Geri Dön
Paylaş
15.11.2017 00:00

“Amerika gitsin Rusya mı gelsin, Allahsız Gomonistler!”

“Ergenekon’un Avrasyacı maskeyle dönüşü” yazısını somut veriler üzerinden birkaç açıklama ve birkaç düşünce ile sürdürmezsem, hem yarım kalacak hem de yanlış anlamalara yol açacaktı. Bu yüzden, affınıza sığınarak sürdürüyorum.

Yukardaki başlığı da özellikle genç kuşaklara açıklamak gerekebilir. 1960’ların ikinci yarısından itibaren Türkiye’de sol güçlenip siyaset sahnesinde yer almaya başladığında, özellikle Türkiye İşçi Partisi çevresindeki sosyalistlere karşı sağ kesimden gelen bir saldırı sloganıydı bu. Her eylemimizde, yürüyüşlerde, mitinglerde,TİP binalarına ve toplantılara taşlı sopalı saldırılarda, belli bir vurgu ve komik bir tıkı tak-tıkı tak ritmiyle “TİP, TİP, tipsizler, bir avuç ipsizler, Amerika gitsin Rusya mı gelsin, Allahsıııız gomonistler!” diye çığrışırdı saldırgan güruhlar. Bu slogana “Komünistler Moskova’ya!” haykırışları eşlik ederdi.

Türkiye sosyalist solu, özellikle de TİP ve TKP; 1960’ların son yıllarında anti-Sovyet çizgiye kayan Perinçekçi Maocular haricinde ağırlıklı olarak pro-Sovyet’ti (Sovyetler Birliği yanlısı). Soğuk savaş döneminin “dehşet dengesi”ne dayalı çift kutuplu dünyasında Sovyetler Birliği’ni ABD emperyalizmi karşısında bir kale olarak görüyorduk.  

Antiemperyalizmden “Amerika gitsin Rusya gelsin” noktasına…

Doğruydu, yanlıştı, bu uzun ve ayrı bir konu; ancak NATO ve ABD karşıtlığımız Rusçuluk değildi, yani “Amerika gitsin, Rusya gelsin” demiyorduk. “Rusçu” değil, sosyalist’tik ve antiemperyalist’tik.

Şu günlerde ülkemizde Avrasyacılık rüzgârları esiyor. Avrasyacılığın Türkiye’deki lideri Doğu Perinçek. Yönetim kademeleri Ergenekon-Balyoz davalarında yargılanmış derin devlet/Ergenekon bağlantılı eski generallerden oluşan Vatan Partisi de onun partisi.

15 Temmuz darbe girişiminin, Erdoğan için olduğu kadar Perinçek ve takımı için de “Allah’ın lütfu” olduğu anlaşılıyor. 15 Temmuz’u izleyen günlerde bir Batı gazetesinde, bizzat Perinçek’in sözlerine göndermeyle, “120 bin bile oyu olmayan bir parti devlet içinde en etkili güç haline geldi” mealinde bir yorum çıkmıştı. “FETÖ’den boşalan yerlere Cumhuriyetçiler, milliyetçiler, Atatürkçüler geldi”, “Türk yargısı altın çağını yaşıyor, hiçbir zaman bu kadar başarılı olmamıştı” diyen Perinçek, yargıda (sadece yargıda mı?) kazandıkları pozisyonları vurgulayarak bu yorumu doğruluyor. Aydınlık gazetesi; Avrasyacı ulusalcıların yörüngesine giren Erdoğan’ın susturmak istediği muhaliflere karşı karalama kampanyalarının başını çekiyor.

Yeni Avrasyacılık ve Dugin adlı bir adam

15 Temmuz darbe girişiminden bu yana Türk Avrasyacıların parlayan/parlatılan yıldızı Alexandr Dugin diye bir zat. Putin’in danışmanlarından bir profesör olarak tanıtılıyor. Gün geçmiyor ki Aydınlık gazetesinde ve aynı çevrelerin yayınlarında açıklamaları, söyleşileri, kehanetleri çıkmasın. 15 Temmuz’un NATO’cu CİA darbesi olduğu görüşünün kaynağı da o.

Merak ettim, internete girdim, şöyle bir gezindim. Burada hiç uzatmayacağım, ama değme casusluk yazarını, şöyle bir kahraman yaratamadım, diye kıskandıracak bir tip bu Dugin.

Avrasyacılık (Evraziistvo) radikal Rus milliyetçiliği ve Rus yayılmacılığının ideolojisi. Kimilerinin şarlatan, kimilerinin çağdaş Rasputin, kimilerinin etkili ve eksantrik bir casus olarak tanımladığı Dugin Yeni Avrasyacılığın ve Uluslararası Avrasya Hareketi’nin lideri (imiş). Perinçek ve  çevresiyle ilişkilerini hiç saklamadan anlatıyor çeşitli yerlerde. Sadece birkaç örnek: www.evrazia.org sitesinde yayımlanan “Bu tutuklamalar Rusya’ya meydan okumaktır” başlıklı yazıda “Türkiye’nin yüzünü Rusya’ya dönmesinin ordu içindeki inisiyatifinin Veli Küçük’e ait olduğu”nu söylüyor. 1990’larda Güneydoğu’daki korkunç cinayetlerin, Kürtlere eziyetin, baskıların, zulmün simge adı olan Yeşil’in (Mahmut Yıldırım) cep telefonlarından birinin Dugin üzerine kayıtlı olduğu; Ermenistan’a yönelik kontrgerilla örgütlenmesine karıştığı, Ocak 2008’de bir ara gözaltına alındığı başka birkaç ayrıntı.

