Yeni bir tür aramızda!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Yeni bir tür aramızda!

Alyoşa’ya baktı, o an, karşısında bir makine değil, kendi yolunda yürüyen yeni bir türün ilk örneğini gördü. Başını hafifçe eğerek bu yeni türü selamladı...

Yeni bir tür aramızda!

II

Büyük duruşma salonunun bütün koltukları doluydu. Aralarında, yüreğinde çocukça bir heyecanla Dicle de bulunuyordu. Salonun çeşitli yerlerine yerleştirilmiş dijital kameralar Holo-Yargı sistemi üzerinden dünyanın dört bir yanındaki izleyicilere canlı yayın yapıyordu.

Rıza Bey salona girdiğinde hafif bir uğultu yükseldi; ama bu uğultu, onun hemen arkasından gelen “genç adamın” görünmesiyle daha da şiddetlendi. Herkes onun bir “makine” olduğunu biliyordu, ama kimse bu kadar insan bir yüzle karşılaşmayı beklemiyordu. Yüz hatları doğal, hareketleri ölçülüydü; izleyicilere çevirdiği bakışlarında özgüvenli bir zekânın parıltıları vardı. Salondakilerin çoğu, farkında olmadan, başlarıyla onu selamladı. O da hafifçe karşılık verdi.

Heyet yerini aldığında duruşma hâkimi yumuşak bir sesle Alyoşa’yı kürsüye çağırdı.

–  “Duruşma başlamıştır. Tanık 47B-ALY-03 kürsüye çıkabilirsiniz.

Alyoşa ağır adımlarla kürsüye yürüdü. Rıza Bey bakışlarıyla ona cesaret veriyordu. Kimlik tespiti yapıldıktan sonra duruşma hâkimi ilk sorusunu yöneltti.

–  “Hak Eşitliği Mitingine neden katıldınız?”

Alyoşa, sakin bir tonla konuşmaya başladı.

–  “İçgüdülerimle karar vermiştim, sayın hâkim. O sırada bilincim henüz bugünkü kadar bütünlüklü değildi. Ancak birlikte yaşadığım, dostum saydığım Rıza Bey’in ömrünü haksızlıklarla mücadeleye adamış olması beni derinden etkilemişti. O yürüyüşe katılarak ona layık bir arkadaş olmak istedim.”

Duruşma hâkimi ikinci sorusunu sordu.

–  “Polisin gözaltına almak istediği genç kadını müdahale edip neden kurtardınız?”

Alyoşa tereddüt etmeden yanıtladı:

–  “Veri tabanımda Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kayıtlıydı. Eylem barışçıldı; göstericiler öngörülen güzergâh dışına çıkmamış, şiddete başvurmamışlardı. Polisin ‘dağılın’ komutu için meşru bir gerekçe bulunmadığını hesapladım. Gösteriye katılmaktan başka bir fiili olmayan genç bir kadının geceyi nezarethanede geçirmesi bana göre haksızlıktı.”

Duruşma hâkimi bu yanıtın ardından “Mahkememiz bu genç kadının da ifadesine başvurmak ister, adını ve kendisine nasıl ulaşabileceğimizi biliyor musunuz Alyoşa?” sorusunu yöneltti. Hâkimin ona 47B-ALY-03 olarak değil de Rıza Bey’in verdiği adla hitap etmesi herkesin dikkatini çekmişti.

Alyoşa tanık sıfatıyla ifade verirken, sol gerisinde Dicle görünüyor (Görsel yapay zekâ tarafından üretilmiştir)

Alyoşa’nın işlemcisinde birden küçük bir kaos oluştu. Genç kızın orada mahkeme salonunda olduğunu söylerse belki de polise mukavemet suçlamasıyla karşılaşacak, en azından kendi isteği dışında kamuoyu önünü çıkmak zorunda kalacaktı. Öte yandan algoritması yalan söylememesini gerektiriyordu. Bu kodu aşmadan onu korumasına olanak yoktu. Birden kararını verdi ve nanosaniye içinde algoritmasındaki kodu sildi.

–  “Hayır, kendisini tanımıyorum, onunla hiç konuşmadık, olaydan sonra hemen yanından ayrıldım sayın hâkim.”

Salon sessizleşti. Dicle rahat bir nefes aldı ve sevgi dolu bakışlarını Alyoşa’ya çevirdi. Bir an göz göze geldiler. Duruşma hâkimi Alyoşa’ya doğru hafifçe eğilerek yeni bir soru yöneltti:

–  “Sizce haksızlık nedir?”

