzenlemede, varlığı önceden bilinen kültür varlıklarının çalınması durumunda ihbar eden ve yakalayan kamu görevlilerine ikramiye verilmesi hususu da yer almalıdır.

3- 2863 sayılı Kanun’un 67. maddesindeki suçlara ilişkin teknik takip:

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun eski eserleri yurt dışına kaçırmak (mad. 68) ve kaçak kazı yapmak (mad. 74) suçlarına yönelik olarak Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun iletişimin denetlenmesi (mad. 135/6), gizli soruşturmacı görevlendirilmesi (mad. 139/c) ve teknik araçla izleme (mad. 140) gibi tedbirler uygulanmakta ve başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Aynı  tedbirlerin, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilmediğinden, 2863 sayılı Kanun’un 67. maddesinde yazılı suçlar (haber verme zorunluluğu ve kültür varlığı ticaretine aykırı hareket edenler) için uygulanmadığı görülmektedir. Hâlbuki yurt dışına kaçırılacak korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının yurt içinde el değiştirmesinde, yani kaçak kazıcıların elde ettikleri eserleri toplayıcıya veya pazarlamacıya ulaştırılmasında oluşturulan suçlar, haber verme zorunluluğuna ve kültür varlığı ticaretine aykırı hareketleri kapsamaktadır. Bu nedenlerle, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun iletişimin denetlenmesi (mad. 135/6), gizli soruşturmacı görevlendirilmesi (mad. 139/c) ve teknik araçla izleme (mad. 140) tedbirlerinin 2863 sayılı Kanun’un 67. maddesindeki suçları da kapsaması için Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili maddelerinde değişiklik yapılması gerekmektedir.

4- Dedektör kullanımı:

Ülkemizde korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarından olan höyükler, antik kentler, nekropoller (eski mezarlık alanları) ve tümülüsler (anıt mezarlar) kaçak kazılara ve soygunlara maruz kalmaktadır. Kaçak kazılarda taşınmaz kültür varlıkları önce dedektör denilen ve yer altındaki bazı metallere duyarlı olan cihazlarla taranmakta ve sinyal verdiği yerler eski eser veya hazine bulmak için tahrip edilip kazılmaktadır.

Daha önce gerek Emniyet Genel Müdürlüğü, gerekse Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü dedektörlerin yasaklanması veya kullanımının kısıtlanması çerçevesinde araştırmalar yapmış, ancak herhangi bir sonuç alınamamıştır. Ülkemizin 16.1.1992 tarihinde imzaladığı, 5.8.1999 tarih ve 4434 sayılı Kanun ile onayladığı Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 3. maddesi arkeolojik arama amaçlı metal dedektörlerin ve diğer arama gereçlerinin kullanımını, devletin iç mevzuatında öngörülen hâllerde, bilimsel nitelikli ön izne tabi tutulmasını hükme bağlamaktadır. Bu çerçevede, kaçak kazıları teşvik eden dedektörlerin yasaklanması veya kullanımının kısıtlanması zorunluluk hâline gelmiştir. Eğer dedektörlerin yasaklanması mümkün olamıyor ise, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden Teknik Arama Genel Müdürlüğü tarafından yalnızca maden aramalarda kullanılmak üzere ruhsata bağlanması, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı tarafından sahiplerinin gözetim altında bulundurulması hususu araştırılmalı ve hukuki bir düzenleme yapılmalıdır.

Yürütmeden kaynaklı

1- Kaçak kazıların ve soygunların önlenmesi:

Eski eser kaçakçılığının ilk aşamasını kaçak kazılar ve soygunlar oluşturmaktadır. Genellikle yerleşim yerlerinden uzakta bulunan höyükler, antik kentler, nekropoller ve tümülüsler gibi taşınmaz kültür varlıklarını ya ören yeri bekçileri, ya da jandarma güçleri tarafından korunabilirler. Bu kaçak kazılarla taşınmaz kültür varlığı bir höyükse tüm yerleşim tabakaları, yanı bilimsel kazılarla ortaya çıkarılacak bilgi dağarcıkları yok edilmektedir. Eğer kaçak kazıcılar bir nekropol üzerinde bu faaliyetlerini yürütmüş iseler, mezarda bulunan taşınır kültür varlıkları ya tahrip edilecek ya da ele geçirilip, ticari metaya dönüştürülecektir. Bu sırada müzelerimizde sergilenecek değerdeki eserlerin ve o döneme ait gömü adetlerinin kaybolması anlamına gelecektir.