Türkiye’deki Avrasyacı çevrelerle ilişkisini, yine kendisi şöyle anlatıyor:

“Perinçek ve 2000’lerin başında ona yakın olan askerî elitler beni başka bir Türkiye ile tanıştırdılar…Eğer Perinçek’i Türk derin devletinin adamı olarak tarif ederseniz, ben de kendi ülkemin vatansever derin devletini temsil ediyorum." Bir başka yerde “Erdoğan şunu anladı: Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği sadece Batı siyasetinden uzaklaşıp Rusya ile yakınlaşma ile sağlanır.” Başka bir söyleşide: “Avrasya taraftarı olan ve Rus-Türk stratejik ortaklığı isteyen Türk siyasetinden arkadaşlarım, özellikle Doğu Perinçek’in Vatan Partisi ve Hasan Cengiz’in Avrasya Hareketi” diye başladıktan sonra, Batı ile bağları tümüyle koparmanın ve Rusya ile stratejik ortaklığın Türkiye’nin tek çaresi olduğunu vurguluyor.

Bu türden alıntıları hiç uzatmayacağım, ama önemli bir ayrıntı (!) var. Ne tesadüftür ki Dugin, 14 Temmuz 2015’te,  Avrasya Yerel Yönetimler Birliği’nin Genel Başkanı Hasan Cengiz’in davetiyle (ki ben bu beyin adını da kimliğini de Dugin’in açıklamasından öğrendim) Türkiye’de bulunuyor. Darbe gecesi geç saatlerde Türkiye’den acele ayrılıyor, bu ayrılışı “Darbenin nereye varacağı belli değildi, tabii hemen uzaklaştım” diye açıklıyor. 16-17 Temmuz’da Büyükada’da çok önceden planlanmış uluslararası bir toplantıya katılan Henri Barkey’in darbe planlamakla suçlandığı ve Barkey’le bir restoranda tesadüfen karşılaşıp ayak üstü üç dakika konuşan Osman Kaval’ya darbe suçlamalarının yöneltildiği şu bulanık ortamda Dugin neredeyse millî kahramanımız, danışmanımız, yol göstericimiz. Belki hatırlayacaksınız, ne alakası varsa, Meclis’te AKP grup toplantısında bile konuşturuluyor.

Üç dava, tek kaynak, tek amaç 

Suriye’den başlayarak ve Kürt meselesinden geçerek, Orta Doğu’da attığı her adımla ülkemizi savaş batağına, yalnızlaşmaya, “yurtta çatışma, cihanda savaş” iklimine sürükleyen iktidar Avrasyacıların kuyruğunda Rusya’ya yanaşmakta yarar görüyor. Batı düşmanlığı; algı operasyonlarıyla, bizzat Erdoğan’ın söylemleriyle, yalana dayalı medya saldırısıyla sürekli körüklenerek, kopuşun psikolojik ortamı hazırlanıyor.

Şu sıralarda soruşturması süren veya görülmekte olan üç dava anlatmaya çalıştıklarımın yargı alanındaki yansımaları: Cumhuriyet Gazetesi davası, Büyükada “Casusları!” davası, Osman Kavala’nın 15 Temmuz darbesiyle bağlantı kurularak tutuklanması…

Bunların üçünde de muhbirler, şahitler, düzmece delil ve algı yaratma operasyonları, yalan haberler aynı kaynaktan çıkıyor. Daha soruşturma bile başlamadan önce Aydınlık gazetesinde, Avrasyacı medyada, hemen ardından eş zamanlı olarak başta Sabah grubu olmak üzere iktidar medyasında yalan haber ve suçlamalar birbirini izliyor. Ve Sayın Erdoğan hiç gecikmeden bu kişilerin ajan, casus, NATO’cu darbeci oldukları yolunda hüküm kesiyor.  Amacın; düşünce özgürlüğü, sivil toplum, demokratik değerler konusunda hassas olan Batı ülke ve kurumlarını provoke etmek, Türkiye’deki muhataplarını sindirip susturmak, böylece kopuşu derinleştirmek ve Rusçuluğu tek alternatif haline getirmek olduğu anlaşılıyor.

Dünyanın yeniden dizayn edilmekte olduğu, bölgemizde güç ve nüfuz bölgelerinin yeniden paylaşılmaya çalışıldığı çok karışık ve tehlikeli bir ortamda, Türkiye’yi ateşe atacak bir plan AKP-Avrasyacı odaklar işbirliğiyle yürürlüğe sokuluyor. Bölgemizi, ülkemizi, halklarımızı yeni çıkmazlara, yeni acılara sürükleyecek bir oyunun parçası olmamak için uyanık olalım.