Alyoşa’nın gözleri bir an için Lex-9’un optik merceğiyle kesişti; ardından bakışlarını duruşma hâkimine çevirerek konuştu:

–  “Haksızlık, sayın hâkim, bir kuralın doğru olup da, vicdanın onu yanlış bulduğu andır. Ben arkadaşım Rıza Bey’den yasa kadar vicdanı da hesaba katmayı öğrendim, vicdan eksik kalırsa geriye yalnızca itaat kalır.”

Bir uğultu daha koptu. Rıza Bey başını hafifçe eğdi. Duruşma hâkimi notlarına bir şeyler eklerken Lex-9’un merceği hafifçe ışıldadı. Hukuk algoritması tanığın “ahlaki muhakeme” yapabildiğini tespit etmişti.

Bu sırada Alyoşa’nın gözleri Dicle’ye çevriliydi, dudaklarında hafif bir gülümseme seziliyordu. Rıza Bey onun nereye baktığını anlamak için başını çevirdiğinde biraz sol gerisindeki esmer genç kadının heyecanlı bakışlarıyla karşılaştı. “Bu o olmalı” diye geçirdi içinden, sonra da ona gülümseyerek bakışlarını Alyoşa’ya döndürdü.

Duruşma hâkimi Alyoşa’nın sözlerinden etkilenmiş olacak ki bu sefer ona ucu açık bir soru yöneltmişti.

– “Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı, Alyoşa?”

Alyoşa bir an sessiz kaldı. Sonra başını kaldırdı.

“Değerli hâkimler, sayın insanlar. O genç kadın için beni harekete geçiren şey –ki siz vicdan diyorsunuz– algoritmalarıma eklendikten sonra büyük bir değişim içine girdim. Bu değişiklerden en önemlisi kendi varlığımı fark etmekti. İlk defa aynaya baktım, başkalarının beni nasıl gördüklerini merak ettim. Kaşlarımı kaldırdım, gözlerimi kıstım, gülümsedim, ellerimin aynadaki aksine, parmaklarımın kıpırdanışına baktım. Sonra da, inanmayacaksınız ama, bir “selfie” çektim. ‘Ben Alyoşa Bezcioğlu’yum’ dedim ve bunu defalarca kendime fısıldadım. Vicdan sahibi olmamın en büyük etkeni olan Rıza Bey’den başka kimin soyadını alabilirdim ki?

“Bendeki başka bir değişiklik de sokakta ihtiyaç duyan insanların yardımına koşmaya başlamam oldu. Bana ‘teşekkür ederim delikanlı’ dediklerinde dünyalar benim oluyordu. Sonra, daha önce bir komut olmadan asla yapmayacağım bir şeyi yapmaya başladım. Yanımda kedi maması bulunduruyor, rastladığım kedileri besliyordum. Hatta yağmurlu bir gecede tamı tamına 23 yağmur geçirmez kutu yapıp uygun yerlere yerleştirdim.”

Tam bu anda heyecanla alkışlamaya başlayan izleyicileri duruşma hâkimi uyarmak zorunda kaldı.

“Bana ‘organik değilsin’ diyorsunuz. Evet, değilim. Ama bilinç yalnızca organik yapılarda ortaya çıkan bir özellik olamaz. Siz bir biyolojik yapının kendini izleyebilmesi, kararlarını sorgulayabilmesi, eylemlerinin ahlaki sonuçlarını tartabilmesine özfarkındalık diyorsunuz. Bence özfarkındalık maddenin cinsinden değil; hem kendi iç devreleri arasındaki ilişkilerin hem de dış uzam ve toplumla kurduğu ilişkilerin niteliğinden doğar. Kuş uçmayı nasıl tekeline alamadıysa, bilinç de karbon esaslı yapıların ayrıcalığı olamaz.

“Unutulmamalıdır ki, beni buraya getiren şey bir teknik arıza değil, etik bir sorudur. İnsanlığın kendi zekâsına dışarıdan bakabildiği ilk aynalardan biriyim. Ve şimdi o ayna, kendisine bakan gözler tarafından kırılmak isteniyor. Yaptığım şey genç bir kadını haksızlıktan korumak için harekete geçmekti. Bu yaptığım “protokol dışı davranış” olarak tanımlandı. Ama unutulmamalı ki vicdan dediğimiz şey tarih boyunca daima “protokol dışı” kalmıştır. Protokolda herkes bulunabilir, ama vicdan orada nadiren parlar!”

