Geri Dön
Paylaş
11.10.2018 00:00

Kayyım tehdidi

Cumhurbaşkanı, yaklaşan yerel seçimler hakkında korkutucu bir “ifşaat”ta bulundu: “Teröre bulaşmış olanlar seçilirse hemen kayyım tayin ederiz” dedi.

“Terör” bir suçtur ve bir ülkenin suç ve ceza kodunda bir tanımı olması gerekir. Bu durumda “terör suçu” işlemiş bir kişinin zaten “seçilme” gibi bir aşamaya gelmemesi beklenir. Böyle bir suç işlediği saptanmışsa, adalet mekanizması harekete geçer, kovuşturma başkar v.b. Seçimlerde aday olmanın da nesnel ölçütleri vardır.

Hakkında herhangi bir kovuşturma, dava v.b. olmayan biri, söz gelişi belediye başkanlığına aday olacak, yapılan seçimi de kazanacak. Tam başkan olacakken birileri gelecek, “Bu adam teröre bulaşmış. Başkan olamaz. Bu ile (ilçeye v.b.) kayyım tayin ediyoruz” diyecek!

Cumhurbaşkanı’nın kurduğu cümlelerin bildiğimiz Türkçede anlamı şu: “Bizim (“benim” diye okuyabilirsiniz) beğenmediğim birini seçerseniz o seçim sayılmaz!”

Cumhurbaşkanı’nın ve AKP’nin bugüne kadar en büyük kozu, oyuydu. Knedisini yok etmek isteyen güçlere karşı en büyük savunma aracı da aldığı oyların çokluğuydu. –“Bu kadar oy alan bir parti nasıl kapatılır?” kaygısı.-

Ama şimdi Cumhurbaşkanı kendinden başka bir siyasi oluşum ihtimali karşısında “Oy bizi ilgilendirmez” diyor. “Halk seni oylarıyla seçebilir ama ben seçildiğin yere gelmene engel olurum.”

Durum buysa, “demokrasi” filan, hepsi hikâye demektir. Aslında Cumhurbaşkanı her şeyi kendi ağzıyla söylemiş. “Seçilirse” diyor. Demek terörle ilişkisi hakkında yapılmış bir şey yok, seçime giriyor. Giriyor ve kazanıyor. Kazanınca, “teröre bulaşmış” olduğu anlaşılıyor. O halde, “Gelsin kayyım!”

Tabii, “teröre bulaşmış” sözü, hele bugünün Türkiye’sinde, çok alengirli bir söz. Ne demek “bulaşmak”? “Ceza yasası” gibi bazen milimetrik hesapların belirleyici olduğu bir alanda “bulaşma” tanımı ne? Terörist Ahmet’le birlikte bomba atmak mı, terörist Ahmet’e bomba yapacak malzeme vermek mi, “Ahmet teröristtir ama benim dayımın oğludur. Severim onu” demek mi? “Ahmet terörist değildir” demek mi? Hangisi?

Aslında “hangisi” diye uzun uzun spekülasyon yapmamıza gerek yok. Çünkü ortada somut örnekler var, bütün bir uygulama var. İşte Altan kardeşlerin, Nazlı Ilıcak’ın, Şahin’in Ali’nin Mümtazer’in v.b. müebbede mahkûm edildiği dava, önümüzde duruyor. “İltisak”, “sübliminal” gibi bir kelime dağarcığı!

Cumhurbaşkanı kendisi, bu davalardan bazıları için, birçoğu için açık açık suçlayıcı ifadeler kullandı. Örneğin, Osman Kavala hakkında. Ancak Osman Kavala hakkında, bir yıldan beri, bir iddianame hazırlanamadı. Bir “hukuk skandalı” olan Büyükada baskını hakkında da kendini bağlayacak sözler söyledi; ama burada da bir suç olmadığı besbelli.

Tabii, “somut örnek” arıyorsak, bundan daha somut örnekler de var. Yeterince. Çünkü Cumhurbaşkanı’nın “yapacağım” diye haberini verdiği şey zaten yapıldı. Kaç belediyeye kayyım tayin edildiğinin hesabını ben tutmadım. Bunlar yapıldı yapılmasına, ama Cumhurbaşkanı’nın son demeci gene çok önemli (ya da “vahim”) çünkü önceden bildiriyor. Ha bu tehdidi savuracaksın, ha da “Senin partinin adaylarını ben seçeceğim” diyeceksin . Sonunda aynı yere geliyor.

AKP’ye karşı Türk milliyetçisi bir noktada durarak (bu nokta ile AKP arasındaki mesafe artık tamamen kapanmış gibi  görünüyor ya) muhalefet edenler, bu tehdidin dolaysız hedefi Kürtler olduğu için, pek fazla ses etmemeyi seçebilirler.

Aynı Cumhurbaşkanı dur durak dinlemiyor. Örneğin geçenlerde hayatını kaybeden 8 kişi hakkında konuşurken “Bunun sorumlusu HDP ve CHP’dir” dedi. Cumhurbaşkanı işine gelen bir fotoğraf seçip “İnönü, Amerika’nın bayraktarıdır” diye konuşmakta bir sakınca görmeyen bir tavır içinde. Dolayısıyla “teröre bulaşmış” olmanın sınırlarının nerede çizileceği hiç belli değil ve hemen hemen her konuda olduğu gibi Cumhurbaşkanı’nın tercihine göre biçimlenecek. Ve her zaman olduğu gibi, onun dediği dedik.