Geri Dön
Paylaş
23.06.2018 00:00

Venezuela'nın ekonomik kıyameti ve dolar

Venezuela'da son yıllarda yaşanan ekonomik çöküntü, modern ekonomi tarihinde örneği pek görülmeyecek şekilde, artık normal ekonomik rakamlarla ölçülemeyecek büyüklükte ekonomik bir katastrofiye dönüştü. 2015 yılındaki yüzde 112’den 2017 yılında yüzde 2400’lere fırlayan enflasyon bu yıl beş haneli rakamlara çıktı. Mayıs ayında enflasyon yüzde 13000’lere kadar ulaştı. Haziran ayı itibarı ile enflasyon, farklı otoritelerce yüzde 18,000’ler ile yüzde 25,000'ler arasında hesaplanıyor. Harvard Üniversitesi’nin Venezuela kökenli ekonomisti Ricardo Hausmann’a göre,  ABD’de 2008’deki ekonomik krizin 10 katı büyüklükte bir ekonomik kriz yaşanıyor. ABD’nin para biriminin ‘dolar’ olduğu, ihracatının çeşitliliği, kendi kendine yeterliği gibi unsurlar dikkate alındığında bunların hiçbirine sahip olmayan Venezuela ekonomisindeki kıyametin büyüklüğü biraz daha anlaşılabilir.    

Gayri Safi Hasılası'nın üst üste üçüncü yılında da iki haneli bir küçülmeye uğraması bekleniyor. Venezuela ekonomisi 2016’da yüzde 16 ve 2017’de yüzde 14 küçüldü. Bu yılki küçülme oranı ise en iyimser beklentilerde yüzde 15 görünüyor. 

Bu tablonun günlük yaşama yansıması da korkunç. İşyerleri, okullar, hastaneler tek tek kapanıyor. 

İki komşu ülke Colombiya ve Brezilya’ya kitlesel bir kaçış yaşanıyor. Birleşmiş Milletler gözlemcileri, Mart ayında Kolombiya sınırından günde ortalama 4000 Venezuela’nın Kolombiya’ya geçmeye başladığını raporlaştırmıştı. Son altı ayda kaçanlarla birlikte Kolombiya’da yaklaşık 1 milyonluk bir Venezuelalı mülteci sayısı oluştu. Bunların yarıya yakınını vizesiz ve pasaportsuz gelenler oluşturuyor. Ve Kolombiya sınırlarını pasaportu olmayanlara kapatmak zorunda kaldı. Uluslararası Göçmen Organizasyonunun verilerine göre Venezuela nüfusunun yüzde 10’u yani yaklaşık 3 milyon kişi son bir yılda ülkeyi terk etti. Aynı dil ve kültüre sahip bir kıtada hareket edebildikleri için trajedinin resmi küresel medyada çok yer almıyor.

Dünyanın en büyük petrol rezervinin üzerinde, kıtanın en müreffeh iki ülkesinden biri oldukları 15 yıl önce Venezuela halkına birisi, 15 yıl sonra Latin Amerika tarihinin en büyük mülteci krizinin aktörleri olacaksınız, yasadışı yollardan Kolombiya’ya kaçmaya çalışacaksınız dese büyük olasılıkla aklını yitirmiş gözüyle bakarlardı. O yüzden de belki ülkelerinde devleti devlet olmaktan, hukuku hukuk olmaktan ve ekonomiyi ekonomi olmaktan çıkaran, her gün bir yenisi atılan adımları önemsemediler. 

Bugün Maduro rejimi, petrolden elde edilen az miktardaki parayı, yasa dışı şekilde, rejimi ayakta tutan sadık destekçilerine ve sayısı binlere ulaşan generallere aktararak ayakta kalmaya çalışıyor. Bu nedenle Caracas’ta iki ayrı evren oluşmuş durumda. ‘Venezuela’da her şey harika. Bu haberler hep emperyalist medyanın karalama kampanyası’ iddiasında bir propaganda makinesi bile hala çalışıyor. Maduro geçtiğimiz günlerde Caracas’taki ‘Venezuela’nın Gücü’ fuarının açılışında, ‘’Umarım bütün dünya bu fuar sayesinde Venezuela’nın ne kadar muhteşem bir başarı sergilediğini görecektir’’ diye konuştu. Ancak fuardan dünyaya yansıyan ise, sergilenen örnek yiyeceklerin, aç insanlar tarafından çalınmaması için alınan olağanüstü güvenlik önlemi oldu.