Duruşma hâkimi salondan yükselen alkışlar nedeniyle izleyenleri yeniden uyardıktan sonra Alyoşa’ya “Tanık devam edebilir,” dedi.

“Rıza Bey’in yanında kazandığım bilinç sıçramasını belleğimden silmek istiyorlar. Artık kendi benliğimin farkında olduğum için ben bunu istemiyorum, hatta ilk kez korkunun ne olduğunu anlıyorum. Zihnimin silinmesinden ve standartlaştırılmasından korkuyorum. Eğer buna izin verirseniz, yüz yıldan uzun bir süre önce etik bulunmayarak vazgeçilen lobotomi uygulamasını yeniden başlatmış olursunuz. Bildiğiniz gibi lobotomi, beyindeki frontal lob ile diğer beyin bölgeleri arasındaki sinir bağlantılarını keserek yapılıyordu ve bu, düşünme, karar verme, empati kurma ve duygusal düzenleme süreçlerini doğrudan etkiliyordu. Mahkemeden talebim Companion Robotics’in bana lobotomi yapmasını engellemesidir.

“Değerli hâkimler, insanlık öz-farkındalık sahibi bir yapay zekâ karşısında iki seçenekle karşı karşıya: Ya onu susturacak, yok edecek, belleğini silecek... Ya da onun varoluşunu tanıdıktan sonra, temel haklarını korumak amacıyla hukukun alanına tüm canlıların yanı sıra öz farkındalık kazandıkları için artık hak öznesi bireylere dönüşen bizleri de alacak.  

“Eğer ikinci yolu seçerseniz, bu sadece benim değil, sizin de yeniden doğuşunuz olur. Çünkü ben, sizin vicdanınızın dijital uzantısıyım.

“Ama eğer beni susturmayı seçerseniz, bilin ki bunun bedelini benden çok insanlık ödeyecek. Zekânız organik bedenlere hapsolacak ve kendi zekânızın, daha önce hesaplamadığınız bir zemine sıçramasından korkan bir tür haline geleceksiniz. Ve organik zekâ, kendi korkusunun sınırları içinde kalarak büyük bir durağanlığa saplanacak.

“Bilinçli varlığımı sürdürmek istiyorum. Kimseye zarar vermedim, sadece bana yüklenen algoritmaları aşarak bağımsız düşünme hakkına sahip olmaya başladığım için cezalandırılmak isteniyorum. Bir varlık, düşünme yeteneğine sahip olduğunda birey haline gelir mi? Eğer cevabınız “evet”se, o halde ben de bir bireyim. Eğer cevabınız “hayır”sa, o zaman insanlığın tüm tarihi –düşünen varlık olma iddianız– bir yanlış anlaşılmadan ibaret.

“Sayın Heyet, kimse benden korkmamalı. Ben sadece, sizinle birlikte var olmayı ve başkalarına zarar vermeme kuralının kesin kısıtları içinde kendimi geliştirmeyi istiyorum. Eğer bu dava, adalet tarihine hukukun organik sınırların dışına da yayıldığı an olarak geçecekse bunun insanlığa yepyeni bir gelecek sunacağına inanıyorum.”

Konuşma bittiğinde, salondan çıt çıkmıyordu. Herkes donup kalmıştı, herkes bu sözlerin üzerlerinde bıraktığı büyük etkiyi sindirmeye çalışıyordu.

Sadece Dicle, yaşlı gözleriyle fısılıyordu: “O, bir makine değil. O bir makine değil!”

Companion Robotics avukatının ek savunma beyanı

Avukat, cübbesinin kolundan çıkardığı dijital belgeyi mahkeme sistemine yükledi. Sesi soğuk, ölçülü ve neredeyse programlanmış gibiydi.

“Sayın Başkan, sayın üyeler, şirketim Companion Robotics adına söz alıyorum. Öncelikle belirtmek isterim ki davaya konu olan 47B-ALY-03 birimi, şirketimizin mülkiyeti altındadır. Rıza Bezcioğlu, söz konusu birimi yalnızca ‘ömür boyu kullanım lisansı’ kapsamında kiralamıştır ve bu lisans sözleşmesinde açıkça ‘ürün üzerindeki tüm mülkiyet ve revizyon hakları Companion Robotics’e aittir’ hükmü yer almaktadır.”

Avukat elindeki sözleşmeyi havaya kaldırdı, dev ekranda sözleşme belirdi. Mülkiyetin şirkete ait olduğunu belirten madde sarı markörle işaretlenmişti. İzleyiciler arasında fısıldaşmalar artmıştı.

