Geri Dön
Paylaş
12.03.2018 15:32

Hasan Cemal'in kitabı elimden işte öyle geçip giderken...

Haberiniz var mı, izlerine rastladınız mı bilmem, arkadaşımız Cengiz Aktar sübliminal bir ara yapıcıdır.

“Abi, gördün di mi filanca sergiyi?”

“Abi, ne kitap ama, fotoğraflar müthiş, değil mi?

Filanca sergiye gider, kitabı alır okursun. Mecbur.

Midilli’nin BarbaYani’siyle aramı yapan da odur, Cengiz Aktar.

Daha Hasan’ın (Cemal) yeni kitabının yayımlandığı hafta aradı:

“Abi, Hasan’ın kitabıyla ilgili bize bir yazı yazar mısın?”

Bi dakka! Ne Hasan’ı?

Hangi Hasan?

Ne kitabı?

Hangi kitap?

Daha kitap yazılmadan haberi olmamasına şaşmalı…

Cengiz bu, durur mu? 3-5 hafta geçmemişti ki, bir bahaneyle gene telefon.

“Abi, Hasan yazısını unutmadın değil mi?”

Hasan Cemal’in 5-10 dostunu çağırdığı yeni kitabını kutlama yemeğine gidememiştim.

Neden? Ben öyle herkesin çağrıldığı yemeğe gidecek adam mıyım?..

İkinci neden? Türkiye’de değildim.

Bugün Hasan’ın “Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor” adlı kitabını okumaya başladım.

Belalı, keyifli bir iş, bunu okumak. Bir yandan Murat’ın muhataralı Şairaneden Şiirsele kitabı, bir yandan bu… Epey eğlenceli, dolu bir-iki hafta. Ne güzel.

1992’de Kumkapı’dan ve okulum Tıbrevank’tan bazı yakın arkadaşları Etiler’de evime müzikli bir akşam yemeğine çağırdığımda, onlar için hazırladığım bir şiirli dosya vardı. Kapağında, bizim Kulüp Rakısı deseni, purolu, papyonlu, smokinli iki rakıcı ile dosyanın adı:
KUMKAPI
Nisan 1964
GEÇTİ ÖMRÜM YİNE HALA
28 Mart 1992
Yani, Hasan’ın kitabından 54 yıl önce yazılmış bir Kumkapı şiiri…

Hasan’ın kitabından 26 yıl önce malumum olan bir gerçek: Hayatın geçtiği, geçiciliği…

Hasan’ın kitabını okumaya başladım. Kendisinin  -birçok şeyin farkında olmadığı gibi muhtemelen bunun da- farkında olmadığı bir bir müthiş sürpriz: Bu kitap edebi. Edebiyat. Birkaç hafta sonra ana yazımda anlatacağım.

Hasan Cemal… Cemal Paşa’nın torunu. Bu çapta bir bağı olan başka kim, ne zaman, böylesi bir kitap yazdı, yazmış, bilmiyorum. Enver Paşa’nın, Talat Paşa’nın yakınları? Sultanların, padişahların ahvadı? Mustafa Kemal’in yoktu geride bıraktığı soyu sopu; ama peki ya İsmet İnönü’nün çocukları, torunları? Celal Bayar’ın?

Elbette, yazmış olsalardı da, Hasan Cemal’in içtenliği, yaklaşımı, dünyaya, insana bakışı olur muydu o yazılarda, kitaplarda? Hayır, olamazdı. Yazılmamış yazılar, kitaplar için nasıl olamazdı dersin behey Nazar Efendi?

Derim, çünkü Hasan bu… İnsanı insan gibi yazmış, yazıyor.