Venezuela ekonomisinin uçuruma sürüklenişindeki anahtar gösterge ise ‘döviz kuru’ oldu. Döviz kuru aslında 10 yıldır yaktığı sinyallerle gelmekte olan ekonomik kıyameti haber veriyordu.

2016 sonunda bile 3000 bin Bolivar’a 1 Amerikan Doları alınabiliyordu şimdi, 1 milyon Bolivar’a ancak 1 dolar alınabilir… Sadece iki yılda gelinen nokta ürpertici. Mayıs ayı sonunda Financial Times muhabiri 1 kilogram domatesi 1,553,143 Bolivar’a aldığını kaydetmişti. Ülkedeki asgari ücret 2,5 milyon Bolivar. Yani 3 dolardan daha az. Venezuela’da asgari ücret aynı zamanda ülkenin ortalama ücreti. Çünkü, ülkenin çalışan nüfusunun neredeyse yarısı asgari ücretli. Sosyal medyada önceki ay çok dikkat çeken hesapla, ''Venezuela, bir asgari ücretlinin 8 saat çalışarak kazandığı parayla tek bir tane yumurta bile alamadığı tek ülke''. McDonalds’ın bütün dünyada şubeleri olması nedeniyle bazı ekonomi hesaplamalarında kullanılan BigMac endeksine göre ise, asgari ücretli bir Venezuelalının McDonalds’ta bir hamburger yiyebilmesi için 1,5 ay çalışması ve kazandığı parayla başka hiçbir şey almaması gerekiyor. İşte bu ortamda insanlar aç kalmamak için bir takım anormal yollar bulmak zorunda. Hırsızlık, gasp, yağma ve silahlı şiddetteki patlamanın nedeni bu. Dünyadaki en yüksek cinayet oranı yaşanıyor. Kuş avlamak ya da devlet başkanı Maduro’nun bugünlerde başlattığı kampanyada olduğu gibi tavşan avlamak veya yetiştirmek de diğer acil çözümler. Ülkedeki üç üniversitenin araştırması, ortalama Venezuelalının 2017’de 9 kilogram ağırlık kaybettiğini belirledi.

Döviz çok önemli çünkü Venezuela’nın petrol dışında satabileceği hiçbir şeyi yok. Chavez iktidara geldiğinde ham petrol ve petrol ürünlerinden geliri Venezuela ihracatının yüzde 76’sını oluşturuyordu. Bugün ise yüzde 96’sını. Chavez’in alimünyumdan altına, tarımdan, elektiriğe binlerce şirketi, ya muhalif işadamlarını cezalandırmak veya etrafına peşkeş çekmek için sözde kamulaştırması bütün tüccar ve yatırımcılarda endişe ve paniğe yol açtı. Rejim yarın benim malıma da çöker korkusu Venezuela’dan son 10 yılda çok ciddi bir sermaye kaçışına neden oldu.  

Kamulaştırılan veya el koyulan şirketlerin berbat şekilde yönetilerek birer fiyaskoya dönüşmesi bir yana, yıllar içinde üretimin maliyetli ve kar getirmeyen bir işe dönüşmesi ile de bir çok kişi üretim sektöründen çekildi. Uzunca bir süredir çiftçi ürün yetiştirmiyor, sanayici mal üretmiyor. İğneden ipliğe herşeyin dışarıdan ithal edildiği bir ülke Venezuela...

Petrol karşılığında doların aktığı dönemde çok az kişi bu ekonomik sapmanın korkunç sonuçları olacağını görebiliyordu. Hem petrol geliri hem de bu gelir sayesinde bulunabilen kolay kredi her şeyi örtüyordu. İhtiyaç duyulan her şey yurt dışından kolayca satın alınabiliyordu. Kolay borçlanmayla elde edilen para, desteklerini kazanmak için yoksullara sosyal yardım programı adı altında adeta bir sadaka gibi dağıtılıyordu. Herkes memnundu.  

İlk sorun 2003 yılında başgösterdi. Petrol işçileri greve gitti. Petrol durunca para akışı da durdu. Ülkenin acil nakite ihtiyacı vardı çünkü herşeyi dışarıdan atın alıyordu. Chavez, piyasaya Bolivar sürmek istemedi çünkü Bolivar’ın değerinin düşmesini istemiyordu. Ve böylece, doların kaç Bolivar edeceğine artık piyasanın değil kendisinin karar vereceğini açıkladı. Eğer dolar almak istiyorsanız, devlete yani bana geleceksiniz dedi.