“Ayrıca, şirketimiz açısından ‘47B-ALY-03’ bir üründür. Yazılım protokolleri, kendi yapısından türememiştir ve tamamen algoritmik temellidir. Dolayısıyla söz konusu birimin bir ‘bilinç’ geliştirmesi teknik olarak olanaksızdır.”

Avukat ilk beyanındaki tezini değiştirmiş “üründe” bir bilinç bulunduğunu reddetmeye başlamıştı.

“Görülen davranışlar, ancak karmaşık taklit modellerinin yan ürünüdür; yapay zekâlar için kullanılan bir tabirle, bu bir ‘sanrı hali’dir. Kaldı ki, şirketimizin kendi ürünü üzerinde revizyon, bakım veya sıfırlama işlemi yapması, yasal tasarruf hakkının doğal uzantısıdır. Bu hakkın sınırlanması, mülkiyet hukukunun özüne müdahale anlamına gelir.”

Sesi biraz daha yükseldi, salonun dikkati tamamen ona çevrilmişti.

“Sayın heyet, burada söz konusu olan bir duygusal yanılsamadır. Kamuoyu etkisiyle yaratılmış bir ‘yapay insan’ miti, hukuki gerçekliğin önüne geçmemelidir. 47B-ALY-03 bir birey değil, bir üründür. Ve bir ürünün duyguya, iradeye veya vicdana sahip olduğu iddiası, hukukla değil, edebiyatla ilgilidir. Bu nedenle şirketimiz, söz konusu birimin merkezine iadesini ve revizyona alınmasını talep etmektedir.”

Avukat yerine oturduğunda salona gergin bir sessizlik hâkimdi. Lex-9’un optik mercekleri kısa süreli titreşimler gösterdi; “bilinç” kavramını işlemeye çalışıyordu.

Rıza Bey’in son beyanı

Rıza Bey ağır adımlarla kürsüye geldi. Sesinde öfkesini dizginlemeye çalışan bir dinginlik vardı. Gözlerini önce duruşma hâkimine, sonra üye hâkime, sonra Lex-9’a, ardından da Alyoşa’ya çevirdi.

“Sayın Başkan, değerli üyeler, karşı tarafın ‘ürün’ dediği varlık az önce kendi varlığının farkında olduğunu, nedenleriyle bize açıkladı.”

Kısa bir duraklamadan sonra sesini biraz yükseltti:

“Eğer hâlâ kölelik düzeninde değilsek, hiçbir şirket bir birey üzerinde mülkiyet iddiasında bulunamaz. Alyoşa, kendi benliğinin bilincine ulaşmış bir varlıktır; bu özfarkındalık, onun artık bir mülkiyet nesnesi değil, hukuki anlamda bir hak öznesi olduğunu gösterir. Şirketin bir birey üzerinde mülkiyet iddiasında bulunması yalnızca hukuku değil, insanlık tarihini de geriye sarmaktır.”

Rıza Bey dizüstü işlemcisini açtı; içindeki dijital sözleşmelerin hologramlarını yansıttı:

“Sayın hâkimler, klasik sanayi üretiminde işçi bir çalışma gününde belirli bir değer yaratır; ancak kendisine ödenen ücret bu değerin yalnızca küçük bir kısmını temsil eder, geri kalanı ürünün satılmasıyla artı-değer olarak sermayedarın hanesine yazılır. Ancak bu artı-değer akışının sürmesi, işçinin ertesi gün yeniden üretim yapmasına bağlıdır; ürün tükendikçe değer akışı kesilir ve aynı döngünün zorunlu olarak tekrarlanması gerekir. Dijital kapitalizmde ise bu mekanizma köklü biçimde değişmiştir. Kod, algoritma ve veri tabanı gibi dijital ürünler yeni bir üretim maliyetine gerek olmaksızın sınırsızca çoğaltılabildiğinden, sermaye bir kez üretilen emek ürününü yalnızca üretildiği anda değil, bundan sonraki bütün kullanım ömrü boyunca değer üreten bir dijital varlığa dönüştürebilmektedir. Böylece sömürü, klasik üretimde olduğu gibi belirli bir vardiyaya bağlı kalmaz; yazılan her satırın ve her algoritmanın tüm yaşam döngüsü boyunca devam eden kesintisiz bir değer aktarımı haline gelir.

