Kartaca barışı ve şoklar
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Kartaca barışı ve şoklar

Emperyalist savaşlar ve bunların sonucunda getirilen ülkeleri teslim almaya yönelik Kartaca barışı girişimleri, küresel düzeyde şoklar yaratıyor. Bu dışsal küresel şoklar ekonomilerin enflasyon, büyüme ve istihdam gibi değişkenlerine önemli olumsuz etki yapıyor

Kartaca barışı ve şoklar

İktisatla ilgisi olanlar John M. Keynes’i ve ünlü kitabı Genel Teoriyi (The General Theory of Employment, Interest and Money) iyi bilirler. Bu kitap 90 yıl önce, Şubat 1936’da yayımlanmıştı.

Şubat 2026’da Genel Teorinin ve Keynes’in etkilerini, bugüne yansımalarını tartışırız derken, ABD-İsrail’in İran’a ikinci saldırısı başladı. Haliyle dikkatimizi bu savaşın getirdiği ölümlere, yıkımlara, ekonomik ve jeopolitik etkilere çevirdik.  

ABD-İsrail, bu kanlı savaşla İran’ı birkaç günde bitireceklerini, rejim değişikliği getireceklerini söylediler, öyleyse İran’ın kısa sürede teslim olmalı dediler. İran teslim olmadı, direndi. Savaş uzadıkça savaşı bitirecek bir barış antlaşması olasılığı konuşulmaya başlandı.

Barış antlaşması görüşmeleri ile Keynes yine gündemime girdi. İlk kez onun yaygın kullanıma soktuğu “Kartaca barışı” kavramını tartışmak istedim. Aşağıda önce bu kavramı açıklıyorum. Söyleyeyim; ABD-İsrail, İran’a zorla ve tehditle bir Kartaca barışı kabul ettirmeye çalışıyorlar.

Şubat 2026’da ABD-İsrail’in başlattığı savaşla birlikte petrol ve ilgili başka maddelerde dünya ekonomileri makro düzeyde arz/fiyat şokları yaşamaya başladı. Beklendiği gibi, bu şoklara belirsizlikler eşlik etti ve etkileri devam ediyor.

Şoklar, Keynes’in öncülük ettiği makroiktisat çerçevesi içinde ilk kez Büyük Buhrandan sonra 1930’lar başında-ortasında inceleme, araştırma konusu olmaya başladı. Eşanlı olarak bu şoklar yeni gelişmekte olan ekonometri çerçevesi içinde de araştırılmaya başlandı.    

Şoklarla ilgili incelemelerin ve tartışmaların 90 yıl öncesine benzer bir çizgide bugün de sürdüğünü görüyoruz. Aşağıda şokların ve devresel hareketlerin 1933-1936 döneminde nasıl incelendiğini ve bugüne yansımalarını kısaca anlatıyorum.

Şoklar deyince elbette konu Türkiye’ye mutlaka uğruyor. Kabul etmek gerekir ki, ülkemizde her türlü şok sıkça yaşanıyor. Küresel dış şoklar yanında, belki daha da fazla, iç şoklar yaşıyoruz. Bunlar daha çok iktidarların yaşattığı siyasi şoklardır.  

Kartaca barışı, Almanya ve İran

Kartaca barışı, Kartacalılarla Romalılar (Roma Cumhuriyeti) arasında MÖ 264 yılında başlayıp aralıklarla 118 yıl süren savaşların sonunda yapılan barışı ifade ediyor. Kartaca, eski çağlarda bugünkü Lübnan ve çevresindeki Fenikelilerin bugünkü Tunus’ta kurdukları bir şehir devlettir.

Bu şehir devletin egemenlik alanı giderek Fas’tan Libya’ya kadar Afrika’nın ve İspanya’nın Akdeniz kıyılarına, Sicilya, Malta ve Sardunya’ya yayılıyor. İtalya gibi çevre devletlere önemli bir rakip oluyor.