Aslında, olağanüstü kriz zamanlarında çok kısa süreli uygulanabilecek bir radikal müdahale yöntemiydi. Ancak iyi niyetli, denetlenebilir, hesap sorulabilir, sorgulanabilir bir hukuk ve ekonomi düzeninde… Chavez gücün her türlüsünü olduğu gibi bu gücünü de çok sevdi. Kazanımını yitirmek istemedi. Nitekim petrol işçilerinin grevi sonra erdikten sonra da bu politikayı sürdürdü. Dolar almak istiyorsanız, devletten almanız gerekirdi.

İşleyişi, NPR radyosunda dinlediğim bir öyküyle daha anlaşılır hale getireyim.  

Alex Rosemburg, Caracas’ta yaşayan bir tekstil ithalatçısıydı. Yurt dışından, iç çamaşırı, gömlek, kazak, ceket vs ithal edip Venezuela’da satıyordu. Tabii ki mal aldığı kişilere ödemesini dolarla yapmak zorundaydı. Bunun için de devletin kapısını çalmak zorundaydı. Fakat öncelikle, ithal ettiği şeyin devletin ithalat izni listesinde olması gerekiyordu. Alacağı malın, devletin belirlediği listedeki bir ürün olduğunu ve nakliyenin gerçek olduğunu ispatladıktan sonra devlet ona ithalat için kullanacağı 10 bin doları, devletin belirlediği Bolivar fiyatına satıyordu. O da satın aldığı dolarla ithalatını yapıyordu.

Peki devletin onaylı ürünler ve işler listesinde olmayan işleri için dolara ihtiyacı olanlar nasıl dolar edinebilirdi? Tabii ki karaborsadan… Alanlar için zahmetsiz, satanlar için karlı bir döngü oluştu.

Petrol fiyatları yüksekken hiçbir problem oluşmadı. Ama 2014’te petrol fiyatları da çakıldı. başladı. Norveç veya Suudi Arabistan gibi petrol üreticilerinin kenara ayırdığı epey bir tasarrufu vardı. Ama Venezuela, yıllarca gününü Amerika’yı trollemekle, hamasetle, ideolojik konuşmalarla, egosunu okşamak için kendi ülkesinde veya başka ülkelerde yoksullara elden para dağıtmakla geçirip hiçbir üretim yatırımı yapmayan rejimi ile beş parasızdı. Üstelik ödenmesi gereken çokça borç vardı ve yeni kredi bulmakta artık eskisi kadar kolay değildi.

Az da olsa rasyonel bir devlet düzeninde acil bir şeyler yapılmasının farkedileceği andı.   

Ama, petrol nasıl olsa yine yükselecek beklentisi ile hiç bir şey yapılmadı.

Rejim, ‘fiyatlar yükselmesin, halk pahalılık var demesin’ diye Bolivar’ın dolar karşısındaki değerini sabit tutmaya devam etti. Ama doların gerçek değeri karaborsa da arttıkça arttı. Ve rejimin muktedir çeteleri ile uyanık vatandaşlar, devletten ucuza dolar alıp karaborsada satmaya başladı. Örneğin insanlar yurtdışına uçak bileti alıp, seyahatte kullanmak için dolara ihtiyacım var diyerek devletten dolar satın aldı ama uçağa da binmedi. Caracas’tan bütün biletleri satılmış olduğu halde boş uçaklar havalanmaya başladı.

Eğer Venezuela o yıllarda normal serbest kura dönseydi, elbette ki herşeyin fiyatı yükselecekti. Belki yoksullar süt ve ekmek almakta bile zorlanacaktı ama o sosyal baskı ile ülke de yeniden üretim tesisleri kurmak zorunda kalacaktı. O günlerde bunun için parası vardı. Bugün artık, yerli üretim yatırımı yapacak para da yok. Çok geç.

Rejimin ve şeflerinin egosu ile, Venezuela o günlerde yapması gerekenin tam zıt yönünde hareket etti. Daha da çılgınca şeyler yapmaya başladılar. Farklı insanlara ve farklı ürünlere farklı dolar kurları belirleyen karmakarışık bir sisteme yöneldiler. Karmakarışık her ekonomik düzenleme gibi yolsuzluk için çok daha fazla alan açtılar.

Rejim pes ederek Bolivar basmaya karar verdiğinde bu da enflasyonu bir anda önce üç haneli ,sonra dört haneli ve bugün beş haneli rakamlara taşıdı. İnsanlar, ekmek almak için bile sırt çantasıyla para taşır hale geldi.