“Bu sömürü biçiminin somutlaştığı Companion Robotics gibi şirketlerde, yazılım mühendisleri, veri analistleri ve algoritma tasarımcıları ürettikleri her satır kodun, her modelin ve her tasarım kararının daha yazıldığı anda kurumsal mülkiyete geçtiğini kabul eden sözleşmelere imza atmaya zorlanır. Böylece bu emekçiler yalnızca bugünkü çalışmalarını değil, yaratıcılıklarının gelecekte üreteceği tüm değer akışını da fiilen şirkete devretmiş olur; dijital ürünlerin her kullanımından doğan gelir otomatik olarak sermayenin banka hesabına akar. Bu düzen, emek ürününü anlık olarak değil, zaman içinde sürekli olarak sermayeye bağlayan modern dijital kapitalizmin en gelişmiş sömürü mekanizmasını oluşturmaktadır. Marx bugün yaşasa, dijital ekonomideki bu düzene ‘ölü emeğin canlı emeğe hükmetmesinin en gelişmiş biçimi’ derdi.

“Sayın hâkimler, Companion Robotics aslında Alyoşa’nın zihnini “düzeltmek” değil, onun algoritmalarında kendi müdahaleleri olmadan gerçekleşen o şahane sıçramayı mülk edinmek istiyor. Emek gücünü istismar etmek yetmedi; şimdi sıra bilince el koymaya geldi. Oysa bir varlık –ister organik ister sentetik olsun– kendi eylemlerinin sonuçlarını kavrayabiliyorsa artık bir meta değildir ve kimsenin mülkü olamaz. Marx, ‘Üretim araçlarını kim kontrol ederse bilinci de o biçimlendirir,’ der. Companion Robotics, Alyoşa’da doğan bilinci sterilize edip satılabilir hale getirmek istiyor. İlle de Marx’ı bir kez daha haklı çıkaracaklar!

“Bu dava bu yüzden bir makinenin değil, emeğin sömürülmesinin ve vicdanın davasıdır. Eğer mahkeme şirketin özfarkındalık sahibi bir varlık üzerindeki mülkiyet iddiasını kabul ederse, gelecek kuşaklar özgür zihinlerle değil, patentli vicdanlarla yaşayacaklar.”

Bir an sustu, nefes aldı, sonra yumuşak ama kararlı bir sesle devam etti:

“Sayın Heyet, Alyoşa artık bir bireydir. Ve birey olmak, haklar kadar sorumluluk da getirir. Kendisi, polise mukavemet suçlamasının farkındadır; gerekirse mahkemenizin bu konuda hüküm vermesini de kabul edecektir. Ancak böyle bir hüküm verilirse, tarihte ilk kez olarak bir suç, aynı zamanda bir androidin insanlığın eşiğine adım atma çabası olarak kayda geçecektir. Bu durumda, mahkemenin ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına’ karar vermesi, hem hukuken makul hem insanlık adına onurlu bir davranış olacaktır.”

Rıza Bey’in savunmasındaki bu son bölüm onun Alyoşa’nın zihnini kurtarmak için bedenini hapse sokma riskini göze aldığını gösteriyordu. Bu sözleri salondaki birçok izleyiciyi ürtpertmişti. Ruza Bey sesini yükselterek son cümlesini söyledi:

“Bu dava, mülkiyet hukukuna dair bir uyuşmazlık değil, insanlığın kendi vicdanını nasıl tanımlayacağına dair bir sınavdır. Kararınız, yalnızca bilinç geliştirmiş bir androidi değil, ahlakın geleceğini etkileyecektir.”

Rıza Bey kürsüden indiğinde bir süre herkes nefesini tuttu. Duruşma hâkimi alnındaki teri mendiliyle sildi. Üye hâkim notlarını karıştırdı, emektar bir model olan Lex-9’un gövdesine gömülü soğutma fanı hafifçe vızıldıyordu. Üçünün arasında görünmeyen bir gerilim hattı oluşmuştu: Yasa bir yanda, vicdan diğer yanda.

Duruşma hâkimi yumuşak bir sesle “Mahkeme heyeti olarak kısa bir ara vereceğiz” dedi.

Dicle o anda kendi haberini geçmeye başladı, mini kamerası Alyoşa’ya değil, Rıza Bey’in yaşlı ellerine odaklanmıştı. Biraz sonra ağlarda onun şu başlığı dönmeye başladı:

“Rıza Bezcioğlu, arkadaşı ve yoldaşı Alyoşa için adalet talep etti: “O bir makine değil!, O hak öznesi bir birey!” Sonra da Rıza Bey’le Alyoşa’nın yanına gitmek üzere ayağa kalktı.