Bu genişlemiş devlet, 118 yılda Romalılar ile üç büyük savaş yapıyor. Ancak Kartacalılar, paralı askerlerinin ve komşularının da ihanetiyle, her savaşta yeniliyorlar. Toprak kayıpları oluyor ve henüz imparatorluk olmamış Roma Cumhuriyetine değişik tazminatlar ödüyorlar.

Daha önceki savaşların bitişinde de Kartacalılar barış antlaşmalarında kayıplar yaşıyor ama, yıkıcı koşulları içeren son savaşın barış antlaşmasıdır. Bu öyle bir barış ki, teslim olmalarına karşılık on binlerce Kartacalı öldürülüyor veya köle olarak satılıyor.

Kartaca şehri tümüyle yakılıp yıkılıyor, talan ediliyor. Romalılar, Kartacalalıların servetlerine el koyuyor. Tarım alanlarındaki bitki örtüsü yakılıyor ve bu topraklara ekim yapılmasın diye tuz ekiliyor. Kartacalılar, geriye ne kaldıysa, ordularının dağıtılmasını da kabul ediyor. Bu sürecin sonunda Kartaca bitiyor, yok oluyor.

Demek ki Kartaca barışı, kaybeden tarafın aşağılandığı, hayat hakkı tanınmayan, insanlık dışı muamele ile elindeki tüm varlıklara el konulan acımasız ve yok edici bir barış anlamında kullanılıyor. Bu kavram, birçok savaşın bitimindeki barışlar için bugün de geçerlidir.    

Kartaca barışı kavramını Keynes, I. Dünya Savaşını kaybeden Almanya ile kazanmış olan devletler (ABD, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya) arasındaki barış görüşmeleri sırasında kullanmıştı.

Paris Barış Konferansı adı altında Versailles Sarayında düzenlenen görüşmeler, Ocak 1919’da başladı, aynı yıl Haziran’da sona erdi. Almanya bu konferansa davet edilmedi: Ya antlaşmayı imzalayacak ya da kazanan devletlerin daha fazla işgaline uğrayacaktı.  

Keynes görüşmelere Birleşik Krallık Hazine Bakanlığının danışmanı olarak katıldı. Ancak kazanan ülkelerin, özellikle Fransa ve kendi ülkesi Birleşik Krallığın insanlık dışı yaklaşımını çok eleştirdi. Bir süre sonra protesto ederek konferanstan ayrıldı. Çünkü bunlar bir Kartaca barışı istiyorlardı.

Keynes’e göre barış, Almanya’ya çok ağır ve haksız koşullarda kabul ettirildi. Almanya’nın ordusu dağıtılmıştı ve en fazla 100 bin kişilik bir kara gücü olabilecekti. Almanya hem Avrupa’da hem denizaşırı bölgelerde çok toprak da kaybetti.  

Almanya’nın deniz kuvvetleri dağıtıldı, savaş gemilerine ve büyük sivil gemilerine el konuldu. Almanya gemi ve uçak üretemeyecekti. Almanya’nın para olarak ödeyeceği savaş tazminatı ABD, Almanya ve Birleşik Krallığın yıllık ihracat toplamının dört katı idi. Brentano (2019). Almanya’nın altın rezervleri antlaşmadan bir yıl sonra yarıya indi. Federal Reserve Bulletin (June 2021). 

Almanya; Fransa, Belçika ve Birleşik Krallık gibi kazanan ülkelere kömür, kereste gibi ürünler cinsinden de tazminat ödeyecekti. Bu ağır koşullar Alman halkında ve hükümetinde yoğun tepkilere neden oluyordu. Antlaşma imzalanmasın diye gösteriler yapılıyordu.

Keynes, görüşmeler sonrasında varılan Versailles Barış Antlaşması ile ilgili görüş ve eleştirilerini 1919 sonunda yayımlanan Barışın Ekonomik Sonuçları (The Economic Consequences of the Peace) kitabında topladı.  

