VAHŞİ TOPRAKLAR
X X
(Predator: Badlands)
Yönetmen: Dan Trachtenberg
Senaryo: Patrick Aison, Jim Thomas, John Thomas
Görüntü: Jeff Cutter
Müzik: Sarah Schachner, Benjamin Wallfish
Oyuncular: Ella Fanning, Dimitrius Schuster-Koloamatangi, Reuben de Jang, Michael Homick, Rohinal Nayaran
Fox filmi, 2025
Son günlerin hayli düş kırıklığı yaratan yabancı filmlerinin biri, belki de birincisi… Ama tam izlenimimi söylemeden, üzerinde biraz konuşalım.
Öncelikle şunu belirteyim: “Predator” kelimesi İngilizce sözcükte “yağma ile geçinen, yağmacı, yırtıcı” anlamlarında kullanılıyor. Sinema tarihindeyse eminim en çok kullanılan film kahramanı… 60’larda başlamış ama asıl hızını 90’larda buluyor. Ve farklı birleşimlerle o kadar görev almış ki! En azından beş-altı düzine filmde…

Şöyle bir tararsak: Prehistorik Predator, Alien vs. Predator, Portrait of A Predator, Ocean Predator, Predator: Brutal Hunt, Demon Predator, Predator: Concrete Jungle…
Daha ekleyelim mi? Predator Pets, American Predator, Predator: Celtic Days, Batman vs. Predator… Daha neler de neler…
Ve bunlar teknik olarak çok farklı biçimlerde kullanılagelmiş. Uzun filmler, kısa filmler, TV, video... Daha ne istenir! İşte son kullanılışı bu film. Keşke hiç yapmasalardı… Daha iyi olmaz mıydı?

Film son derece vahşi bir doğada açılır. Çok geniş bir ekranın daha da büyüttüğü… Ve bize Yautja alemini sunan… Bir yerde buranın Genna Gezegeni olduğu da fısıldanır. Sanki burası insanlık-öncesi bir yerdir.
Ortalıkta inanılmaz bir makyajla canavarlaşmış yaratıklar dolaşır durur. Bu sanki maskeli bir vahşettir. Konuştukları da var olmayan, bilinmeyen bir dildir. Gerçekten film için uydurulmuş!

Ve aklımıza şu gelir: Acaba bu henüz bilinen haliyle dünyamıza ayak basmamış insanoğlunun, o yaratılış öncesi çağ mıdır? Yani ilk insanlar gerçekten öyle canavardılar da sonradan mı, diyelim ki Âdem ile Havva’nın gelişiyle insanlığa uzandılar?
Ve evet, işte bu düşüncemi doğrulayan şey… Âdem değilse de Havva’nın sete, pardon hikâyeye adım atması. Yani onca canavarın içinde bir insan, hem bir kadın… Film boyunca Thia adıyla dolaşan ve Ella Fanning’in biraz Ajda Pekkan, biraz Sezen Aksu karışımı olan fiziği, hikâyeye de bize de bir nefes aldırır.

Ama onun varlığı da üstelik zaman içinde çifteleşmesine rağmen, insanlık-dışı serüvenler yaşayacaktır. Ortadan ikiye bölünür, yeniden yapıştırılır, ikiziyle birlikte biraz nefes alsa da bu ürkünç masala asla bir gerçeklik hissi veremez. Arada kısacık roller yüklenen beyaz veya siyah oğlanlar da vardır. Ama hemen geçip giderler.

Filmi belki en çok teknolojik yanıyla ilgi çekebilir. Ama dillerin sürprizli biçimde kurulan diyalogu da ilginçtir. Bir yerde şu deyim kullanılır: “Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır!” Her yanda akla gelen her türlü hayvanın dolaştığı film için doğru bir deyiş!

Tüm o canavarları oynayan ve sonunda hiç tanışmadan unuttuğumuz yan oyuncular, o maskelerle nasıl konuşurlar? Bu da sorulabilir. Üstelik ortada tabanca veya mitralyöze benzer silahların dolaştığı bir ortamda…
Sonuç olarak bu film korkulu bir masaldır. Aynı biçimde, iyi ile kötünün bitmeyen savaşı… Ama doğrusu nasıl bir seyirciye hitap edeceğini kendimce çözemedim. (Aslında daha birçok film için olduğu gibi…) Çocukları götüremezsiniz, fazlasıyla ürkerler. Büyüklere tavsiye edemezsiniz, ciddiye almazlar… Artık siz karar verin!



