T24 Haber Merkezi
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP'ye yönelik "mutlak butlan" kararı, CHP Genel Merkezi'nin boşaltılması tartışmaları ve kolluk müdahalesine ilişkin konuştu. Bakırhan, kararın yalnızca CHP'yi değil, tüm siyaset ve sivil toplum alanını tehdit ettiğini belirterek, "Bugün CHP'ye giden kolluk, yarın AKP'ye gider. Öbür gün MHP'ye, DEVA'ya, Gelecek Partisi'ne gider. Bize zaten hep geldi" dedi.
Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM grup toplantısında, Türkiye'nin ekonomik krizle birlikte sert bir siyasi krizden geçtiğini belirterek, CHP'ye yönelik yargı müdahalesi ve CHP Genel Merkezi'nin kolluk güçleriyle gündeme gelmesine tepki gösterdi.
Bakırhan, CHP'ye yönelik istinaf mahkemesi kararı ve genel merkez çevresinde yaşanan tartışmaların yalnızca bir parti meselesi olarak görülemeyeceğini vurgulayarak şunları söyledi:
"Türkiye, tarihinin en uzun ekonomik krizini yaşarken bir yandan da en sert siyasi krizlerinden birini yaşıyor. Ana muhalefet partisi CHP'ye karşı istinaf mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararı ve genel merkezin kolluk şiddetiyle basılması, bu krizin en çıplak yüzü oldu.
Butlan kararı, salt hukuki bir meselenin çok ötesindedir. Bu karar, demokratik siyaseti dışarıdan zorla şekillendirme girişimidir. Kimse bize başka hikâye anlatmasın.
Siyaseti yargı kararnamesiyle şekillendirmek, demokrasiyi prosedürün arkasına saklayarak etkisizleştirmektir. Öte yandan kimse, 'Bu bir yargı kararıdır' diyerek 86 milyona cambaza bak oyunu oynamasın."
'Tek pusula demokratik meşruiyettir'
Bakırhan, demokratik meşruiyetin Türkiye siyasetinde temel kavram olması gerektiğini belirtti. İstinaf mahkemesinin kararının yalnızca CHP'yi değil, bütün siyasal alanı hedef alan sonuçlar doğurduğunu ifade eden Bakırhan, Yargıtay'a da çağrı yaptı:
"Türkiye'de bu rejimin en yakın tanığı da sanığı da şahidi de biziz. Hiçbir zaman cambaza bakmadık, bundan böyle de bakmayacağız.
İstisnanın kural hâline geldiği bir düzende tek pusula demokratik meşruiyettir. Sandığın iradesini yargı kararnamesiyle iptal eden, hukukun maskesini kullanır.
Çok net söylüyoruz: Bizler açısından Türkiye siyasetinin anahtar kavramı demokratik meşruiyettir.
Bu sebeple şunu açıkça ilan ediyoruz: İstinaf mahkemesinin verdiği bu karar, yalnızca bir siyasi partiyi değil; tüm siyaset ve sivil toplum alanını, örgütlenme hakkını, demokratik yaşamı derinden tehdit etmektedir.
Bu kararla siyasi partilerin ve sivil toplumun tek bir güvencesi kalmamıştır. Yargıtay derhal toplanarak bu garabete son vermeli; Türkiye'de demokratik ve sivil yaşamın önünü açmalıdır."
Bakırhan, CHP'ye yönelik müdahalenin ileride tüm siyasi partileri hedef alabilecek bir anlayışın göstergesi olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Hukuksuzluk adrese teslim ile başlar ama hiçbir zaman yerinde kalmaz. Bugün bir partinin kapısını kıran anlayış, yarın bütün siyasetin kapısına dayanır.
Bugün CHP'ye giden kolluk, yarın AKP'ye gider. Öbür gün MHP'ye, DEVA'ya, Gelecek Partisi'ne gider. Bize zaten hep geldi.
O hâlde bugünün faili, yarının mağduru olmak istemiyorsa rota demokrasi, pusula siyaset, teminat hukuk olmak zorundadır."
CHP içindeki tartışmalara uyarı
Bakırhan, CHP içinde yaşanan tartışmalara ilişkin de siyasi rekabetin damgalama ve etiketlerle yürütülmemesi gerektiğini söyledi. Kullanılan dilin ileride siyasi operasyonlara kapı aralayabileceğini belirten Bakırhan, şöyle konuştu:
"Fakat şunu da açıkça söylemek zorundayız: Siyasi rekabet, başkalarının sözlüğüyle yapılmaz.
İftiralar, damgalamalar, etiketler, ahlaki mahkûmiyet hükümleri; bunlar operasyonun siyasi tarafını perdelemenin en kestirme yoludur.
Özellikle vurguluyoruz: Türkiye'nin siyasi tarihinde bazı etiketler, başka hiçbir suçlamayla kıyaslanamayacak bir yıkım gücü taşır. Hangi niyetle söylenirse söylensin, bu tür ithamlar siyasi operasyonlara kapı aralar.