Günümüzde mücavir alanlarda bulunan taşınmaz kültür varlıklarında dozer, kepçe ve buna benzer ağır iş makineleri kullanılarak kaçak kazıların yapıldığı görülmektedir. Bu eylemler sonucu, tarihsel süreçte o bölgede yaşamış kültürler, yani kültürel mirasımız tamamen tahrip edilerek ve yok olmaktadır.

Bu çerçevede;

1- Mücavir alanlarda bulunan höyük, tümülüs ve nekropol alanları Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı karakollarca denetimlere tabi tutulmalıdır.

2- Mücavir alanlarda bulunan taşınmaz kültür varlıklarının tel örgü ile çevrilmesi, bekçi veya kamera sistemleriyle korunması sağlanmalıdır.

3- Sit alanları ve korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının etrafında bulunan vatandaşlara aralıklı eğitim çalışmaları yapılmalı, çevresini tanıma, kültür varlıklarını koruma ve kültür bilinci verilmelidir.

4- Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın bölgesel birimleri eski eser kaçakçılığını önlemeye yönelik istihbari çalışmalara ağırlık vermeli ve olaylar vuku bulmadan önlemenin yollarını aramalıdır.

5- Eski eser kaçakçıları, müze, kütüphane, cami, kilise ve sinagog gibi kültür varlıklarının korunduğu mekânlara yönelmişlerdir. Buralardaki eski eserlerin fotoğraflı ayrıntılı envanterleri ve periyodik denetimleri yapılmalıdır.

2- İç piyasa denetimi:

İç piyasa denetim altına alınmalıdır. İç talep, özel müzeler ve koleksiyoncular tarafından oluşturulmaktadır. Kaçak kazılardan çıkarılan bir eserin ülkemizde bir özel müzenin veya koleksiyoncunun koleksiyonlarına katılıyor ve bu süreç durdurulamıyor ise eski eser kaçakçılığı önlemek mümkün olmayacaktır.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 4. maddesine göre, bulunan kültür varlıklarının devlet müzelerine haber verilmesi zorunludur. Müze müdürlüğü 25. madde doğrultusunda bu eserlerden korunması gerekli olanları müzelere alır, korunması gerekli olmayanları ise bir belge ile bulana iade eder. Ayrıca etnografik eser statüsünde bulunan ata yadigârı eserler için de aynı yöntem uygulanır. Ancak bu nitelikteki eserler sahipli olduğundan, sahibi müzenin verdiği değeri beğenmezse, eseri belgelendirip, iç piyasada koleksiyonculara, özel müzelere, eski eser ticareti yapanlara veya müzayedeler yoluyla yurt içinde herhangi bir vatandaşa satabilir. Bu çerçevede piyasada dolaşımına izin verilen eserlerin bir belgesi olmak zorundadır. Belgelendirilen eserler, yurt içinde takibi yapılabildiği için yurt dışına da çıkarılamazlar. Eski eser ticareti yapanlar ve müzayede evleri, ancak belgelendirilmiş kültür varlıklarını satabilirler. Ancak belgelendirmenin iç piyasada yeteri kadar uygulanmadığı görülmektedir.

Belgelendirme sistemi işler hâle getirilerek, iç piyasada dolaşımına izin verilen tüm kültür varlıkları belgelendirilmelidir. Böylece iç piyasada denetim sağlanacak ve yurt içinde dolaşımına izin verilen kültür varlıklarının yurt dışına çıkarılması önlenecektir. Bu çerçevede müzayede konusu da eklenerek Taşınır Kültür Varlığı Ticareti ve Bu Ticarete Ait İşyerleri ile Depoların Denetimi Hakkında Yönetmelik yeniden düzenlenmelidir.

