Piyasanın belirleyiciliği
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Piyasanın belirleyiciliği

“AVM kültürü”, “kültür endüstrisinin” yerini almaya başladığında sanat daha da aşağıya doğru çekilmekte. Düşündüren ve anlamaya uğraşmak üzere zihni çalıştıran eserler yerine “çabuk tüketilebilen” ve “anlaşılması zor olmayan” eserler dünyasına girmiş bulunuyoruz

Piyasanın belirleyiciliği

“Tüketici, kültür endüstrisinin istediği gibi kral değildir, onun öznesi de değil, nesnesidir

T.W. Adorno, Kültür Endüstrisi,1962

 

Bernard Stiegler (1952-2020) önemli bir düşünürdü. İstanbul’a geldiğinde konuşması sırasında kendi hayatıyla ilgili olarak bazı cümleler sarf ederken, iki kez banka soyduğunu anlatmıştı; evinin altındaki bankayı hem de. İlkinde yakalanmadığı için ikinci denemeyi de yaptığında bu sefer yakalanmış ve hapse atılmıştı. Büyük bir filozof olarak çıktı hapisten. Derrida ile yakınlığı vardı. IRCAM’ın (2002) başına geçti; sonra Beaubourg’da Kültürel Gelişme Bölümünün seminerlerini yönetti (2006). Ve, hayatını kendisi bitirdi. Bugün onun bazı söyleşilerdeki videoları sosyal medyada dönmekte. Ve çok güncel noktalara çok basit bir anlatımla dikkat çekmiş olduğunu izliyoruz.

İlk olarak tüketim ve arzu üzerine söyledikleri çarpıcı: Arzulanan malların olamayacağını söylüyor, tüketim toplumu kuramcılarının tersine. Mallar tüketilirler, arzulanmazlar. Arzulanan insanlar da yoktur. Tüketim ile alakalı olarak ifade edilmiş olmalarına karşın, insanlar arzulanmaz ancak tüketime açılarak yıkıma uğratılırlar. Bernard Stiegler’e göre, arzulanan insanlara ancak “sevgi duyulur” veya onlarla “aşk yapılır” diyor. Tüketmek, halbuki, bugünün lügatında yer almış vaziyette.

Ve tıpkı iletişim ve bilgi arasındaki farkı görmüş olduğu gibi, Sokrates’ten beri var olan ayrıma değiniyor: Bilgi ile iletişimin ayrılığı üzerinde duruyor. “İletişim bugün iletilen fake-news’lerin dünyasını anlatırken, isterse bazen doğru olsun bilginin karşısında yer almaktadır” diye hatırlatıyor. İletişim olsa olsa “bilgi-karşıtlığıdır”. Hatta, Stiegler’e göre “Mutlak bilgi-karşıtlığıdır”. Sanat ise, Deleuze’un sıklıkla vurguladığı gibi, “asla bir iletişim değildir; klişelere direnme ve yaratıdır”.

Adorno ve Horkheimer’dan beri tüketimin bir “kültür endüstrisi” ortaya koyduğu ileri sürülmekte zaten. Burada Bernard Stiegler’in eklediği nokta tüketim kelimesinin iletişim ile yakınlığı olmakta. İkisi de, ona göre, aynı döneme ait “çirkin sözler”. Bugün bu oyunun içinde yaşamaktayız.

Tüketilen hayatlar üzerinden işleyen yeni “AVM kültürü” ise “kültür endüstrisinin” bir sonraki aşaması olarak karşımıza çıkmakta. Kültür endüstrisi en azından tüketime açılan reklamların içinden geçen “cıngıl” müzik parçalarının popülerleşmesinden söz etmekteydi. Ve arkasında sanatın kurallarıyla üretilen ve yaratılan gerçek eserler vardı. Gerçek bestecilerin ve müzisyenlerin parçalarını ele alan reklam sektörü mallarını satmak için bunu kullanmaktaydı ve hala da kullanmakta. Kültür endüstrisi ressamları ve sinemacıları da kullandı. “AVM kültüründe” ise, toplumsal alan sanatın kendi şartlarının dışına çıkmış vaziyette.  AVM’ler daha az bilgili hatta “Mutlak bilgi-karşıtlığının” bile bir ötesinde sadece malların markalarını ve onların çakma sahtelerini seyreden insanların toplandığı yerler günümüzde.

Sanat dünyasına gelirsek bu sefer günümüzde, piyasanın kurallarına göre eserler üretildiğinde tüketime açık eserler ortaya konulmakta ve sergilenmekte. Yaratıdan önce bugün piyasanın istediği formlar ve malzemeler ön plana çıkarılmakta. 1990’ların ve 2000’lerin sonlarına kadar süregiden ve yaratılan eserlerden çok “piyasa zevki” ön plana çıkmakta. Eserler sanatçılar tarafından elbette yaratılmaya devam etmekte. Ama bazen formlar ve malzemeler yerine göre “bugünün isteklerini” yerine getirmekte. İletişim tekno-logosu ise gazeteciliğin ve eleştirel sanat yazarlığının önüne geçmiş durumda. Epeyi zamandan beri “tanıtma yazıları” yazılmakta.

Edebiyat dünyasından örnekler de piyasanın kurallarına boyun eğmekte olan eserleri ön plana çıkarmakta. Bazı yayınevleri “çok-satar” eserleri öne sürmeye başlamakta. Kapak tasarımları ise “dikkat çekmesi” gereken bir şekilde tasarlanmakta. Zor olarak nitelenen romanlar yerine daha çabuk okunabilecek, eskiden “gar romanları” cümleleri olarak adlandırılan kitaplarda bu tip cümlelerinin kullanıldığı, “anlaşılır” eserler ön plana konulmakta. Piyasanın hakimiyetindeki dönemimizde, iletmek ve üretmek arasındaki denge iletmekten yana ağır basmakta artık.

“AVM kültürü”, “kültür endüstrisinin” yerini almaya başladığında sanat daha da aşağıya doğru çekilmekte. Düşündüren ve anlamaya uğraşmak üzere zihni çalıştıran eserler yerine “çabuk tüketilebilen” ve “anlaşılması zor olmayan” eserler dünyasına girmiş bulunuyoruz. 1980’lerde başat olmaya doğru yüz tutan iletişim ve reklam dünyası önce sinemayı, sonra edebiyatı ve artık plastik sanatları eline geçirmeye başlamakta.

“AVM kültürü-sonrasına” geçip, iletmek yerine düşünmeye, düşündürmeye ve yaratmaya doğru yol alan eserleri ne zaman daha fazla görünür olarak izlemeye başlayacağız? Gelecek bunların yaratılarından gelmekte, çünkü.    

İlgili İçerikler