Bu yüzden CHP içindeki her aktörü, söylediği her sözün sonuçlarını düşünmeye davet ediyoruz.
Onun için samimiyetle uyarıyoruz: Bugün rakibine yapıştırdığın etiket, yarın senin yakanı tutacak elin provasıdır. Siyaset, bugünün öfkesiyle değil, yarının yüzleşmesiyle yapılır.
Unutmayalım ki bir partinin kapısı kırıldığında, aslında siyasetin kapısı kırılır ve toplumun siyaset kurumuna dair umut ve güveni aşınır.
Tarafların buna uygun hareket etmelerini bekliyoruz. CHP'nin bu fırtınadan bütünlüklü çıkarak gemiyi limana yanaştırmasını temenni ediyoruz."
'Barış sürecini bekleme odasına almayalım'
Bakırhan, CHP'ye yönelik yargı müdahalesinin Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne ilişkin kaygıları da artırdığını belirtti. İç gerilimlerin barış sürecini gölgelememesi gerektiğini vurgulayan Bakırhan, sürecin demokratik Türkiye hedefiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi:
"Dünyada ve Orta Doğu'da büyük altüst oluşlar yaşanırken, içerideki bu gerilimler geleceğe dair umutları zayıflatıyor; toplumsal barışı sekteye uğratıyor.
CHP'ye yönelik yargı müdahalesi, barış sürecine dair kaygıları artırdı; toplumdaki güvensizliği daha da derinleştirdi.
Çünkü barış sürecinin hedefi, eşitliğin ve adaletin en yüce değer olduğu demokratik bir Türkiye'yi inşa etmektir.
Bu temelde şu uyarıyı yapıyoruz: Barış sürecinde atılması gereken adımları gölgeleyecek her türlü iç gerilim, yarar değil zarar getirir."
Bakırhan, Orta Doğu'daki gelişmelere işaret ederek iç barışını sağlamış bir Türkiye'nin bölgeye demokratik bir vizyon sunabileceğini belirtti:
"İç barışını sağlamış güçlü bir Türkiye; Tahran'a, Bağdat'a, Şam'a, Beyrut'a kadar tüm bölgeye demokratik bir vizyon sunabilir. Bu vizyonun can damarı Barış ve Demokratik Toplum Süreci'dir.
Bu nedenle ne bölgesel konjonktürü ne de iç gerilimleri barış sürecini bekleme odasına almanın gerekçesi yapalım. Aksine, bu gelişmeleri aşmanın yolu barış sürecini menzile ulaştırmaktır."
'Çerçeve yasa demokrasinin kök hücresi olabilir'
Bakırhan, çözümün dış merkezlerde değil, Türkiye'nin tarihsel birikiminde aranması gerektiğini belirterek "Anadolu Çözümü" vurgusu yaptı. Kürt meselesinin yalnızca güvenlik başlığına indirgenemeyeceğini ifade eden Bakırhan, çerçeve yasa çağrısını da yineledi:
"Çözümü Trump'ın hesaplarında ya da Londra'nın pozisyonunda değil, bu toprakların kadim tarihinde bulabiliriz. Bu tarih Anadolu'nun tarihidir; bu çözüm Anadolu Çözümü'dür.
Anadolu Çözümü dediğimiz şey, Türk'ün güvenliğini Kürt'ün inkârında görmemektir. Kürt'ün hukukunu Türk'ün kaygısında boğmamaktır. Ortak ve eşit bir gelecek kurmaktır.
Çözmeye çalıştığımız mesele yalnızca bir şiddet ya da güvenlik meselesi değildir. Daha derinde bir hak, demokrasi ve özgürlük meselesidir. Siyasi temsilin ve tanınmanın yerine getirilmesi meselesidir.
Bu kapsamda çerçeve yasa, demokrasinin kök hücresi olabilir. Bu yasa, Türkiye'nin çatışmadan hukuka, inkârdan demokratik tanınmaya geçiş iradesi olabilir. Demokrasinin duran çarklarını çerçeve yasayla yeniden döndürmeye başlayabiliriz."
Bakırhan, Türkiye'nin 2026 yılının ikinci yarısına iki farklı yoldan biriyle gireceğini belirterek şunları söyledi:
"Türkiye, 2026 yılının ikinci yarısına iki fotoğraftan biriyle girecek: Ya içeride hukuku daraltan, muhalefeti baskılayan, Kürt meselesinde bekleyen bir ülke olarak ya da iç barışını güçlendiren, demokratik reform cesareti gösteren, bölgesinde çözüm aklı üreten bir ülke olarak.
Biz ikinci fotoğrafın mümkün olduğunu söylüyoruz.
Çünkü barış; demokratikleşmedir, adalettir, eşit yurttaşlıktır. Çünkü barış, ekmeği paylaşmaktır."


