Geri Dön
Paylaş
08.11.2018 21:00

Sadece cezai yaptırımlarla çözemeyiz

Geçtiğimiz cuma akşamı Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanan karşılaşmanın sonunda meydana gelen olayların etkileri, bugün açıklanan cezalar ile bir kez daha tartışmaya açık hale dönüştü. Her şeyden önce futbol sahalarındaki eyyamcılık hastalığımızı ortadan kaldırmadan, yaşamakta olduğumuz sorunları giderebilmemizin mümkün olmadığı gerçeğinin altını çizmek isterim. Çünkü bu anlayış tarzı hem yaşadığımız şiddet kısırdöngüsünün oluşmasına katkıda bulunuyor hem de şiddetin kendi perspektifimiz üzerinden adeta bizim dışımızdakiler tarafından oluşturulmakta olduğu gibi bir algının yaratılmasına yol açıyor. Bu ise tüm olup bitenleri sürekli olarak kendisi üzerinden temize çekmeyi alışkanlık haline getirenlerin işlerini kolaylaştırıyor.

Futbolun bu ülkede herkesin üzerinde konuşup ahkam kestiği bir alan olma özelliğini çoğu kez es geçiyoruz. Oysa futbol içinde yaşadığımız ülkenin kültürel kodları ile kesişen ve bu yapının şekillenmesinde etkide bulunan bir alan vasfına sahiptir. Böyle olduğu için de futbolu ve onun etrafından olup bitenleri sadece futboldan ibaret görebilmemiz mümkün değildir. Hele hele söz konusu olan ülke futboluna yön veren ve şekillendiren iki takımın mücadelesi ise işlerin çok daha karmaşık bir hale büründüğünü belirtmeliyiz.

Maç bitiminde koridorda birbiri ile öpüşen Ali Koç ve Fatih Terim’in, daha sonra kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda kullandıkları ifadelere dikkatlice bakmalıyız. Kulüp başkanlarının, yöneticilerin, eski yöneticilerin, teknik direktörün ve futbolcuların ifadeleri ile futbol medyasının yaşananlar üzerindeki yorumlarına yoğunlaştığımızda karşımıza çıkan tablo hiç de iç açıcı olmayan bir görünüm arz etmektedir. Buna karşın maçın bitiminde yaşanan rezalete ilişkin olarak kimsenin bizlere yaşatılan bu rezillik için bir özür dahi dilememiş olması da son derece manidardır.

Kendi haklılıkları üzerinden inşa etmiş oldukları kumdan kalelerinde şiddetin tek suçlusu olarak rakiplerini göstererek temize çıkabileceklerini zannedenler fena halde yanılıyorlar. Öte yandan bütün bu yaşananların sonucunda sürekli olarak cezai tedbirler ile terbiye etme yoluna giden federasyonun da, başka terbiye yollarını devreye sokmasının zamanı geldi de geçiyor bile. Galatasaray’ın Kuzey tribününde 106,107, 206 ve 207 bloklar ile Batı VİP tribününde 100 nolu bloktaki seyircilerin tamamının bir sonraki karşılaşmaya girememe cezası ile çarptırılmaları kötü ve çirkin tezahürat anlayışı içerisinde yer almayan seyircilerin de cezalandırılması nedeniyle sorunu halletmeye yetmemektedir. Hatta tam aksine suçsuzları da cezalandırarak bir sonraki karşılaşma için daha da aksi yönde bir davranışa doğru yöneltebilmektedir.

Elimizde kamera görüntüleri olduğuna göre bütün bir blokta yer alan taraftarları cezalandırmak yerine gerçekten suçlu olanları tespit ederek stadyumdan uzaklaştırın. Bir sonraki karşılaşmaya gelen insanlar böylece cezalı olan koltukların olduğunu ve aynı davranışı kendilerinin de yaptığı takdirde, cezalı olacaklarını anlayabilsinler. Oysa zaman değişiyor ancak federasyonumuzun vermiş olduğu ceza anlayışı aynen toplu şekilde uygulamaya devam ediyor. Daha önce de defalarca yazdım aynen tekrarlıyorum, bu cezai yaklaşım tribünlerde olay çıkartmak isteyenlerin elini güçlendirmekten başka bir işe yaramaz!

