Geri Dön
Paylaş
07.12.2017 00:00

Hayat acılı mı olsun, acısız mı?

"Ama acılara alışılmaz 
bir şeyler var değişecek 
bir şeyler var 
değiştirmemiz gereken 
önce acılardan başlanacak” 

Ahmet Telli 

Sosyoloji eğitimi almaya başladığım ilk yıl, dersin birinde bir hocamız demişti ki:

“Toplum ve olup bitenler hakkında herkesin bir fikri vardır, herkes bir şeyler söyleyecektir. Tüm bu yorumların üzerine çıkmak ve gerçeği görebilmek için çok okumalısınız, çok gözlemlemelisiniz.” 

Hani kulağınıza küpe olur ya bazı sözler, bu onlardan biriydi. 

Yıllar sonra kişisel çalışmalar, enerji döngüleri hayatıma girince bir çok kez “bu kadar sorgulama, akışına bırak”, “çok soru soruyorsun” gibi cümleleri kişisel çalışmalarla ilgilenen, uygulayıcılık, eğitmenlik yapan kişilerden duydum.

Sorgulamanın yanlış olduğunu hiç düşünmedim. Yüzleşmenin de belli bir noktada farkındalık yarattığını benimsedim. Fakat bir yerde gitmeyen, bütün beylik lafların altında hiç ilerlemeyen bir yan, bir nokta vardı. 

Bu nokta hayatındaki problemlerin ortadan kalkması ve rahatlamak için kişisel çalışmalara giren bir çok insanın bir çıkmaza doğru gitmesini sağlıyordu. Bu kişiler bir teknikten diğerine koşuyor, bir süre bir tekniği denedikten sonra bu yetmedi, başka bir şey gerekiyor diye, başka çalışmalara yöneliyordu. 

Kişisel gelişim kendi içinde bir rekabet ve pazarlama ağı yaratmış oldu.

Herkes kendi uyguladığı tekniğin en iyisi olduğunu söylemeye, benimsediği tekniğin her derde deva olduğu yönündeki pazarlama çabasına kapılmıştı. Hala daha öyle. 

Atlanılan bir nokta vardı ki. O da “yaraloji” alanının oluşmasıydı. 

Nedir bu yaraloji? 

Travma bilinci. Kavram Caroline Myss’ e ait. 

Geçmiş bir deneyime tutunmak, dünyaya bunu lanse etmek, bunun üzerinden kendini konumlandırmak yaroloji. Örneğin üç yaşında cinsel tacize uğramış bir kadın, bir çözümleme sürecine girdiğinde bir süre sonra etrafındaki herkese bunu anlatmaya başlıyor. “Ben taciz edildim.” diyor. 

Henüz ülkemizde taciz bu kadar açık söylenemiyor, orası ayrı bir nokta. Buna benzer durumları sıkça görüyoruz. 

Dostluklar, arkadaşlıklar bu travmatik olaylar üzerine kuruluyor. Bir arkadaşınızın başından geçen talihsiz olayları anlatması, bunun ile ilgili dert yanması hiç garip gelmiyor, değil mi? 

“Arkadaşlığın anlamı bu.” demeyin. Arkadaşlık iki kişinin birlikte yarattığı bir paylaşım ağıdır. Siz hiç çocukların bir araya geldiğinde oturup dertleştiğini gördünüz mü? 

Ne zaman arkadaşlarımızla dertlerimizi, sorunlarımızı paylaşmaya başlıyoruz? 

Bir düşünün ne zamandır hayatınız da sürekli sorunları, tatsız olayları birbirinize anlatıyorsunuz, adına “rahatlamak”, “deşarj olmak” diyorsunuz. 

En son ne zaman bir arkadaşınızla sadece kahkaha atarak, gezip dolaşarak, yeni bir şeyler üreterek bir araya geldiniz? 

“Hayatımda bir sürü sorun var” diyorsanız, işte tam yaralojinin içindesiniz demek. 

Siz orada durduğunuz süre boyunca, o sorunlarda orada duracak. Acıya tutunmak böyle bir şey, iktisadi sistemin yarattığı bir durum. 

Bizler, en basit halimizle “acımaktan” ve “acınmadan” besleniyoruz. Sadece kendi yaralarımızla ilgilenmiyor, devamında diğerlerinin yaralarına kapılıyoruz. 

Canımızı acıtan herhangi bir şey olduğunda, yere seriliyor, acının geçip gitmesini bekliyoruz. En iyi ihtimalle telefona sarılıyor, arkadaşlarımızdan, ailemizden destek umuyoruz. 

Bir çoğunuz “Böyle yapmayalım da, insanlar ölsün mü? Birbirimize destek olmanın neyi kötü?” diyorsunuz. 

Zihnimiz bu illüzyona öylesine kapılmış ki, bunun dışında bir yol olduğunu bile hatırlamıyoruz, bilmiyoruz. 

Kaçımız bir sorun olduğunda gerçekten, ama gerçekten onu çözmeyi seçiyoruz? 

Kaçımız bir başkası sorun yaşarken gerçekten onun sorununu çözmesi için harekete geçiyoruz? 

Kaçımız bazı durumların tamamen sonlanacağına, yeni bir yaşamın başlayabileceğine inanıyoruz? 

Acı hep olacak, hep kötü insanlar, kötü davranışlar olacak önemli olan tüm bunların içinde nasıl yaşamayı seçtiğiniz.

Değişime başlamak çok kolay. Yol zorlu olabilir, olsun. Küçük adımlar kocaman bir yolu bitirmeye yeter. Koşacak kadar güçlenmeyi beklemeden küçük adımlarla yürüyebilirsiniz. 

Şimdi, şu anda, canınızı sıkan, sizi istediğinizi yaşamaktan, alıkoyan neyse onu değiştirmeye başlayabilirsiniz. 

En basit şekliyle “Şu anda bunun için atabileceğim en küçük adım, yapabileceğim en küçük şey ne?” sorusuyla başlayabilirsiniz. 

 O sorunun olmadığını hayal etmek için iki dakika gözlerinizi kapatın, o durum olmadığında nasıl hissedeceğinize odaklanın. O duyguyu yaşayın. 

Yarın, o duyguyu bulunduğunuz koşullar için saniyelik olsa bile yaratmayı deneyebilirsiniz. 

Küçük küçük adımlar, dağları devirmeden, küçük adımlar, sizi esenliğe taşıyabilir.