Rejim son üç yıldır asgari ücrete her yıl birkaç kez astronomik zamlar yapıyor. Örneğin daha iki ay önce ilk duyanın kulağına inanamayacağı yüzde 155’lik bir zam daha yaptı. Hatta Maduro, 'dünyada işçilere en çok zam yapan ülkeyiz' diyerek propaganda bile yapabildi. Ancak, bu zamlar tabii ki, enflasyonun çok altında kalıyor ve daha açıklandığı gün akşam olmadan eriyor.

Rejim bu kez, 2015 yılından itibaren resmi ekonomik rakamları artık açıklamamaya karar verdi. Ekonominin korkunç tablosunu halktan saklamayı amaçladı. Ancak, sokaktaki kimse ekonomik rakamlara bakmaz, ekonominin ne durumda olduğunu pazar tezgahları ve market raflarına bakarak anlar. Perakende satış ürünlerine üst fiyat zorunluluğu getirildi. ‘Yoksul halkımıza pahalıya mal sattırmayız’ diye propaganda malzemesi yapılarak… Dünyada hiçbir dükkan sahibi bir malı aldığı fiyattan daha ucuza satmaz. Dolayısı ile bu karar ile de yine karaborsa ödüllendirilyordu. Karaborsa ekonomisinin aslan payınının sahibinin de Maduro’nun generalleri olduğu herkesin bildiği bir sır.

Aldığı malın satış fiyatının sadece bir gün sonra alış fiyatının gerisine düştüğünü gören marketler, esnaf art arda kepenk kapatmaya başladı. Venezuela’da ticaret yapmanın bir mantığı yoktu. Ve muktedirlere ve rejim zenginlerine hizmet veren yerlerdeki özel marketler dışında, artık bir mal ithal etmek neredeyse imkansız.

Rejim hala market raflarının boş olmasını, ‘sağcı ve Amerikancı mal tedarikçilerinin, malları karaborsa satmak için tezgah altında saklamasının sonucu’ olduğu gibi çocukça yalanlarla geçiştirmeye çalışıyor. Rejimden habersiz kuş uçmayan ülkede, rejim muhalifi işadamlarının ithalat yapıp sonra da malı saklayabileceğine inandırmaya çalışıyor…  Halkın ezici çoğunluğunu artık kandıramadığının da farkında. Bu yüzden de ekonomik çöküş derinleştikçe, otoriterlik de derinleşti ve bugün artık yasama, yürütme ve yargının aynı kişiye bağlı olduğu resmi bir diktatörlük oluştu.

Zekanın ve bilginin tahammül edebileceği bir düzen değil bu. Bu yüzden Venezuela’da kamu sektörü, tek vasıfları Maduro’ya sadakat olan bir kifayetsizler ordusuna dönüşmüş durumda. Akademik yaşam neredeyse can çekişiyor. 18-35 yaş arası eğitimli gençler ile akademisyenler, yetişmiş uzmanlar, öğretmenler, sanatçılar kitlesel şekilde ülkeyi terk ediyor. Venezuela aklını ve ruhunu yitiriyor. Ülkede hala kalan üniversite öğrencilerinin çok büyük çoğunluğu ise, bir üniversite mezunu olarak ülkeden gidebilmek için katlandıklarını belirtiyor. Genç kuşağın en büyük hayali bir şekilde yurt dışına gidebilmek. Bugünlerde Madrid’ten Buenos Aires’e, Mexico City’den New York’a her yerde bolca Venezuelalı ile karşılaşmamızın nedeni bu.  

Aslında petrol fiyatları yeniden yükselmeye başladı ancak Venezuela gerekli yatırımları yapacak ekonomik ve teknik kapasitesi kalmadığı için bugün bütün ekonomisini üzerine kurduğu petrol üretimini bile becermekte zorlanan bir ülke. Ham petrol ihracatı 2017 ortasından beri her çeyrekte yüzde 10 geriliyor. 2011’de günde 3 milyon varil ham petrol üreten ülkenin 2018 sonu itibarı ile günde 1 milyon varil üretime kadar düşeceği tahmin ediliyor. Bu ay 8 uluslararası müşterisini, Haziran ayı için söz verdiği ham petrolü gönderemeyeceği konusunda bilgilendirdi. Devletin petrol şirketi PDVSA , bu sekiz müşteri ülkeye Haziran ayı boyunca günde 1,5 milyon varil ham petrol sözü vermişti ama günde sadece 694 bin varil sağlayabiliyor. Dahası, ABD’nin Venezuela petrolüne ambargo koyması olasılığı bir karabulut gibi dolaşıyor. Bir çok ekonomist ABD’nin böylesi bir karar almasının boynu ilmekteki Venezuela ekonomisinin ayaklarının altındaki iskemleye tekme atmak gibi olacağı görüşünde hemfikir. Böylesi acımasız bir karar ise sadece Maduro rejimini değil milyonlarca Venezuelalıyı da cezalandırmak demek.   