Kartaca barışı kavramını öne çıkaran bu kitapta Keynes, antlaşmanın Almanya’nın ve bağlantıları nedeniyle tüm Avrupa’nın büyümesini ve ticaretini gerileteceğini açıkladı. Bu olumsuzluklar siyasi tepkilere de neden olacaktı. Daha sonra Hitler’in siyasi olarak güçlenmesi önemli ölçüde halktaki bu tepkilere de bağlanıyordu.

Avrupa, Keynes’in öngördüğü şekilde, 1920’lerin ortasına kadar eski büyüme hızlarına ve ticaret düzeylerine ulaşamadı. Almanya 1921 sonu – 1923 sonu döneminde çok yıkıcı bir hiperenflasyon yaşadı. Savaşın getirdiği iç ve dış borçlar, ABD’den alınan borçlarla çevrilebildi. Sonra 1929’da Büyük Buhran başladı.  

Şimdi ABD-İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan savaşa gelelim. ABD, İsrail’in ve bazı Arap/Körfez ülkelerinin de kışkırtması ile İran’ı bir Kartaca barışı yapmak için zorluyor, tehdit ediyor. ABD-İsrail, enerji ve ulaşım başta olmak üzere İran’ın tüm altyapısını yok edeceklerini söylüyor.

İran’ın teslim olması birkaç noktada düğümlenmiş durumda.

1). Başta petrol olmak üzere doğal kaynakların ABD ile paylaşılması. Bu, Venezuela’da olduğu gibi, bu kaynaklara giderek ABD’nin el koyması anlamına da gelebilir. Bu kaynakların İsrail’e de açılması.

2). İran’ın nükleer enerji projesinden vazgeçmesi, zenginleştirilmiş uranyum maddelerinin ABD’ye teslim edilmesi. ABD’nin bu maddeleri ele geçirmek için İran’ın belli merkezlerine havadan baskınlar yaptığı, ancak başarılı olamadığı raporlandı.

3). ABD-İsrail’in “İran teslim olmazsa, tüm medeniyetini yok ederiz” tehdidi içinde yağışlara müdahale ve iklim değişikliği ile çölleştirme girişimleri de olabilir. Bu girişimin yıllardır var olduğu bazı raporlarla ve yağış değişiklikleri ile ortaya konmuş durumda.

Kısacası, ABD-İsrail, ilk çağlardan kalan bir kafa yapısı ile, İran’ı Kartaca gibi yok ederiz diyorlar.

Bunu bazı ülkelerde yaptılar. Bu tehditler, kıyımlar ve yıkımlar elbette İran toplumunda tepkilere neden oluyor. Bunlar, demokratik olmayan İran rejiminin güçlenmesi sonucunu da getirdi. Haliyle, ABD-İsrail’in arzu ettiği rejim değişikliği de olmuyor.

Makroekonomik şoklar

1930’lar başında iktisatta makro düzeyde yapılan birçok çalışmanın önemli bir amacı, 1929’da ABD’de başlayan ve tüm dünyaya yayılan Büyük Buhranı açıklamak idi. Bu konuda öncü bir çalışma Norveçli iktisatçı Ragnar Frisch’in 1933’te yayınlanan makalesidir.  

Makale “Propogation Problems and Impulse Problems in Dynamic Economics” (kısaca PPIP) başlığını taşıyor ve ekonomide makro düzeydeki dalgalanmaları dinamik ilişkiler çerçevesinde açıklıyor. Dinamik ilişkiler değişkenlerin zaman içinde gecikmeli etki ve tepkilerinden oluşuyor.

Bu makalenin önemli bir özelliği ilk kez makroiktisat kavramını kullanmış olmasıdır.

Makaleye göre bir ekonomide dalgalanmaların veya devrelerin iki kaynağı vardır. Birincisi ekonominin kendi içindeki yapısal özelliklerinden kaynaklanır, Frisch buna “propagation” diyor. İkincisi ekonomiye dışarıdan gelen şoklardır, Frisch bunlara “impulses” diyor.

Sistemin, yani ekonomik işleyişin dışından gelen şoklar ülke dışından gelebileceği gibi, ülke içinden de gelebilir. Ülke içinden gelen şoklar, örneğin seçim kaygılarıyla hükümetlerin aldığı kararlar olabilir. Hükümet kararları diğer siyasi partilere yönelik, örneğin yargısal kararlar da olabilir.

