Geri Dön
Paylaş
09.07.2018 00:00

701 sayılı KHK

24 Haziran seçimleri sonrasında toplanan Meclis; 7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece yarısı, milletvekili andiçme törenini tamamlayarak, Cumhurbaşkanı andiçme töreni için 9 Temmuz Pazartesi günü saat 16.30’da toplanmak üzere kapandı. Bu şekilde, yasama organı yönünden yeni dönem başladı. Cumhurbaşkanı’nın yemin töreninden sonra da Başbakan’ın ve Bakanlar Kurulu’nun olmayacağı yeni yürütme dönemi başlayacaktı.

Bu ahvalde Pazar tatiline giren Türkiye; tatil sabahı kapanan dönemin son Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) ile karşılaştı. 701 Sayılı KHK ile sorgusuz sualsiz, 18 bin 632 kişi, başka bir işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden ihraç edildi. Eski dönem böylece kapanmış oldu, yeni döneme ilişkin OHAL’in ve pasaport kısıtlamalarının kaldırılacağı sözlerinin hiçbir değerinin olmadığı kanıtlanmış oldu.

Darbe girişimi gerekçesiyle yaklaşık iki yıldan bu yana uygulanan OHAL düzeni ve KHK’lerin yarattığı haksızlıklar üzerine, 701 sayılı KHK tuz biber ekti. Tutar hiçbir yanı olmayan bu KHK’ye karşı siyasal, toplumsal ve hukuki karşı koyuş, yeni dönemin hak savunuculuğunun yolunu açacak. İktidar ve yandaşlarının dışında kalan herkese, yüzde 50’ye sorumluluk düşüyor. Bu kapsamda ben de KHK’nin hukuki yönden sakatlıklarına dikkat çekmek,  tartışılmasına katkıda bulunmak için bu yazıyı kaleme alıyorum.

Öncelikle KHK’nin Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nun 4 Haziran 2018 tarihli toplantısında kararlaştırıldığını gözden kaçırmayalım. Yani seçimden 20 gün önce kararlaştırılmış, kasaya kilitlenmiş, yürürlüğe konulması seçim sonrasına ertelenmiş, MHP’li ittifak ile seçim kazanılınca, milletvekili yeminin yapılmasının hemen ardından Cumhurbaşkanı yemin etmeden Resmi Gazeteye gönderilmiş.

Bu sürecin hukuken tartışılması gereken pek çok yanı var. Bir kere;  olağanüstü halin gerekli kıldığı iddiası ile 4 Haziran’da kararlaştırılan KHK’nin 34 gün belledikten sonra yürürlüğe konulmasının iyi niyetle bağdaşır bir yanı yok. Diğer yandan 24 Haziran’dan sonra varlığı ortadan kalkacak Bakanlar Kurulu’nun bu şekilde olağanüstü bir yetkiyi kullanması, yetkinin kötüye kullanılması niteliğinde.

Biçimsel hukukilik bakımından bakacak olursak; Anayasanın 8.maddesine göre Yürütme yetkisini Cumhurbaşkanı ile kullanan Bakanlar Kurulu, Anayasanın 121.maddesindeki OHAL’de KHK çıkarma yetkisini kullanmış durumda. Bu olağanüstü yetkiyi kullanan Bakanlar Kurulu ve yetki veren anayasanın 121.maddesi 17 Nisan 2017 Anayasa değişikliği ile ortadan kaldırılmış durumda. Bu değişikliklerin ne zaman yürürlüğe gireceği 21 Ocak 2017 tarihli 6771 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanununda “birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının göreve başladığı tarih” olarak belirlenmiş. Yeni seçilen Cumhurbaşkanı 9 Temmuz’da Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde andiçerek göreve başlayacak. Bu durumda biçimsel olarak henüz daha Bakanlar Kurulu mevcut, yetki veren Anayasanın 121. maddesi yürürlükte denebilir. Ama bu biçimsellik, KHK’ye hukuka uygunluk sağlıyor mu?

Bir kere Anayasanın dayanak 121/son maddesine göre; "olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir”. Darbe girişiminin üzerinden iki yıl geçtikten sonra, 18 bin 632 kişinin kamu görevinden ihraç edilmesinin OHAL’in gerekli kıldığı bir tedbir olduğuna kim inanır? İhraç edilenler arasında yakından tanıdığım Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Ayşen Uysal, Cem Terzi, Emel Yuvayapan, Aydın Arı, İzge Günal, Dilek Karabulut, Erkin Başer, Halil Resmi, Halis Ulaş, Serap Sarıtaş, Özer Yersüren, Yeşim Şahin de var. Bir yıldan bu yana haksız yere görevden uzaklaştırılan bu akademisyenlerin OHAL’in gerekçesi olan darbe girişimi ile FETÖ/PDY ile ne alakası var? Hiçbir alakası yok, amaç OHAL’i fırsat bilip, muhalif akademisyenleri üniversitelerden uzaklaştırmak. Darbe bahanesi ile her biri uzmanlıklarını dünya çapında kanıtlamış bilim insanları görevlerinden alınarak, Türkiye üniversiteleri çoraklaştırılıyor. Yani asıl kaybedenler üniversiteler ve geleceğimiz olan gençler.

Diğer yandan olağanüstü dönemlerde insan haklarının askıya alınması sınırsız değildir, Anayasa’nın 15. ve AİHS’in 15. maddesinde bu yetkinin hangi kriterlerde kullanılabileceği açıkça düzenlenmiştir. Anayasa’nın 15. maddesine göre bu tedbirler: “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde” olabilir. AİHS’in 15. maddesine göre de; “ancak durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla” tedbir alınabilir, bu tedbirler “Kanunsuz suç ve cezanın olamayacağı” kuralına aykırı olamaz.

Bütün bu hukuki sınırlamaların yanı sıra anayasadan çıkartılmış Bakanlar Kurulu tarafından, anayasadan çıkartılmış bir yetkiyle kararlaştırılan KHK’ye yetkinin kötüye kullanılması ürünü denmez mi?

KHK ile hakları elinden alınanlar için Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonu’ndan, idari yargı yerleri, Anayasa Mahkemesi, AİHM’ne uzanan uzun bir hak arama süreci başlıyor.  Ama geri kalanların da bir şeyler yapması gerekiyor. Öncelikli görev, muhalefet partilerinin ve yeni seçilen milletvekillerinin. KHK’nin, dayanılan Anayasanın 121.maddesine göre Resmi Gazetede yayımlandığı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulmuş olması gerekiyor. KHK’yi görüşmeden Meclis tatile girmemeli, hukuki ve ahlaki bir yanı olmayan 701 Sayılı KHK ile ilgili alacağı tavır ve karar yeni Meclis’in ilk sınavı olacaktır.