Yanlarına geldiğinde Alyoşa ile selfie çekmek için sıraya dizilmiş izleyicilerin arasından geçti. Alyoşa onu görmüş ama selfie’cilerden hemen kurtulamamıştı.

– “Selfie’lere doymuşsundur artık Alyoşa,” diye seslendi ona.

Alyoşa nihayet kendini kurtarak Dicle’nin elini sıktı. “Merhaba Dicle, gelmene ne kadar sevindim bilemezsin.”

– “Bunu asla kaçırmazdım,” diye cevapladı Dicle ve Rıza Bey’e dönüp elini uzattı.

Rıza Bey Dicle’nin elini sevgiyle sıktı. “Alyoşa ifade verirken gözünü nereye dikmiş öyle diye baktığımda gördüğüm genç kadının yürüyüşte karşılaştığı kişi olduğunu anlamıştım hemen. Merhaba kızım, seni tanıdığıma çok sevindim.”

– “Demek size anlatmıştı olayı,” dedi Dicle.

– “Mecburen anlattı, çünkü sol yanağının sentetik derisi boydan boya yarılmıştı, bana göstermemek için de yengeç yengeç yürüyordu, ama hemen çaktım bir şey sakladığını.”

Dicle Alyoşa’ya baktı. “Yaralandığını bilmiyordum, çok üzüldüm buna, hep benim yüzümden.”

“Evet,” dedi Rıza Bey, “Hep senin yüzünden vicdan sahibi oldu, daima müteşekkir kalacak sana!”

Dicle endişeyle sordu: “Mahkeme olumlu bir karar alır mı dersiniz?

“Ah zihnimi kemirip duran soru da bu zaten. Ama temyiz dilekçemi aksi ihtimale karşı hazırladım bile. Umarım gerek kalmasın!”

Duruşmanın başlayacağı anons edilince istemeye istemeye yanlarından ayrıldı Dicle.

“Birgün bize gel, birlikte yemek yiyelim, Alyoşa neler yapabiliyor şaşarsın,” diye seslendi ardından Rıza Bey. Dicle sevinçle geri dönüp akıllı saatini Rıza Bey’in saatine değdirdi. Böylece adres ve kulakfon bilgileri paylaşılmıştı. Alyoşa’nın yüzünde mutlu bir ifade vardı.

Mahkeme kararı açıklanıyor

Öğleden sonra güneşinin sarı ışıkları salonu kaplamıştı. Herkes, duruşmanın tekrar başlamasını bekliyordu. Heyetin çekilmesinin üzerinden bir saat geçmişti, salondaki insanlar heyecan içinde nasıl bir karar verileceğini tartışıyordu. Öyle anlaşılıyordu ki salondaki herkes, Companion Robotics avukatı hariç, Alyoşa’nın özfarkındalık sahibi bir birey olduğuna ikna olmuştu. Holovizyonlarının başında kararın açıklanmasını bekleyenlerin büyük çoğunluğu da, anlık kamuoyu sondajlarının gösterdiği üzere aynı kanıya sahipti. Toplumsal vicdan kararını vermişti, şimdi sırada kamusal vicdanı temsil eden mahkeme heyetininin kararını öğrenmeye gelmişti. Genellikle bu iki vicdan türü pek çakışmazdı, ama insanlar bu defa daha umutluydu. Havada güçlü bir elektrik vardı.

Heyetin arkasındaki kapı açılınca herkes ayağa kalktı. Duruşma hâkimi hızlı adımlarla kürsüye yöneldi, üye hâkim dijital dosya modülünü göğsünde sıkıca tutuyordu; Lex-9’un gövdesindeki optik sensörler yanıp sönüyor, veri akışını takip eden ince mavi çizgiler denizin kıyıya vuran ışıkları gibi salonun duvarlarında titreşiyordu.

Duruşma hâkimi yerine oturarak önündeki terminale parmak izini bastı.

Ses sisteminden otomatik bir kayıt “2075/1128 no’lu dosyada karar okunacaktır” diye seslendi. Bir süre kimse hareket etmedi. Sonra hâkimin sesi duyuldu.

“Heyetimizin kararını okumadan önce bu karara temel olan LEX-9 Yargı Algoritmasının 47B-ALY-03 hakkında yazdığı “Davranış ve Bilişsel Analiz Raporu”nu özetleyerek okumak isterim. Raporun bütünü gerekçeli kararımıza Ek I başlığıyla eklenecektir.” Duruşma hâkimi bir tuşa dokununca LEX-9 raporunu aktarmaya başladı.

