Geri Dön
Paylaş
17.04.2018 00:00

Tarihin sonu iddiasının çöküşü ve paradigmanın iflası

Kriz tam olarak, eskinin ölüyor ve yeninin de bir türlü doğamıyor olduğu gerçeğinde yatıyor; bu geçiş döneminde çok çeşitli hastalıklı belirtiler ortaya çıkıyor.

Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri

Entel, entel-dantel gibi tabirlerle 1980lerde başlayan anti-entelektüalizm, 12 eylülün darbeci başı Kamil Kainat paşanın aydın düşmanlığını,  her fırsatta nitekim... Nitekim yaygaralarıyla  ilk çıkışını yaptı. General Kainat paşa, aydın düşmanlığını alanlarda yaptığı orta dereceli okul müsamerelerinin seviyesindeki doğaçlama ajit-prop ataklarını özgüvenle icra ederken devrimciler artık o vakitlerde hapiste , işkence hücrelerinde, Filistin askılarında, idam sehpalarında idi. Önce oradan başlamıştı icraatı. Mottosu da '' Nitekim asmayıp besleyelim mi ? '' idi.

Türkiye' de kurucu devlet iradesinin ideolojisi bir ana akım iki varyantla sürgit toplumu yönetti. Biri; Serbest Fırka - Prens Sabahattin ve Adem-i Merkeziyetçilik. Diğeri; İttihat Terakki, Cumhuriyet Halk Fırkası ve devletçilik. Her ikisinde de milliyetçilik, Türkçülük güçlü damarlar olarak monist anlayışın temel harcıdır. Demokrasi ise artık görülmüştür ki çok da benimsenen, bir kavram ya da ideal değildir. Bu iki varyantlı ana akımın ortak yanları Entelektüel düşmanlığı, sanatın siyaseti ve mutlak otonomisine karşı alerjik tepkiselliği ve devrimcilere duyduğu derin kindir.

Denklem çok basittir ve bin yıllardır sürgit kendini tekrar eder; Entelektüel eleştirir, eleştirel düşünür. İktidar eleştiriden hiç hazzetmez, eleştirinin haklılığı toplumda yankı bulursa intikamını alır. Baldıran zehri içirir Sokrates' e içirdikleri gibi, yani böyle...

İdam eder, suikastlerle faili meçhuller ile ortadan kaldırır, hapse atar, susturur...Aşağıdaki gibi...

Derviş Ali Kavazoğlu ile Rum yoldaşı Kostas Mişaulis BARIŞ İÇİNDE BİRARADA YAŞAMAK  toplantısına giderken Lefkoşa - Larnaka yolunda haledilmişler ...11 Nisan 1965

İktidar kavramını özellikle kullandım. Akla hemen Devlet kavramının gelmesi doğal. Çünkü iktidar, devletin yönetimini ele geçirmek olarak algılandığı için bir özdeşleştirme yapılır. Ama iktidar, toplulukların bir araya geldiği her birimde, her örgütte türeyebilir. İlla devlet merkezli olması kaide değildir.

Bu memleketin Liberalleri bile gözü dönmüş devletçilikle malûl bir zihniyete sahiplerdir ki, kutsal devlet algısı kadim ve tökezleten, yön değiştirmeye mecbur bırakan bir vakıadır; proletarya diktatörlüğü, şeriat devleti, milliyetçi Türk devleti bu zihniyetin farklı ideolojilerdeki aldığı adlar olsa da esastaki buluşma ve vuslat , devletin kutsallığı paydasıdır. Entelektüel ve eleştirel düşünceye karşı kıyıcı her tür politikayı, uygulamayı haklı ve yerinde görmeyi, devletin ideolojik aygıtları vasıtasıyla zihinlere nakşeder.

Son yıllarda entelektüellere sanatçılar da eklendi. Böylece, egemen ideoloji aynı argümanlar ve aynı muhakeme ile tasallut ederek tahakküm alanına bir özne daha yerleştirmiş oldu.

Aslında entelektüel ile sanatçı; düşünce üreten özne ile hayatı estetize eden  yaratıcı özne zaten yan yana durmaktalar, aralarında aşılmaz duvarlar yoktur. Her ikisi de farklı alanlardaki üretici, yaratıcı potansiyellerini gerçekleştirirken başka zihinlerde de faaliyet yürütürler. İktidarın en korktuğu, en nefret ettiği bu ortak vasıfları nişangâh olarak görülmelerine neden olur. Sabahattin Ali ve Mustafa Suphi – on beşler vakası yakın tarihin en vurucu kanıt örnekleridir.

Eğer entelektüeller ve sanatçılar, daha iyi bir dünya yani eşit, özgür bir hayat arzu etme vebali ile mücehhez oldukları için maruz kaldıkları kıyıcılığın ürkütücü, sindiriciliğiyle sarsılırken başlarını kaldırıp da etraflarına bakarlarsa, önden gidenleri göreceklerdir. Sindirilemeyen, zaptedilemeyen zeki, onurlu, fedakâr, cesur insanlardan oluşan bu topluluğu tarih Devrimciler namıyla adlandırmıştır.

Kapitalizmin ölümcül krizini kanlı bilançoya tahvil eden vahşi akışını durdurmak, yeninin doğumunu hızlandırıp, tahribat ve hasarı en az düzeyde tutarak hastalık belirtilerini bertaraf edebilmek için insanlık Entelektüellere, Sanatçılara, Devrimcilere öylesine ihtiyaç duyuyor ki... Ya maskesi düşen neo-liberal barbarlık üstün gelecek ve mahvolacağız ya da kazanacağız ve tüm canlılar için küresel devrimimizi zafere taşıyıp yeni bir dünya kuracağız.

Reformizm, liberal demokrasinin sınırlarını genişletmek, kapitalizmi ıslah etmek, parlamenter demokrasi gibi argümanlar pratikte de kapitalizmin küresel krizi ile iflas etmiştir. Tüm insanlığın, tüm canlıların biyosferin geleceği bu kritik dönemeçten çıkışa bağlıdır.

Bu topyekûn yok oluş vadisinin eşiğine itilmekte olduğumuz akışı durdurmak için enternasyonalist irade ve dayanışma; muazzam mücadele deneyim ve birikimimiz var. Bilvesile kazanmak boynumuzun borcudur.

İleride çocuklarımızın gözüne gururla bakabilmemiz, çocuklarımızın da onurla andıkları, yad ettikleri insanlar olmamız için yapmamız lazım gerekenlere bakınca '' Çalışan kazanır sonunda '' sözü anlamını kavrıyor.

Artık vakit öldürmek en ağır vebaldir.

Bebeğini emziren bu devrimci annenin neşesi ilave söze gerek bırakmıyor.

Venceremos...