Gündem

Yazar Amin Maalouf: Anavatanım Arap dünyası menfaatine olan şeyler yapmadı; hata önce onlardan kaynaklandı

Lübnan asıllı Fransız yazar Şili, Lübnan, İran, Irak, Fransa'daki gösterileri yorumladı

26 Aralık 2019 18:07

Fransız Akademisi üyesi ve 'Semerkant', 'Afrikalı Leo' ve 'Tanios Kıyıları' gibi kitapların dünyaca ünlü yazarı Amin Maalouf, HaberTürk'ten Kürşad Oğuz'ın sorularını yanıtladığı söyleşinin ilk kısmında son kitabı 'Uygarlıkların Batışı' ekseninde 1979'dan başlayarak Arap coğrafyasının ve dünyanın geçirdiği değişimleri anlattı. Lübnan asıllı Fransız yazar, eleştirilerinin zaman içerisinde neden Batı'dan Arap-Müslüman toplumuna kaymasıyla ilgili olarak, "Benim anavatanım ve ana kültürüm olan Arap dünyası da tarihsel çıkmazından kurtulmak için kendi menfaatine olan şeyler yapmadı. Yani bir hata varsa önce Araplardan kaynaklandı" dedi.

Yazarın 1998 yılında yayımlanan 'Ölümcül Kimlikler', 2009'da basılan 'Çivisi Çıkmış Dünya' ve bu yıl yayımlanan 'Uygarlıkların Batışı'nda yer alan kitapları üzerinden sorular soran gazeteci Oğuz, bugün Şili, Fransa, Irak ve İran'daki gösterilerle ilgili olarak "Bunların hepsinin ortak noktası şu: Halkların çok önemli bir bölümünde terk edilmişlik ve toplum dışına itilmişlik duygusu hâkim" dedi. 

Gazeteci Oğuz'un bugünün dünyasında yaşanan umutsuzluğun sebebinin 'yönetenler mi' olduğu sorusuna yazar Maalouf "Yönetenlerin suçu diyemem. Bizi yönetenler bizim toplumlarımızdan türer, başka gezegenden gelmezler. Karmaşık bir insanlık macerası gemisine bindik ve hepimiz yarının dünyasında çözümler bulmak için düşünmeliyiz" dedi.

Söyleşinin günümüz siyasetiyle, sosyal hareketlerle ilgili olan bölümleri şöyle: 

Böyle devam mı edecek? Çünkü muhafazakâr devrim, sosyal demokrasiyi de gözden düşürdü. Bugün Avrupa’daki oy oranlarına baktığımızda bu görünüyor.

Nereye gidiyoruz sorusuna cevap vermek zor. 'Neredeyiz'in cevabı daha kolay. Bugün dünyanın pek çok bölgesinde kitlesel gösteriler söz konusu. Şili, Lübnan, İran, Irak, Fransa… Pek çok ülkede içerikler farklı olsa da büyük eylemler var. Bunların hepsinin ortak noktası şu: Halkların çok önemli bir bölümüne terk edilmişlik toplum dışına itilmişlik duygusu hâkim. Neden terk edildiklerini düşünüyorlar? Çünkü devlet daha önce oynadığı rolü oynamıyor. 40 yıldır “devlet ekonomiye müdahaleyi, sosyal yardımları azaltmalı” deniyor. Devlet sosyal korumacılık ve haklar için daha az para harcıyor, sendikalar harekete geçiyor, grevler ve gösteriler gerçekleşiyor. Fransa’da da, Şili’de de, Irak’ta da böyle. Onlarca ülkede aynı olayla karşı karşıyayız. Acaba bu, 40 yıl önce gerçekleşen Thatcher’cı ve Reagan’cı devrimin sona geldiğini, soluğunun kesildiğini m gösteriyor? Bu mümkün. Çünkü bugüne kadar aynı zamanda sosyal de olan yan toplumu dikkate alan ve tamamen başarıya ulaşan bu muhafazakâr kapitalist devrim (komünizm ve sosyalizmle mücadelesini kesin kazandı) bugün artık hiç sosyal olmak istemiyor çünkü her halükârda artık rakibi yok veya kesin olarak yenildi. Diğer kampın, sosyalizmin rekabet olmayınca kapitalizm sosyal olmayı bıraktı. Bugün başka bir muhalefet biçimiyle karşı karşıyayız ama bu muhalefet eski sosyalist yönde de gitmiyor. Aslında hangi yöne gideceğini de bilmiyor henüz. Dünyanın pek çok yerinde eylem ve göster yapanların bir projeler yok. Sadece artık, ülkelerinde süren uygulamaların kendilerine uymadığını kesinkes biliyorlar.

Yalnız hissediyorlar, endişeler var ve kadınlar da artık daha yoğun katılıyor bu gösterilere. Şili’de başlayan LasTesis eylemler gibi…

Ülkeden ülkeye değişiyor. Meksika’dan yeni geldim. Orada da kadın eylemler vardı ama çok belirgin taleplerle. Ama genel olarak bakarsak, insanlar gerçekten acı çekiyor. Hal vakti yerinde, durumundan memnun orta sınıftan insanlar bugün kendilerini boğulmuş hissediyor. İnsanları sokağa ten gerçek bir ıstırap hal var. Bu ilerde yeni bir yönetim biçimine yol açacak mı? Bunu söylemek için erken. Hiçbir yerde açık ve net bir sistem değişim hedefiyle sokakta değil insanlar. Tabi bu, göster yapmak için amaçları olmadığı anlamına gelmiyor. Istırap çekiyoruz diyorlarsa, çekiyorlardır. Bu sistem bize uymuyor diyorlarsa, uymuyordur. Ama zihinlerinde bunun yerine koyacak bir sistem henüz yok. Cezayir’e bakalım. Yaklaşık bir yıldır tamamen meşru taleplerle, çok barışçı gösteriler yapılıyor. Ama yen bir hükûmet projesinin ortaya çıktığını göremiyoruz. Lübnan’da da böyle. Bu da normal. İnsanlar “acı çekiyoruz, bu durum bizi mutlu etmiyor” diye sokağa indiklerinde bir hükûmet projesi önermelerini isteyemeyiz. Geleceği sordun. Gelecekte ne olacak göremiyoruz ama değişim olacağını seziyoruz. Başta da söyledim. Yarının veya yarının hükûmetlerinin neye benzediğini göremiyoruz bugünden. Ama yüksek ihtimalle değişecek ve yeni hükûmet sistemleri olacak. Yen bir şeyin doğduğunu görüyoruz ama… Şurası net: Bugüne kadar süren sistem artık halkların beklentilerini karşılamıyor ve yen bir şey talebini çoktan doğurdu. Bu tabi aynı zamanda bir demokrasi krizi olduğunu da gösteriyor.

Demokrasi yetmiyor mu artık yani?

Elbette demokrasiden başka sistem yok çünkü halkların ne istediğini dikkate almamız lazım ama aynı zamanda demokrasinin işleyiş biçimin yenden düşünmemiz gerekiyor. Artık insanlar üç beş yılda bir sandığa gidip oy atma derdinde değil, bu onlara yetmiyor. Yerine başka bir şey koymak gerekiyor.