Geri Dön
Paylaş
03.03.2017 00:00

Hürriyet haberinin düşündürdükleri

Herkes Hürriyet’in manşetine sarmış vaziyette: “Karargah Rahatsız.” Çünkü, 23 Mayıs 2003’te Mustafa Balbay’ın Cumhuriyet manşetine çektiği “Genç Subaylar Tedirgin akıllara getiriliyor ve TSK’nin ciddi biçimde sıkıştırıldığı şu ortamda askerî darbe hatırlatılıyor.

Hiç sanmıyorum bir darbe olasılığı olduğunu ve bundan büyük mutluluk duyuyorum. Ama bunu mümkün zanneden, birbirine zıt iki takım var: 1) Fevkalade yanlış ve çelişen şeyler yapmak yüzünden kendini olağanüstü zayıf hisseden (ve olan) Tek Adam ekibi; 2) Askerî darbe iptilasından kendini hâlâ kurtaramamış 1930 Kemalistleri.  

Esas merak, Erdoğan’ın niye “terbiyesizlik” diyecek kadar sert tepki verdiği.

Çünkü referandumda oy toplayacağım diye fazla ileri gitti, darbeden ürküyor. Ama bunun yanı sıra, darbe lafı mağduriyet yaratıp Evetçilere azıcık adrenalin şırıngalar mı, diye de umut ediyor. Bu uğurda, 15 Temmuz gecesi kendisini kamuoyuna cep telefonuyla ulaştıran Hande Fırat’ı bile darbeci ilan ediyor. Buna Bahçeli bile sinirleniyor.

Hürriyet’in haberine biraz daha yakından bakmayı yazının sonuna bırakarak, manşetin nasıl bir çelişkiler ortamında çıktığını görelim.

***

Bu ortamda Tek Adam Rejimi karşıtları umutsuzlar ve umutlular olarak ayrılıyor.

Umutsuzlar kısaca şöyle: Gayri hukukî Tek Adam Rejimi’ni kağıt üstünde kanunî hale sokmak için referandum yapılacak. Erdoğan, sayılamayacak kadar çok sebeple hayatını buna bağlamış vaziyette. Üstelik bütün anketler fena halde aleyhine çıkmaya başladı. Her yola tevessül edebilir. Referandumu yaptırmayabilir hatta. Çok yalnız ve zayıf kaldı: Parti yok (zaten bu yüzden partili başkanlık istiyor), kadro yok, uzman yok, Evetçilerde gönül yok, yakın çevresinde lebbeyk çekme dışında fikir yok. Her insan böyle bir kaos durumunda paniğe kapılır ve Erdoğan da kapılmış vaziyette. Durum kötü.

Umutluları özetlersek: Referandumu yaptırmazsa, yaptırıp da Hayır çıkmasından daha fazla çizilir karizması. İsterse ardından seçime gitsin bir daha toparlayamaz. Bu arada etrafa çok zarar verir, tamam, fakat bu katlanılması gereken geçici bir durumdur, sona erecek ve Tek Adam Rejimi’ni tarihe intikal ettirecektir.

Çelişkilerin bir kısmını daha yakından görelim.

***

Dış politikada durum, çelişki ötesi. El-Bab’da genelkurmay başkanı “bitirdik” diyor, milli savunma bakanı “Arzu ettiğimiz sonucu tam alamadık” diyor, Erdoğan “Hedefimiz Rakka” diyor. Ardından, “Menbic’i PYD’den temizleyeceğiz” diyor. Yetmiyor, şimdi Suriye’de bir de “Akil Tepesi Türk Üssü” kurulacak ki, ondan sonra oraya gelecek saldırıları ve onlarla uğraşmayı düşün.   

Müstakbel bağımsızlığını tescil ettirmek için M. Barzani geliyor, Kürdistan Bölgesel Yönetimi bayrağı direğe çekiliyor. Bahçeli çıldırıyor. Onun derdi başka ama, Kürdistan şu anda Irak’ın bir parçası ve bu olay komşu Irak’ın parçalanmasını teşvik etmek anlamında. Başbakan hemen demeç veriyor: “Orası özerk. Üstelik yeni bir uygulama değil."  Demek ki New York valisi gelse New York bayrağı asılacak. Ayrıca, yeni bir uygulama değil demek, ‘biz bunu daha önce de yaptık, artık yalama oldu’ mu demek?

***

Yargıdaki çelişkileri tarif için gerçekten arif gerek. Antalya başsavcı vekili “Hayırcılar ile PKK’lılara aynı muamele” yapılacağını ilan ediyor. Başka bir yargıç, Erdoğan’ın “alçak, vatan haini” gibi sözlerini “ifade özgürlüğü” sayıp hakaret davasını reddediyor.

Kış lastiğini bile düzenleyen KHK’leri OHAL kararnamesidir diye denetlemeyi reddederek intihar eden ve şimdi de AİHM’den “Tutuklu vekillerinin başvurularına bakmazsanız biz bakacağız” uyarısını alan AYM’den sonra, şimdi de YSK aynı harakiriyi yaptı:  Siyasi partiler dışında kime propaganda izni verileceğini vali ve kaymakamlara bıraktı.

Müjdat Gezen merkezini kundaklayan şahıs hakkında Valilik açıklaması: “Alkollüdür, terör bağlantısı yoktur."  Yargı serbest bırakınca şahıs da bu iyiliğe layık olmak için tekrar konuşuyor: “Vatanî duygularla hareket ettim. Hayatımda alkol almadım." Farkında değil, Valiliği yalanlıyor. Valilik farkında mı?

