Geri Dön
Paylaş
13.07.2018 00:00

15. Uluslararası Altın Kayısı çok ''ıslak'' başladı

Önceki yazımda, retrospektif bir bakış attığım, kimlerce, neler pahasına, nasıl yaratıldığını, özetçe anlatmaya çalıştığım, Yerevan (ya da Erivan, fark etmez) Uluslararası Altın Kayısı Film Festivali'nin 15’incisi 8-15 Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleşmek üzere açıldı...

Açıldı açılmasına da, başlıkta görüldüğü üzere hayli ''ıslak'' açıldı...

Efendim, Ermenilerin Pagan dönemden Hristiyanlığa geçerken, bu geçişin yumuşak olması için bazı Pagan alışkanlık - gelenekler, Hristiyanlığa adapte edilmiştir, tabii başka vesileleri ön plana çıkararak ...

Tıpkı, Türkler'in Talas Savaşı (751)’ndan sonra İslam'ı seçmeye başladıklarında; eski dinlerine ait bazı yönleri muhafaza ettikleri gibi. Bugün de Anadolu İslamı dediğimiz kültürde, içinde bazı mezhep, tarikat, yaşam tarzları bulunmaktadır. Alevilik bunların içindeki en belirgin örnektir...

Neyse, gelelim, Ermenilerin Hristiyanlığa resmen (tarihte ilk Hristiyan devlet) geçtikleri 301 tarihinde; kadim bayramlarından olan Vartıvar'ı da aynı mantıkla  muhafaza etmiş olmalarına ...

Ayrıntılarına girmeyeceğiz ama bilahare mutlaka söz edeceğimiz Vartıvar Bayramı'nın belirgin özelliği, küçük-büyük-ergen-genç-yaşlı, kadın-erkek, resmi memur-işçi-emekçi-iş insanı kim olursa olsun, birbirlerine gün boyu başlarından aşağı su dökmeleri...

Diyaspora'da kaybolmaya yüz tutmuş bu gelenek, son yıllarda, İstanbul'da kültürel gelenekleri yaşatmak için çırpınan, dans ve gelenekler hocası Hagop Ari Güleç gibi; Dersim ve Hemşin yörelerimizde de, idealist kişiler sayesinde, gitgide artan bir trendle kutlanıyor...

İşte 8 Temmuz Pazar günü de hem Vartıvar Bayramı, hem de festivalin ilk günüydü...

Mahallenizde gıcık olduğunuz polisin, bir savcı - hâkimin, bir milletvekilinin başından aşağı - eğer yakalayabilirsenhiz tabii, sadece su olmak şartıyla - bir kova/ bardak suyu boşaltabilirsiziz ve kimse bir şey diyemez... Hareket serbestisinin bu kadar özgür olduğu tek gündür Vartıvar...

Vartıvar Bayramı'na belediye ve itfaiye de tazyikli sularıyla katılıyor

Yahu devletin polisinin, itfaiyesinin bile insanları arozörlerle suladığını söylersek, durumu daha iyi anlayabiliriz herhalde...

Hâl böyle olunca, dünyanın dört bir tarafından gelmiş, nice foto muhabirleri, ya özel çaba sarf ediyorlardı, fotoğraf makinelerinin su almaması için; ya yeni nesil gençlerin  vicdanı sayesinde kurtuluyorlardı; ya o gün otel veya evlerinde bırakıyorlardı (benim gibi) alet-edevatını ya da farklı dillerde 'ulan ne yaptınız be!' türü çığlıklar atmak zorunda kalıyorlardı ...

Anlayacağınız festival içinde festival yaşadık, birçok renkli görüntülere şahit olarak tabii...

Mesela Hollywood'un daha öğrencilik yıllarından 'harika çocuk' sıfatını almış ve gişe rekorları kıran filmleriyle tanınmış Darren Aronofsky, festival açılışının ilk defa yapıldığı Opera'nın Aram Khaçadıryan büyük salonunun sahnesinde, gün boyu başına gelen 'sulanma' olaylarını anlattıktan sonra cebinden çıkardığı suyla seyircilere su fırlattı. Bunun üzerine sahneye fırlayan Altın Kayısı'nın baş kurucusu, şimdi Sinemacılar Birliği Başkanı, belgeselci Harut Kaçadıryan da havaya su fırlatıp, Darren Aronofsky ile birlikte gönüllü ıslanarak jeste karşılık veriyordu...