Ekonominin nasıl bir dalgalanma göstereceği, yapısal devreler ile şokların yarattığı devrelerin toplamına eşittir. İkisinin bileşimi ekonomideki dalgaların sürelerini ve boyutlarını da belirler. Frisch, ekonomideki dalgalanmaları ve boyutlarını fark denklemlerinin çözümünden elde ediyor. 

Frisch, ekonomideki dalgalanmaları sallanan tahta bir atın durumuna benzetiyor. Ekonomideki yapısal nedenler ve sürtünmeler nedeniyle bu at zaten sallanacaktır, dışarıdan bir darbe/şok gelmezse zaman içinde sallanma giderek azalır.

Ancak sistem dışından bir darbe veya şok gelince atın sallanması artacak ve sallanmanın düzeni de bozulacaktır. Ekonomiye dönecek olursak, sistem dışından gelen şok ülke içinden de dışından da olabilir.

1930’lar ortasında Büyük Buhranın etkileri sürerken, Avrupa’daki ve ABD’deki hükümetler iktisatçılardan buhrandan çıkış için çareler ve uygun politikalar sordular. Bunu, genç Türkiye Cumhuriyeti için Mustafa Kemal Atatürk de yaptı.

Hollanda hükümetinin, Hollanda İktisat Birliği DEA’ya (Dutch Economic Association) böyle bir soru yönelttiği biliniyor. Bunun üzerine DEA, buhranın etkilerini azaltabilecek politika öneriler için 1935 sonlarında Jan Tinbergen’i bir çalışma yapmaya davet ediyor.

Bu davet üzerine, zaten devresel hareketler konusunda istatistiksel çalışmalar yapagelmiş olan ve 1929’dan itibaren Hollanda Konjonktür dergisinin editörü olan Tinbergen, Hollanda ekonomisi için dinamik bir makroekonometrik model oluşturuyor ve 1936’daki bir DEA toplantısında modeli ve getirdiği politika önerilerini tartışıyor.

Tinbergen, önce modelin denklem sisteminin bir devresel hareket üretip üretmediğini araştırıyor. Sonuçta şöyle bir yorum yapıyor: Ülke içinden veya dışından şoklar olmadığında, Hollanda ekonomisi içsel işleyişi içinde dengeye doğru yönelen dalgalı bir seyir izliyor.

Bu makroekonometrik model ile Tinbergen, devalüasyon, ücret değişmeleri, kamu fiyatlarının düşürülmesi, dış ticarette korumacı duvarın yükseltilmesi, kamu harcamasında artış gibi politika değişikliklerinin etkilerini araştırıyor.

Politika değişiklikleri içinde, üretimi ve istihdamı en fazla arttırması bakımından, en iyi politika olarak devalüasyonu buluyor.

Şöyle bir noktaya geliyoruz; emperyalist savaşlar ve bunların sonucunda getirilen ülkeleri teslim almaya yönelik Kartaca barışı girişimleri, küresel düzeyde şoklar yaratıyor. Bu dışsal küresel şoklar ekonomilerin enflasyon, büyüme ve istihdam gibi değişkenlerine önemli olumsuz etki yapıyor.

Bu olumsuz küresel şoklar var iken bir de içeriden siyasi şoklar yaratmak ülke ekonomisinde daha büyük tahribat yapıyor. Dileriz Türkiye’de iktidar bu sonucu dikkate alacaktır. TCMB gibi kurumlarımız bu tür şokların olumsuz etkilerini modeller yardımıyla gösterebilirler. Bu tür sonuçları iktidara anlatmak da önemli yarar sağlayacaktır.


Kaynaklar

Brantano, Lujo (2019) What Germany Has Paid Under the Treaty of Versailles. 

What Germany has paid under the Treaty of Versailles. Prof. Lujo Brentano.

Federal Reserve Bulletin (June 1921) German Reparations

 

İlgili İçerikler