Saha içerisinde olaylara karışan futbolculara verilen cezaların azlığı veya çokluğu üzerinden bir şeyler söyleyecek değilim ancak şundan eminim ki bu cezalar üzerine kulüplerimizden özellikle de Galatasaray kulübünden açıklamalar gelecek ve bu sezon boyunca kulüp ile federasyon arasındaki gerilimli ifadeleri duymayı sürdüreceğiz. Burada sadece Hasan Şaş’a verilen cezanın üzerinde daha fazla durulması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü görevi teknik ekip içerisinde yer alan birisinin saha içerisinde olup bitenlere bu şekilde müdahil olması ve bunu alışkanlık haline getirmesinin önüne göstermelik cezalarla geçemezsiniz. Profesyonelliğin hakkını teslim etmeyen ve görevini kötüye kullanan bütün kişiler, yaptıklarının cezasını çekmekle yükümlüdürler. Bu noktada kulüplerin büyüklüğü, tarihsel geçmişi, başarıları ile milyonlarca taraftarının olması ölçüt olamaz!

Futbol sahalarındaki şiddeti en alt seviyeye indirmek istiyorsak her şeyden önce samimi olmamız gerektiğini kabul etmeliyiz. Ebedi dost ezeli rakip masalı yerine gerçek anlamda saygıya dayalı bir rekabeti yeniden inşa etmek durumundayız. Bu noktada geçmişte olup bitenlerden ziyade geleceğe dönük adımların ön plana çekilmesi ve eşitlikçi bir yaklaşım egemen kılınmalıdır. Ağzını açanın otuz milyon, yirmi beş milyon, yirmi milyon taraftarımız var dediği ülkede gerçek anlamda takım tutan kaç kişi var onu bile bilmiyoruz! Kendi tuttuğu takımı Ata’mızın tuttuğu takım diyerek yücelten buna karşın rakibini hacıların, hocaların ve teröristlerin arkasına saklanan diyerek aşağılayan zihniyet yapısı ile sorunlar çözülemez hatta tam aksine daha da kangren haline dönüşür. Çünkü böylesi bir bakış açısı her defasında kendi karşıtını ve ötekisini üretecek bir retoriği üreteceği gibi nefreti ve öfke tohumlarını da biriktirecek iklimin yaratılmasına yol açar.

Maç öncesi stadyumda geçirdiği kalp krizi sonrası hastaneye kaldırılan ve kurtarılamayarak hayatını kaybeden Koray Şener kardeşimizin cenaze töreni keşke ezeli rakip ebedi dost ifadesini kullananların gerçekten samimi olduklarını gösterebilmelerine vesile olabilseydi.  Çiçek göndermek yerine keşke Galatasaray ve Beşiktaşlı yöneticiler ile diğer takımların yöneticileri orada yer alıp Türkiye’nin bütün renkleri acı günde bir arada mesajını tribünlerdeki taraftarlarına verebilmiş olsalardı.

Koray Şener’in tribünde yaşadığı kalp krizi, ülkemizin stadyumlarında, spor salonlarındaki sağlık tedbirleri üzerine bir kez daha düşünmemiz gerektiğini göstermiş oldu. Yaşanabilecek sorunlar karşısında neler yapılması gerektiği hususunda karşılaşmalara giden taraftarların bilgilendirilmesi de dahil olmak üzere adımlar atmalıyız. Bu noktada kulüplerin taraftarlarının ilk yardım konusundaki eğitilmelerinden tutun da anlık müdahalelerin stadyum içerisinde gecikmeden yapılmasına kadar bir dizi alanda yapabilecekleri çok şey var. Kaderin ötesine geçip yaşamı kutsayacak ve var kılacak yaklaşımların da hayata dair olduğu gerçeğini önce kulüpler anlamalılar. Onların önderliğinde taraftarlarının da birlikte çok daha güçlü ve azimli bir biçimde hareket edebilecekleri ortam rahatlıkla yaratılabilir. Yeter ki istesinler.

Son bir not, maç sonrası yaşananlar hakkında açıklamalar yapanların kullandıkları kelimelerin vur kaç taktiği, gerilla, mahalle kabadayısı, tehdit, saldırı, taciz, algı yönetimi, adalet vb. gibi kelimelerin öne çıkartılması ilgi çekiciydi. Federasyonun Profesyonel Futbol Disiplin Kurulan sevk etme gününün Galatasaray’ın şampiyonlar ligi maçının öncesinde yapılması manidar görüldü buna karşın cezaların Fenerbahçe’nin Avrupa kupası karşılaşması öncesi açıklaması da bu yaklaşıma göre manidar olacaktır. Fakat yine de cezalar yaşananları ortadan kaldıramayacağı gibi sorunları daha da içinden çıkılmaz bir hale doğru sürüklemektedir. Bu yüzden futbol federasyonu ile kulüplerin ve medyanın en çok ‘onlar’ suçlu samimiyetsizliğinden kurtulması gerekmektedir.