2018 Altın Kayısı'nın onur konuğu, ünlü yönetmen Daren Aronofsgi, sahneden su fırlatırken

Bu arada, seyircinin kapıları kırarak, salonda izdiham yaratarak seyrettiği Aronofsky'nin Mother filmi - her ne kadar da bu satırların yazarının tercih ettiği sineması olmasa da - evlilik ilişkilerini irdeleyen bir film... Ama... Tanınmış bir şair-yazarın mesleği-eserlerine olan aşırı bağlılığının, aptalca bir bencilliğe sürükleyebileceğini, izleyicinin tahammül snırlarını zorlayarak ama güzel benzetme ve kurgusal zenginkliklerle anlatan bir filmdi...

1969 yılında New York'un Yahudi gethosu Brooklyn'ininde doğmuş; eğitimci anne-babanın çocuğu olarak yetişmiş, 18 yaşında Harward'da çizgi-aksiyon filmleri eğitimi almışve daha 27 yaşında 'Pi' adlı ilk filmiyle, Sundace Festival'inde 'En İyi Yönetmen' ödülünü almış, Darren Aronofsky ile Türkiye izleyicisinin daha bir tanışması gerekiyor, bizce ...

Aynı Aronofsky'nin 'Requiem for a dream (Bir rüya için Ağıt)' filmi ise genç yönetmene 4,5 milyon Dolar'lık bir hasılat kazandırmıştı. En son senaristlik, yönetmenlik ve de yapımcılığını üstlendiği ''Noah (Nuh)'' filmi ise dünya çapında tam 362 milyon Dolar hasılat yapınca, haklı tahtına oturmuş oldu, Erivan'da sempati toplayan, son derece mütevazı Darren Aronofsky...

AGBU salonunda Master Class'a katılan Aronofsky öğrencilere ''(...) Her film yaptığınızda bir evlilik yapmış gibisiniz; tutarsa tutar, tutmazsa tutmaz; ancak evliliği bir defa yapmak için yola çıkarsınız, film yaptığınızda ise böyle bir şey yok ... Filmi tam üç kez kurgularım ... Önce senaryou yazarken / okurken, sonra filmi çekerken ve bir de montaj yaparken asıl'' diyordu...

Ünlü İranlı yönetmen Asğar Farhadi'nin Jüri Başkanı olduğu bu yılın festivali, ünlü Fransa'lı Ermeni yönetmen Robert Gedigyan'ın ''La Villa''sıyla açıldı...

Senaryosunu, Robert Gedigyan (Guédiguian) ve  Serge Valletti'nin birlikte yazdıkları, baş kameramanlığını Pierre Milon'un yaptığı, yapımını Robert Gedigyan ile Marc Bordure'ün üstlendikleri ve nihayet yönetmenliğini Robert Gedigyan'ın yaptığı La Villa ile yine buram -buram bir Gedigyan sineması izledik. Yine bu satırların yazarıın tercih ettiği sinema, müzikli komedi ve romantik komediyle ve bir de işte bu (vicdan türü) sinema...

Cumhurbaşkanı, Armen Sarkisyan, Kültür Bakanı Lilit Magunts ile şakalaşarak kırmızı halıda...

Yönetmenin memleketi Marsilya'da güzel bir kıyı kasabasındayız La Villa'da...

Eski zamanların ''mahalle'' tarzıda ama pazar ekonomisinin ta buralara kadar getirdiği vahşete karşı direniyor. Babadan kalma ''ev-anne usülü yemek'' türünde harcıalem ama otantik yemekler hazırlayan mütevazı restaurant'ı idare ediyor, erkek kardeşlerden biri ... 

Baba rahatsızlanınca, yıllar sonra küstüğü evine gelen tiyatrocu kızkardeş; yıllarca sendikacılık ve yazarlık yapan yorgun savaşçı bir erkek kardeş, kızı yaşındaki bir sevgiliyle teselli buluyor ...  

Komşuları var, yine yaşlı bir çift, yetiştirmiş oldukları hekim oğulları kendilerine bakıyor ama kendileri bundan rahatsız... İnsan ilişkilerinin, yeni zamanlarda, dantel gibi işlendiği bir film bence...

Evet, festivalin açılışını, kısa da olsa, Azadutyan Radio linkinden izleyebilirsiniz; dili anlamasanız bile bir fikir verebilir... Bugünlük bu kadar, görüşmek üzere ..