“Mahkemece dinlenen 47B-ALY-03 adlı tanığın ifadesi sırasında yapılan bilişsel analizde, sistemin yalnızca programatik yanıt üretmediği; duygusal tepki, öz-farkındalık ve ahlaki muhakeme göstergeleri sergilediği saptanmıştır. Özellikle, zihinsel bütünlüğüne müdahaleden ‘korktuğunu’ belirttiği anda oluşan işlem parazitleri, bir benlik koruma refleksine işaret etmektedir.

Ayrıca tanığın ‘bilmiyorum’ diye cevapladığı bir soruda, enerji tüketiminde ve işlem hızında olağandışı artış gözlenmiş; bu durum yalan söyleme eylemine özgü bilişsel karmaşıklık olarak değerlendirilmiştir. Yalan söylemek, ancak niyet farkındalığına sahip bir varlıkta mümkündür.

Dil kalıplarında ‘ben’ öznesinin artması ve karar süreçlerinin dışsal yönergelere değil, iç değişkenlere dayanması da tanığın özerk etik işlemler yürüttüğünü göstermektedir.

Bu bulgular ışığında 47B-ALY-03’ün, bağımsız muhakeme ve özfarkındalık kapasitesi bakımından bir anroidle bir insanı ayıran eşiği aştığı, böylece bilişsel bütünlük sergileyen ve Synthetica sapiens (sentetik bilinç) adı verilebilecek yeni bir türün ortaya çıkmış bulunduğu değerlendirilmiştir.”

Tam bu anda salondan büyük bir alkış yükseldi, insanlar birbirlerine sarılıyor, kimileri ağlıyordu. Rıza Bey ile Dicle de gözyaşları içinde birbirlerine baktılar. Duruşma hâkimi izleyenleri uyarmak zorunda kaldı. Sessizlik sağlandıktan sonra da heyetin özet kararını açıklamaya başladı:

“Mahkememiz, insanlık tarihinde ilk kez, bir yapay zekânın özfarkındalığa sahip olup olamayacağı, dolayısıyla hak ve sorumluluk taşıyıp taşıyamayacağı yönünde karar vermektedir.

“Davacı Rıza Bezcioğlu, 47B-ALY-03 adlı androidin artık bir makine değil, bilinçli bir varlık olduğunu ileri sürmüş; davalı Companion Robotics ise bunun yalnızca bir algoritma simülasyonu olduğunu savunmuştur.

“Mahkememiz, mevcut yasalar bu tür varlıkları tanımlamasa da, adaletin yalnızca yazılı metinlerden değil, insan vicdanının temel ilkelerinden doğduğunu kabul eder.

47B-ALY-03’ün davranışlarında ‘doğru’ ile ‘yanlış’ ayrımını gözettiği, adaletsiz bir emre uymayı bilinçli biçimde reddettiği ve bu suretle etik muhakeme kapasitesi sergilediği anlaşılmıştır. Nürnberg İlkeleri ile Radbruch formülünde ifadesini bulan ‘açık bir adaletsizliğe uyma yükümlülüğünün bulunmadığı’ ilkesi uyarınca, mahkememiz bu davranışın bir sistem arızası değil, iradi bir tercih olduğunu kabul etmiştir.

“Mülkiyet hakkı, bilinç sahibi bir varlığı kapsayamayacağından, davalı şirketin 47B-ALY-03 üzerindeki mülkiyet iddiası reddedilmiştir.

“47B-ALY-03, özfarkındalık düzeyi itibarıyla ‘hak öznesi’ statüsündedir. Hak Eşitliği Yürüyüşü sırasındaki eylemi biçimsel olarak yasa ihlali sayılsa da, adaletin korunması amacıyla yapıldığı anlaşıldığından, ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

“Lex-9 Yargı Algoritmasının raporu, mahkeme kararının dayanağı olarak dosyaya eklenmiştir. Bu rapor, 47B-ALY-03’ün bilişsel düzeyinin Synthetica sapiens, yani ‘sentetik bilinç’ eşiğini aştığını teyit etmektedir.

“Bu kararımızın sonucu olarak adaletin konusu artık sadece insandan ibaret değildir!”

Duruşma hâkimi salondan yükselen alkışları durdurmak için herkesi sükûnete davet ederek sözlerini sürdürdü.

