Geri Dön
Paylaş
02.07.2018 00:00

Ütopya yazıları 1: Lidersiz siyaset

Türkiye’de siyaset lider odaklı. Liderler arasında oynanan  bir oyun. Seçimler liderler arasında bir yarışma. Liderler aynı zamanda siyasal parti başkanları. O nedenle liderlerin başarısı  ya da başarısızlığı partilerine de yansıyor. Parti içi demokrasinin olmadığı bir ülkede liderlerin parti başkanı olmaları onlar daha da güçlü kılıyor.  Liderin kişiliği partinin önünde geliyor. Lider kendini destekleyen  taraftar kitlesi tarafından mitoslarla donatılıyor, insanüstü bir varlık haline getiriliyor. Lider partiden bağımsız,otonom bir nitelik kazanıyor. Bunun sonucu, liderlik kişiselleşiyor. Liderlik kişiselleşince,liderin siyasal partinin başından demokratik yollarla ayrılması da güçleşiyor. Partilerin delege yapısı, siyasal partiler yasası da buna yardımcı oluyor. O nedenle, bizde  liderlerin batı demokrasilerinde olduğu gibi, demokratik yollardan değiştirildikleri pek görülmüyor. Türkiye’de liderler, ancak istifa, ölüm gibi nedenlere bağlı olarak değişir.

Türkiye’de siyasetin lider odaklı olmasının değişik nedenleri var. Bunların başında toplumun siyaset kültürü geliyor. Siyasal kültür, ülkenin tarihiyle siyaseti arasında  bağ kurar. Osmanlı’dan bu yana Türkiye’nin tarihi, yetkileri sınırlandırılmamış, toplum üzerinde mutlak bir egemenliğe sahip yöneticilerle dolu. Güçlü tek adam yönetimleri, bu toplumun alıştığı bir yönetim tarzı. Ancak  bundan bir  determinist sonuç çıkarılmamalı. Küresel etkiler, evrensel değerler, toplumda yerleşmiş, geçmişten gelen alışkanlıkların değişmesine yol açabilir. Yeter ki, toplum dış dünyadan kopuk, içine kapalı bir toplum olmasın ve toplumu yönetenler demokratik değerleri benimsemiş olsun.

Kitle iletişim araçlarındaki büyük gelişme de, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de liderle seçmen arasındaki ilişkiyi köklü bir biçimde değiştirdi. Liderler artık seçmenle televizyon ekranlarında ya da sosyal medyada buluşmakta. O nedenle AKP iktidarının seçimden önce tüm medyayı kontrolu altına almak istemesi, demokrasiyle bağdaşmayan ama anlaşılır bir çaba. Böyle bir ortamda, önemli olan partilerin programları değil, liderlerin seçmenin zihninde yarattığı imgeler. Bu da, doğal olarak lider odaklı bir siyasal yapıyı güçlendirmekte.

Öte yandan, parti içi demokrasi eksikliği de lider odaklı siyasetin yerleşmesine katkıda bulunuyor. Türkiye’de gerek parti içi,gerek parti dışı muhalefete karşı genel bir tahammülsüzlük gözleniyor. Parti içinde farklı görüşleri ileri sürenler, partiye ya da   ‘dava’ya zarar vermekle suçlanarak, parti disiplinine uymadıkları gerekçesiyle partiden uzaklaştırılmakta. Lider oligarşisi bütün siyasal partiler bakımından geçerli. Siyasal partiler kurumsallaşmadığı ve karar alma mekanizmaları demokratik bir biçimde çalışmadığı için son söz her zaman genel başkan tarafından söyleniyor. Parti başkanının milletvekillerini saptama yetkisi bulunması  parti başkanlarını büsbütün güçlendirdiği gibi, aynı görüşleri paylaşmayan milletvekillerini de çoğu kez ihtiyatlı davranmaya yöneltiyor.

Türkiye’de siyasete egemen olan lider odaklı siyaset anlayışı, demokrasinin gelişmesinin önündeki en önemli engellerden biri. Siyasetin öznesinin liderler olması, Türkiye’nin otokratik,baskıcı bir popülizmle yönetilmesinin en büyük sorumlusu. Böyle bir yönetimde halk çözümü kendinde değil,liderde arıyor. Duygusal bağlarla bağlı olduğu,yanlışlarıyla,doğrularıyla benimsediği, yarı tanrısal güçlere sahip, her sorunu çözecek kudreti bulunan liderin kendi sorunlarını da çözeceğine inanıyor. O nedenle, şeker fabrikalarının kapatıldığı yerlerdeki işçiler, fabrikayı kapatan lidere oy verirken bunda bir çelişki görmüyorlar.

Türkiye’de demokrasinin önünü açmak için, her şeyden önce, lider odaklı siyaset anlayışından çıkmak, siyasetin öznesinin lider değil, halk olmasını sağlamak gerekiyor. Bunun için köklü bir  zihniyet değişikliğine gereksinim var.

Siyasal partiler demokrasinin temel unsurlarından biri. Siyasal partiler var olacağına göre, bu partilerin bir de başkanı olması kaçınılmaz. Önemli olan siyasal parti başkanının ya da liderin siyaset sahnesindeki rolünün ne olacağı.  Siyasetin öznesi liderler değil, halkın kendisi olacaksa rollerin de buna göre değiştirilmesi gerekir. Halkın siyasetin öznesi olması, önemli siyasal kararların halk ve halkın kuracağı kurumlar tarafından alınması, bu kararların uygulanmasının da halk tarafından denetlenmesi anlamına gelir. O zaman parti başkanı liderlere partinin, ya da parti iktidardaysa, ülkenin olağan işlerini yürütmekten başka önemli bir iş kalmaz. Böyle bir sistemde liderin rolü küçülür, lidere tapınma,liderin peşinden bilinçsizce sürüklenme ortadan kalkar. Lidere yüklenen mitoslar biter, lider normalleşir. İnsanlar çözümleri liderlerde değil, kendilerinde aramaya başlarlar, bu amaçla birliktelikler oluştururlar. Türkiye’de siyaset demokratik bir zemine oturur.

Ancak bütün bunlar için  bireylerin aktif yurttaşlık bilincine sahip olmaları, kendilerini değişimin motoru, başka bir Türkiye’nin yaratıcısı olarak görmeleri ve bu yurttaşlık bilinciyle siyaset sahnesine çıkmaları gerekli.

“Bunlar düş ürünü. Türkiye’de insanlar liderlerden vazgeçmezler” diye düşünebilirsiniz. Ancak halkın siyaset sahnesine çıkarak  “biz bu düzeni de,liderleri de reddediyoruz. ‘Halkın hizmetindeyiz’ sloganına sığınarak iktidara gelen, sonra halkın sorunlarına çözüm bulmadığı gibi bir de toplum üstünde baskı kuran liderleri artık istemiyoruz. Bizi kimse temsil etmesin. Bundan sonra oyunu biz oynayacağız “ demesi çok şeyi değiştirir. İspanya’da Podemos’u ortaya çıkaran topluluğun sloganı  “bizi temsil etmiyorsunuz”du.

Bunlar geçekleşmezse, siyasetin liderler arasındaki dar alana sıkıştığı bir ülkede, akşamları futbol maçı seyreder gibi, liderler arasındaki kısır çekişmeleri seyrederek yaşamımızı tüketiriz.