Devletin desteklemediği filmler
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Devletin desteklemediği filmler

Sinema Destekleme Kurulu için mesele yalnızca “hangi film çekilecek” sorusu değil, “hangi filmin çekilmesini istemiyoruz” sorusudur

sinema

Zeynep Ünal

Bugün Türkiye’de sinemayı anlamak için vizyonda ya da festivallerde karşımıza çıkan filmlerin yanı sıra hiç çekilemeyenlere de bakmak gerekiyor.

Türkiye’de sinema uzun süredir yalnızca sanatsal ve estetik bir mücadele değil; aynı zamanda görünmez sınırlarla çevrili bir alan. Bu sınırların nerede başlayıp nerede bittiği, neden ve kimler tarafından çizildiği çoğu zaman yazılı değil, ama Sinema Destekleme Kurulu kararlarına bakıldığında net olarak hissediliyor.

Türkiye’de bağımsız sinema yurt içi ve yurt dışı fonlar sayesinde ve film ekiplerinin özverisiyle hayata geçirilebiliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü tarafından sağlanan sinema destek fonu da bu fonlardan biri. İşin en can alıcı kısmı ise yurt dışındaki sinema fonlarına kendi ülkenizden destek alamadığınız takdirde başvurmanız neredeyse imkânsız. Bu noktada Sinema Genel Müdürlüğü desteği filmlere sağlanan maddi desteğin ötesinde bir önem arz ediyor.

2026/3 ve 2026/4 Sayılı Destekleme Kurulu kararı sonuçları, yine benzer bir soruyu gündeme getiriyor: Bu bir destek mekanizması mı, yoksa bir eleme sistemi mi?

Aralarında Tayfun Pirselimoğlu, Reha Erdem, Çağan Irmak ve Tunç Şahin gibi önemli sinemacıların yer aldığı bir listenin “destek dışı” kalmasını ya da başvurularının henüz başvuru sırasında geri çektirilmesini tekil bir tesadüf olarak okumak zor. Bu durum bizlere yalnızca hangi projelerin reddedildiğini değil, hangi tür anlatıların sistematik olarak dışarıda bırakıldığı sorusu üzerine düşündürüyor. Çünkü bir ülkenin desteklediği sinema kadar, desteklemediği sinema da o ülkenin kendisi hakkında çok şey söylüyor.

Burada mesele, usta yönetmenlerin destek alıp almaması değil. Mesele, bizim vergilerimizle yaratılmış olan kamusal bir fonun kimler tarafından, hangi estetik, hangi politik ve hangi düşünsel alanı görünür kılmayı tercih ettiğidir.

Sektör içinde pek çok sinemacı, projelerinin içeriği nedeniyle bu desteklere hiç başvurmamayı tercih ediyor; başvuranların bir kısmı ise daha en baştan, kabul görecek bir sınır içinde kalmak adına kendi hikâyesine müdahale ediyor. Bu çerçevenin adı konulmasa da etkisi açık. Zira mesele artık sadece reddedilen filmler değil; hiç başvurmayan ve daha en baştan oto-sansürlü hikâyeler.

Bu noktada sormak gerekiyor:

Değerlendirme kriterleri gerçekten yalnızca sanatsal ve yapım odaklı mı? Yoksa Türkiye’de sinema üretimi, giderek daha dar bir ifade alanına mı sıkışıyor? İfade özgürlüğü kavramı artık yalnızca anlamından soyutlanan bir kelime olarak kalıyor. Özgürlüğü unuttuk, peki ifadenin çerçevesini kimler, hangi yetkinlikle ve hangi kriterlerle belirliyor? Destekleme kurulunun oluşumunun neticesi de bizlere gösteriyor ki mevzu sadece politik de değil, estetik bir algı sorunun varlığını da işaret ediyor.

Sansürün her zaman doğrudan yasaklarla işlemediğinin uzun zamandır farkındayız. Bu mekanizma uzun zamandır çok daha rafine bir biçimde, desteklenmeyerek, görünmez kılınarak, üretim imkânları daraltılarak çalışıyor. Bu nedenle mesele yalnızca “hangi film çekilecek” sorusu değil, “hangi filmin çekilmesi istenmiyor” sorusudur.

Bu tartışma yeni de değil. Çok uzun zamandır devam ediyor ve görünen o ki şiddetini giderek arttırıyor. Yakın geçmişte Emin Alper’in Kurtuluş filmi de destek mekanizmasının dışında kalmış; buna rağmen film, Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapmış Gümüş Ayı ödülünü almış ve önemli bir ses getirmişti. Bu örnek, tek başına bir filmin değerinin, onu değerlendiren Sinema Destekleme Kurulu’ndan ibaret olmadığının en iyi örneklerinden biri.

Eğer belirli bir sinema dili, belirli bir bakış açısı ya da belirli bir eleştirel ton sistematik biçimde dışarıda kalıyorsa, burada artık teknik bir değerlendirmeden değil, politik bir tercihten söz etmek gerekiyor.

Aslında bütün bu yazı şunu söylemek için yazıldı: Sizlerin desteklemeye uygun bulmadığınız film projeleri bir gün mutlaka çekilecek. O filmler beyaz perdede karşınıza çıkacak. Siz gözlerinizi kapatmayı tercih edebilirsiniz. Ama dünyanın herhangi bir yerindeki ödül töreni sahnesinden yükselen sesi muhakkak duyacaksınız: “Yalnız değilsin, yalnız kalmayacağız…”

İlgili İçerikler