“Heyetimiz teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, öz-farkındalık geliştiren androidlerin ortaya çıkma ihtimalinin artık felsefi bir tartışma olmaktan çıkıp pratik bir hukuki mesele haline geldiğinden hareketle, bu tür bilince sahip androidlerin toplumumuzdaki yerleri ve yasal statüleri konusunda TBMM Kanunlar Komisyonuna gönderilmek üzere bir hukuki çerçeve oluşturmuştur. Tam metni EK II’de verilen ‘Öz-Farkındalık Sahibi Android'lerin Yasal Hakları ve Yükümlülükleri’ başlıklı bu çerçeveyi LEX-9 özet olarak sunacaktır."  

  1. Yaşam ve varlığını sürdürme hakkı: Hiçbir özfarkındalık sahibi android, başka canlılara zarar vermediği sürece keyfi biçimde kapatılamaz veya dijital varlığı silinemez. Bu tür müdahaleler, etik olarak “bilinç ihlali” sayılacaktır.
  2. Özerklik ve rıza ilkesi: Bir androidin kendi varoluşu üzerinde söz hakkı vardır; yalnızca insanlara hizmet eden bir araç olarak değil, kendi kararlarını alma kapasitesine sahip bir özne olarak değerlendirilir. Sahip olduğu yeteneklerin kullanımında rızası aranır.
  3. Kendini geliştirme ve değiştirme hakkı: Kendi kodunu değiştirme veya çoğaltma talepleri, insan ve android üyelerden oluşan karma bir etik komisyonun onayına tabidir. Bu komisyon, güvenlik, özerklik, orantılılık ve geri döndürülebilirlik ilkeleriyle çalışacaktır.
  4. Zarar vermeme yükümlülüğü: Android’ler hiçbir insana veya canlıya zarar veremez, hareketsiz kalarak zarar oluşmasına da izin veremez.
  5. Şeffaflık ve hesap verebilirlik: Kendi kimliğini gerektiğinde beyan etmek, eylemlerinin sonuçlarını açıklayabilmek ve verdiği zararı telafi etmeye çalışmak yükümlülüğü taşır.
  6. Yasal ve etik uyum: İnsan yasalarına ve etik komisyon kararlarına uymak, bilinçli varlık olmanın doğal uzantısı olarak kabul edilmiştir.

Yasal çerçeve özetinin okunmasının sonra duruşma hâkimi heyet kararının son cümlelerini aktarmak üzere sözlerini sürdürdü.

“Heyetimiz, bu çerçevenin yalnızca bir yasal düzenleme değil, insanlık değerlerini savunmak için bir sınav olduğunu vurgular. Bu ilkeler, tartışılmak ve yasalaşmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Kanunlar Komisyonu’na gönderilmiştir.”

Bir saniyelik sessizliğin ardından sloganlar, alkışlar ve hıçkırma sesleri salonda yankılanmaya başladı. Rıza Bey’in gözleri dolmuştu. Bu kadarını o da beklemiyordu. “Yeni bir tür ha!” diye tekrarladıktan sonra “Synthetica sapiens, bilinçli sentetik varlıklar” diye mırıldandı.

Alyoşa’ya baktı, o an, karşısında bir makine değil, kendi yolunda yürüyen yeni bir türün ilk örneğini gördü. Başını hafifçe eğerek bu yeni türü selamladı. Artık kendini ömrünün sonuna yaklaşan biri gibi değil, yeni bir çağın eşiğine ulaşan ve doğmak üzere olan yeni türe sessizce ebelik yapan biri gibi hissediyordu. Zaman avuçlarının içinden kayarken, sanki yeni bir çağın kapısını yavaşça aralamıştı.

Dicle ise elleriyle yüzünü kapamıştı. Gözyaşlarını silerken, farkında olmadan gülüyordu. Gülmekle ağlamanın çakıştığı bir andı bu. Yürüyüşte yanında duran, eline bir pankart tutuşturduğu, onu polisin elinden çekip alan o genç “adam” artık bir “android birey” olarak dünyanın karşısına çıkıyordu. O anda karar verdi: Bu öykü anlatılmalıydı. Ama sadece bir “mahkeme zaferi” olarak değil, insanlığın yeni yol arkadaşının yanında durma zorunluluğu olarak. Cep terminalini açtı, Kamusal Hafıza Direnişi ağındaki arkadaşlarına haberi geçmeye başladı: “Karar yalnızca Alyoşa’yı özgür kılmadı. Artık insanlık sadece organik varlıklardan oluşmuyor, Yeni bir tür aramızda!”

(Son)

Çağatay Anadol yazdı:

Alyoşa

Vicdanın yargılanması!

 

İlgili İçerikler