***

Ama yargı alanında asıl vurucu olan, Tek Adam Rejimi’nin içe gömük çelişkileri. Bir yandan hapisteki gazetecilerin hepsinin terörizmden yattığını söylüyor, diğer yandan Die Welt muhabirini tutukluyor. Kaos ve kendi bacağına sıkmak ancak bu kadar olabilir. Alman gazeteciler hemen kampanya başlatıyor, mülteci işinden ödü kopan Merkel bile cık cık yapıyor, olay federal parlamentoya yansıyor, TC büyükelçisi Alman Dışişlerine çağrılıyor

Diğer yandan, Başdanışman Varank’ın açtığı trol davasında Ahmet Sever’i mahkum eden yargıç, AİHM’nin Türkiye’yi mahkum etmesine sebep olan Yargıtay kararını (H. Dink) gerekçe gösteriyor!

***

Mülkiye’den Kerem Hoca (Altıparmak) yurt dışında üç konferansa konuşmacı olarak çağrılıyor, İbiş Rektör izin dilekçesine cevap bile verdirtmiyor. Şimdi Kerem o konferanslara Skype’la katılacak ve bittabi, üniversitelere neler yapıldığını dışarıda duymayan kaldıysa duymuş olacak.

İstanbul valisi diyor ki “Suriyelilere vatandaşlık başladı”, Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak diyor ki “16 Nisan’a kadar yok." Tabii ki bakana değil valiye inanacağız çünkü Batman’da bir yurttaş kendi konutuna kayıtlı iki Suriyeli buldu, Sur’a iskan edilen Suriyeliler de vatandaş yapıldı.  

***

Nusaybin Koruköy’den yaşlı adamın (Abdi Aykut) kan revan içindeki işkence fotoğrafına içişleri bakanının cevabı: Ama o adam teröre ev sahipliği yaptı." Son haber: Bu yaşlı adam tutuklandı.   

Diğer yandan Fetö’yle suçlanıp dışarı (veya içeri) atılmayı kendine yediremeyip intihar edenlerin sayısı 16’ya ulaştı. Bunlar “Bize bunları yapanları Allah’a havale ediyorum” demişler ama, bu Rejim’in işi Allah’a değil, Peygamber’e de değil, meşhur Şevki Yılmaz’a bakarsan artık hadis-i gayri sahihlere havale edilmiş vaziyette.

Bir de son olarak öğreniyoruz ki Fethullahçılar devlete “büyü, cin ve rüyalar”la sızmış. Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı.  Bir referandum uğruna bir yandan İslam’ı, bir yandan da cumhurbaşkanı’nı ne kadar küçük düşürüyorlar, farkında değiller.

***

Anketler patlıyor. İşte en son Hayır oranları: % 51, % 57.4, % 52.1, % 56.4 , % 57.6.

***

Hürriyet haberiyle başladık, onunla bitirelim. İşin alışıldık tarafı, her seferinde önce bir yandaşa bi ihbar yaptırtıyorlar, ardından da başsavcılık harekete geçiyor. İlginç tarafı: Bu seferki “muhbir vatandaş” bir akademisyen. Acaba, ‘4.000 tane vatan haini akademisyene bakmayın, böyle vatanperverleri de var’ mı demek istediler nedir, bir meslek yüksekokulunda Banka ve Sigortacılık okutan Dr. Mehmet Hakan Sağlam adlı şahıs savcılığa ihbarda bulunuyor:

1) Haberde “askeri kaynaklar” olarak tanımlanan cunta yapılanması üyeleri tespit edilerek cezalandırılsın, diyor. Oysa haberin askerî kaynağı cunta filan değil, TC Genelkurmay Başkanlığı İletişim Dairesi.

2) H. Fırat, T. Türenç ve S. Ergin’in kimlerle görüştükleri Historical Traffic Search yoluyla tespit edilsin, bunlar “terörü övme ve milli güvenliği tehlikeye sokma”dan ceza alsınlar, diyor.

3) Sonunda da “arz ve talep” ediyor: Hürriyet gazetesine el koyma işlemi başlatılsın."   

Ve, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bu dilekçeye dayanarak bu "askeri kaynaklar" hakkında soruşturma açıyor.

Erdoğan, “Bedelini ağır ödeyecekler” diyor. Ama artık heyecan kalmadı çünkü böyle denince ardından şunlar geliyor: Can Dündar’a yapıldığı gibi içeri atmak, yurt dışına çıkmak zorunda bırakmak, kendi açtığı davaya zorla getirme kararı gibi acayiplikler yaşatmak, karısını göremesin diye karısının pasaportuna el koymak, sürekli olarak mallarına el konulma tehdidi yaşatmak…

Bu arada İ. Melih Gökçek “Çoluk-çocuk pompalı tüfek aldı”  diyerek “olası darbe”ye çözüm üretiyor, ardından da “herkes uykudayken” darbe senaryoları yazıyor.

Fiilî Tek Adam Rejimi de bu acayip çelişkiler içinde kararlı biçimde çöküyor. Çökerken, panik içindeki her unsur gibi kolunu bacağını oraya buraya fırlatıp insanları ve kurumları bir süreliğine yaralıyor. Olayın özeti bu.