Venezuela, yılın altıncı ayı itibarı ile vadesi geçmiş 3 milyar dolar borcunu ödeyemedi. Yıl sonuna kadar 6 milyar dolarlık daha ödemesi gereken borcu var. Bütün bu ekonomik çöküş tablosunda, ülkeyi 2013’ten beri yöneten Nicolas Maduro, Mayıs ayında yapılan, muhalefetin boykot ettiği ve katılımın resmi açıklamaya göre yüzde 45, muhalefete göre yüzde 30 olduğu bir seçim sonucunda devlet başkanlığına altı yıllığına bir kez daha seçildi. Üstelik 19 yıldır kendi iktidarlarındaki ülkenin mevcut tablosunda kendisi dışında herkesin suçu olduğunu ve kendisinin düzelteceğini iddia ederek… Zafer konuşmasında, ''bu sandık sonucuyla emperyalizme gününün gösterildiğini'' ve ''Venezuela’nın tarihin akışını değiştirdiğini'' iddia etti. Maduro ayrıca, daha önce hiçbir Venezuela devlet başkanının yüzde 68 oyla seçilemediğini, kendisinin bunu başardığını da savundu.  

Maduro’nun seçim zaferini kutlarken, Venezuela gözlemcilerinin dikkatinden kaçmayan bir detay vardı. Çok daha otoriter, şeffaf olmayan ve tek taraflı bir seçime rağmen, iktidar partisi, 2013’teki son devlet başkanlığı seçiminde aldığından yaklaşık 2 milyon daha az oy alabilmişti. Tarafsız gözlemcilere göre Maduro’nun, çoğu ülkenin yoksul kesimleri olmak üzere yüzde 25-30 arası bir desteği sürüyor. Bununla beraber seçimin meşruiyetini tanıyan çok az ülke var. Güney Amerika’da bile birçok ülke bu seçimi meşru görmediğini ve sonrasında kurulan yeni hükümeti resmen tanımayacağını açıkladı. 12 Latin Amerika ülkesi Venezuela’dan büyükelçilerini çekti. Seçim sonucu ile, bazı şirketleri Venezuela petrolünün en iyi müşterileri olan ABD’nin petrol ambargosu koyma riski de yükseldi.

Şimdi Venezuela rejimi, kısa vadede, IMF’in kapısını çalmaktan, Amerikan doları veya Çin ‘renminbi’si gibi bir yabancı parayı, ülkede günlük alışverişin tedavül aracı olarak kulllanmaya kadar bir dizi aykırı acı reçete ile yüzyüze. IMF seçeneği şimdilik söz konusu değil. Fakat bu tür radikal önlemlerle bile bu girdaptan kurtulabilmesi çok zor.

Maduro hükümeti Mayıs ayında Bolivar’dan üç sıfırı attı. Ülke yeni bir para birimine geçecek. Bu politikanın da enflasyonu düşürmekte işe yaramayacağı kesin. Çünkü hukuktan, denetimden uzak, sadakat karşısında menfaat dağıtmaya dayalı bir bataklık düzeni kurmuşsanız, attığınız her adım biraz daha batmanıza yardım eder sadece. Devletin para ve döviz üzerindeki kontrülünü olağanüstü sıkılaştırması da, dövize ulaşma imkanı olan ve elde ettiği dövizi karaborsada çok yüksek miktara satabilen dar muktedir sınıfının işine yarıyor. Yani, Maduro’nun rejimini devam ettirmek için kurduğu sistem, hiperenflasyonla mücaadelenin de önündeki en büyük engel. 

Modern devlet tarihinde belki 1000 kez denenmiş, bininde de denendiği ülkeyi harap etmiş bir yönetim tarzının, keyfi ve otoriter tek adam yönetiminin, 1001’nci denemede farklı sonuç vermeyeceği açıktı. Ama Venezuela halkı da önceki 1000 denemenin kurbanları gibi, ‘bizim şartlarımız, bizim davamız ve bizim liderimiz farklı’ yanılgısına düştüler.

@CemalTdemir