Ama daha bunlar ilk izlenimler. İlk 50-80 sayfa. Büyük aile, müthiş bir hayat, anladık da, insafsız 680 sayfa yazmış. Dur bakalım…

Dikkat etseymiş iyi olurmuş gene de. Sayfa 36’da daha 6 yaşındayken futbolda bacağını kırdığını öğreniyor, üzülüyoruz; hemen sayfa 37’de bacağını futbolda daha 5 yaşındayken hem de iki yerden kırdığını okuyor, kahroluyoruz…

Yaşıtım Hasan’a asıl yazıda canına okuyacağım vaadiyle, şimdilik, o zamanlar yaşadığı çorak Ankara’ya nazire olarak İstanbul’un Kumkapı’sını sunuyorum.
kumkapı
serin serin tütüyor kumkapı
serin serin tüter kumkapı
kavgası gülüşü küçük alanıyla
sessiz başına buyruk ve gündelik
yokuşlar var kumkapıya inen en güzeli
balipaşa yarısında denizlerin çağırdığı eli mayolu
akşam üstleri ortalık beyaz mavi
pırıl pırıl küçük alan serin yokuş yeli
meyhaneler pırıl pırıl insanlar pırıl pırıl
kumkapıya ve sahile bu yokuştan inilir
ve öğle sonraları bu yokuştan inilir
marul yenir aşağıda balıklar inci mercan
seslerin en güçlüsü en güçlüsü deyimlerin
çeşmelerin en uslusu ortadası marullusu
-alanı lorca alanının kumkapılı kardeşi-
sergilerin en imrendiricisi meyve sergisi
işte o yokuştan inilir
sonra Ayşeler Ahmetleri sever sinemalara gidilir
sonra kirkorlar maryamları sever sahilyolu sağolsun konstantin duvara
sonra işte sandal birbuçuk saat ve yenikapıya kadar
cankurtarana kadar el tutmadan gizli gidişler
el tutmadan gizli dönüşler
sonra söylesem inanmazsınız bahar akşamları
eskiden çok eskiden pek o kadar da çok değil
işte bu kumkapı sokaklarında sokak üstünde
telli odalarda çifte gelinlerde yaz akşamları
sofrasını masasını kurardı bir akdeniz kalıntısı
turist falan için değil müze falan için değil
turist falan keşfedilmediydi daha müze falan müzedeydi
zevki için kurardı herifçioğlu masasını
sonra çoklukla karısı ut çalardı kendisi
mırıltıyla söylerdi bazen da sesini yükselterek
serkis ağanın nişaburek şarkısını
diyeceğim kumkapıya başka türlü inilirdi
sonra bir kız attı kendini pencereden
önce zehirledi kendini sonra pencereden attı
hiç unutmam mayıs falandı sevda yüzünden dediler
hüseyin efendinin sokağındaydı o kahveden yeni dönmüştü
liz taylorun gözleri gibiydi gökyüzü şampanya
içmiş gözleri gibi bir iki yıldız parıldıyordu
saklambaç oynayan birkaç kırlangıç iki de küçük bulut vardı
fatma giriğin gözleri gibiydi deniz uzaktan yanıyordu
kunduracılar ve tezgahtarlar yeni dönüyorlardı
iki kolunda iki tombul kızı gibi iki kesekağıtla
müsü aram yeni dönüyordu karısı kapıdaydı kol gerdan
toto ve kıbrıs yoktu daha onlar sonra döndüler
işte o yüzden o gün ve daha çok sevdadan
akasya kokuları dönüyordu köşeyi işte ondan
önce zehir içti o kız sonra saçını taradı
ve kıpkızıl bir ruj sürdü mayıs dudaklarına
o ilk günkü döpiyesini giydi mutfak aynasında
sonra işte onca çok bildiği kapılarının önüne
kapılarının önüne sokakta tavla oynandığı halde
tepesiüstü bırakıverdi kendini
cinayet böylece işlendi
sonra efendim kumkapı güzeldir
şevket bile vardır kumkapıda kör agop bile vardır
yorgonun göbeği bile vardır kendisi göbeköncesiydi
bekçileri bile güzeldir kumkapının polisleri karıştırmayın
askeri tıbbiyeliler vardır üniformalı ve şapkalı
şapkaları vardır sol kaş şapkaya şapka sol kaşa yakın
ve –tatlıya bağlayalım diye söylüyorum-
fıskıtçı vartuk ile akordeoncu vartuhi vardır
ve eminönü kaymakamının belirttiklerine göre
bakılırsa yabancı uzmanların dediğine
-ki elbette bakılır-
Kumkapı döviz kaynağı olma yolundadır
ama
şimdilik
kumkapı serin serin tüter
kavgası gülüşü küçük alanıyla
sessiz başına buyruk ve gündelik
kumkapı kumkapı gibi tüter