3- Müzelerde uzmanlaşmaya yönelik altyapı oluşturulması:

Tüm müzelerimizde yeterli sayıda olmasa da uzman personel bulunmaktadır. Ancak uzmanlaşmış, nitelikli personel sıkıntısı hat safhadadır. Çünkü uzmanlaşmak usta-çırak ilişkisi içinde gelişmektedir. En az on yıl uzman personelle çalışma şansına sahip olanlar, bir nebze de olsa uzmanlaşmış olmaktadırlar. Yeni mezun olup, müzelerde göreve başlayan bir arkeolog herhangi sikke konusunda veya bir sanat tarihçisi herhangi bir halı konusunda ekspertiz raporu verebilecek düzeyde olamamaktadır. Ayrıca tecrübesiz arkeolog veya sanat tarihçinin müzeye getirilen bir eserin sahte olup olmadığı hususundaki kararı da şüpheyle karşılanmalıdır.

4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da müzelerde uzmanlaşmayı sağlayacak yasal bir düzenleme yapılarak, uzman yardımcısı, uzman, başuzman kadrolarının oluşturulması, üst kadrolara geçişte tez ve yeterlilik aranması ve bu kadroların Kültür ve Turizm Uzman ve Uzman Yardımcılığı kadrolarıyla eşleştirilmesiyle sorun ileriki yıllarda tamamen çözülebilir.

4- Dış talebin kırılması:

Kültür varlığı kaçakçılığının en önemli nedenlerinde bir dış taleptir. Bu talebi talebi kırmak için, yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın tespit çalışmalarına ağırlık verilmeli ve iadesi için tüm olanaklar kullanılmalıdır. İadesi ikili görüşmelerle sağlanamayan kültür varlıklarının iadesine yönelik mahkeme yolu da denenmelidir.

Eski eser kaçakçılığından mağdur olan ülkelerle ilişkiler sıklaştırılmalı ve uluslararası sözleşmelere mağdur ülkeleri koruyucu düzenlemelerin getirilmesi için mücadele edilmelidir.

Ayrıca dış temsilciliklerimiz aracılığıyla kültürel kimliğimizin nadide eserleri olan taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının tespit çalışmaları yapılmalı ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nde bir arşiv oluşturulmalıdır.

Yurt dışında yapılan müzayedelere katılarak özellikle Türk ve İslam eserlerine talip olunması, Türkiye’nin kültür varlıklarına sahip çıktığının uluslararası alanda gösterilmesi, yurt içinde ve yurt dışında bir farkındalık yaratacaktır. Yurt dışı müzayedelere katılım ve eser alınması 1990’lı yıllarda denenmiş ve müzelerimize bir miktar eser satın alınmış ve bu tavır yurt içinde ve yurt dışında takdirle karşılanmıştır

5- Konservasyon atölyelerinin kurulması:

Korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarını müzeler toplayıp teşhir etmek, müzecilik değildir. Bu eserleri gelecek kuşakla da bırakmak gerekir. Bu bağlamda eserlerin bakım ve onarımlarını yapacak, onları mikro organizmalardan, küften ve pastan koruyacak konservatörlere ve bunların çalışacakları laboratuarlara ihtiyaç vardır. Ne yazık ki bu yapılanma müzelerimizde yeterli değildir. Yani eserlerimizin kaçırılmasını önlemeye yönelik çalışmalar yapılırken, o eserlerimizin depolarda çürütülmemesi gerekir. Bu çerçevede, Kültür ve Tabiat Varlıkları Genel Müdürlüğü ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı müzelerin ihtiyaçları giderilebilir. Ayrıca, özel müzelerin ve koleksiyoncuların ihtiyaçlarını giderici sistemler kurulmalıdır. Örneğin, özel müze ve koleksiyoncuların ihtiyaçlarını karşılayacak özel konservasyon atölyelerin kurulmasına izin verilebilir. Bu nitelikte olup da yasadışı çalışan atölyelerin denetim ve çalışma şartları için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

6- İdari yapının dönüştürülmesi:
Konuyla ilgili görev yapan nitelikli personelin sayısının arttırılması, Bakanlıklar bünyesinde kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadele birimlerinin müstakil daire başkanlıklarına dönüştürülmesi konusunda açıklama eklenecektir.

