Geri Dön
Paylaş
13.08.2017 00:00

Çocuklara kıymayın!

Henüz on beş yaşında bir çocuğumuzu, Eren Bülbül’ümüzü toprağa verdik. Hayalleri, umutları, sevdikleri velhasıl ona dair ne varsa artık yok ve başta anne ve babası olmak üzere, tüm sevdiklerinin bir yanı artık hep eksik. Terörle olan mücadelemiz üzerinden yapılan açıklamalara yenileri eklenecek, ölen yavrumuzun ardından herkes kendince onun aziz hatırasına yönelik sözler söyleyecekler. Ama hepsi bu kadar, geriye artık aramızda olmayan on beş yaşında bir çocuğumuzun, bize ibretle bakmakta olduğu gözlerini gösteren fotoğrafları kalacak. HDP’lilerin ölenin ardından terörü ve teröristleri nasıl lanetleyemediklerini bir kez daha sosyal medya üzerinden okuyacağız. Hatta çocuklar üzerinden ideoloji yarıştırmaları yapanlar bile maalesef çıkacak!

Oysa ölümlere sevinilmez, ölümler üzerinden topyekûn çıkarsamalarda bulunmak kadar tuhaf bir durum söz konusu olamaz. Çocuklarımızı, hayatlarımızdaki en değerli varlık olarak gördüğümüz, yarınlarımızı toprağa veriyoruz. Bu coğrafyada yaşlıların en sık kullandığı kelimelerin başında ‘Allah sıralı ölüm nasip etsin’ gelir. Bu sözün bir anlamı vardır ve kendilerinin sırasını evlatlarının almasını hiç ama hiç istemezler. Onların ölümlerine şahitlik etmek, bir ana baba için yıkımdan da daha büyük bir felâkettir. Bunu yaşayan ebeveynler bir daha iflah olmazlar, hayatlarının sonuna kadar hep bir yanları eksik, hayatı ayaklarını sürüye sürüye tamamlamaya çalışırlar.

Terör belasına bugüne kadar binlerce çocuğumuzu verdik ve her defasında onların ardından gözyaşlarına boğulduk. Eren yavrumuzla birlikte bir kez daha acılara gark olduk. Bu ülkenin ana babalarının gözlerindeki yaşların dinmesi için söylemlerin ötesinde adımlar atmanın zamanı çoktan geldi. Ama burada terörle mücadele ederken sapla samanı birbirine karıştırmadan sağduyu içerisinde hareket etme zorunluluğunu göz ardı etmemeliyiz. Acıların insan hayatında yarattığı travmalar bazen hiç ummadığınız kadar büyük ve yakıcı olabilir. Kardeşlik söylemleri üzerinden yürümek de, ülkenin bu şekilde bölünemeyeceği vurgusunu yapmak da tek başına yeterli olmuyor. Çok daha derinlere inmek ve oralarda yıllardan bu yana yaşaya geldiğimiz bu sorunun çözümü için çaba sarf etmek durumundayız. Ama artık öyle bir yere gelmiş vaziyetteyiz ki, gerilim içerisinde karşıtlık üzerinden yürütülen bir anlayış karşılıklı olarak aklın ortadan kaybolmasına yol açıyor.

Aklın devre dışı bırakıldığı ortamlarda ise duyguların ortaya çıkartacağı sonuçlar hiç beklemediğimiz kadar yıkıcı olabilmektedirler. İşte bu yüzden herkesin terörle ve şiddetle arasına net bir çizgi çekmesi olmazsa olmaz bir zorunluluk haline bürünmüştür. Ama’lı, Lakin’li, Fakat’lı cümleler yerine terörü ve teröristleri kınamak durumundayız. Bunun yapılmadığı her olay, beraberinde karşıtlığın biraz daha fazla üretildiği ve duyguların biraz daha bilendiği bir şekille son bulma yolunda ilerleyecektir.

Eren Bülbül kardeşimiz ile birlikte bir kez daha çocuklarımızı kaybetmenin verdiği üzüntüyü iliklerimize kadar yaşamış olduk. Keşke kaybettiğimiz bütün çocuklarımıza, önce çocukluklarını ardından umutlarını, hayallerini geri verebilecek bir imkanımız olsaydı. Keşke onları huzurlu bir ülkede, geleceğe güvenle bakılan bir ortamda büyütebilseydik! Maalesef onlara bunları yaşatamadık ancak onların akranları olan binlercesini, bunlardan çok daha fazlasını yapabilecek koşullara sahibiz. Yeter ki, birbirimizle didişip durmanın ötesine geçerek gerçek anlamda çocuklarımız için bu vatanı yaşanabilecek bir pozisyona yükseltmek için çaba gösterebilelim. Timsah gözyaşlarının ötesine geçerek, ölümü değil hayatı kutsayacak zihniyet kalıplarını üretebilelim. Nurlar içinde yat sevgili Eren, mekanın cennet olsun.