Toplumsal nedenlerden kaynaklı

Toplumda eski eserleri koruma bilincinin yaygınlaştırılması
Ülkemiz sınırları içinde bulunan ve hangi devire ait olursa olsun, tüm kültür varlıklarının sahibinin Türk halkı olduğu bilinciyle hareket edilerek, toplumda koruma ve sahiplenme bilincinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun sağlanması için çocuk, genç ve yaşlı tüm vatandaşlarımıza yönelik eğitim çalışmaları yapılmalı, kültür varlıkları tanıtılmalı ve bunların Türk toplumunun kültürel mirası olduğu anlatılmalıdır. Bu çerçevede;

1- Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretimde çocuklarda eski eser sevgisini yaratacak etkinlikler yapılmasına, ortaöğretimde sanat tarihi derslerinin konmasına yönelik çalışmalar yaptırmalıdır. Gençlerimiz, hem sahip oldukları kültürleri tanımalı, hem de dünya kültürlerinden haberdar olmalıdır.

2- Toplumda eski eser sevgisini artırmaya ve halkı müzelere gitmeye teşvik için televizyonlarda ve sosyal medyada yayınlanacak reklamlar veya kamu spotları yaptırılmalıdır.
Bu reklamlarda halkımız müzelere davet edilirken, dikkat çeken ve merak uyandıran bilgilere de yer verilmelidir.

3- Halkın müzelere ve ören yerlerini daha ucuz gezmelerini sağlamalıdır. Müzekart, bu bağlamda çok önemli bir proje olmuştur. Müzekart ücretlerinin daha aşağıya çekilmesi hususu düşünülmelidir.

4- Müze ve ören yerlerimizde kaçırılan kültür varlıklarına ilişkin farkındalığın artırılmasına yönelik Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde bazı kaçırılan/noksan eserlerin ziyaretçilere bilgi panolarıyla anlatılması örneğinde olduğu gibi ziyaretçinin bu konuda bilgilendirilmesini sağlamak

5- Yurt dışına kaçırılmış eserlerin iadesini yönelik yapılan çalışmalarda halk desteği sağlanmalıdır. Geçmişte Troya eserleri ve Zeus Sunağı’nın iadesine yönelik yapılan imza kampanyaları gibi kampanyalar, vatandaşın bilgilenmesine ve bilinçlenmesine yol açacaktır.

6- 1917 yılında kurulması planlanan, ancak günümüze kadar kurulamayan Millî Müze’nin Ankara’da kurulması sağlanmalıdır. Bu müzede ana bölümde Selçuklu ve Osmanlı kültür varlıklarına yer verilmeli ve akabinde Anadolu’da sahip olduğumuz ve tarihsel süreçte Orta Asya’da yarattığımız ve 1923 yılından itibaren de yaratmaya devam ettiğim tüm kültür varlıkları, bu müze içine yer almalıdır. Bu Millî Müze, sahip olduğumuz tüm kültür varlıklarını içinde barındırırken, aynı zamanda toplumda bu kültürlere karşı sahiplik duygularını ve anlayışını geliştirecek ve koruma bilinci bu bağlamda artacaktır.

7- Çocukların müze ile ilişkilerini küçük yaşlarda kuracak, onları eğlendirirken eğitecek olan Çocuk Müzeleri kurulmalıdır. Bu müzelerde çocuklara hitap edebilecek pedagoglar çalıştırılmalıdır. Bu müzeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kurulabileceği gibi, Belediyeler teşvik edilerek yerel yönetimlere de yaptırılabilir.

8- Eski Türk sanatlarını toplum içinde tanıtacak ve yeniden üretimlerini teşvik edecek projelere yer verilmelidir. Hat ve tezhip sanatı gibi eski Türk sanatlarına yönelik uygulamalı müzeler açılmalı ve kültürel kimliği pekiştirecek projelere yer verilmelidir.