
"Ne tuhaf şey şu bellek, tam tamına hatırlamak, aklında tutmak istediklerini unutup, unutmak istediklerini hiç unutamamak.Tıpkı bir dönme dolap gibi, hiç durmuyor."
Çok severek izlediğim Grey's Anatomy'nin kadın kahramanı doktor Meredith Grey başı ne zaman sıkışsa, ki bu çok sık oluyordu, çocukluğundaki o anıya dönüyordu.
Bu sözleri de, annesinin elinden tutmuş, gözleri kamaşarak dönme dolaba baktığı, annesini son kez gördüğü o telaşlı anı anımsarken mırıldanıyordu.
Pandemi sırasında, virüs biyolojisini, salgın dinamiklerini, pandemilerin yalnızca biyolojik değil, sosyolojik, genetik pek çok değişikliğe yol açacağını bilen bir kişi olarak "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" diye tekraren söylüyordum.
Serinkanlı bir bilgelikle bu sözleri söylerken aslında pandeminin benim hayatımı ne kadar değiştirmiş olduğunun ne kadar ayırdındaydım bilemiyorum.
Uzmanlık alanımla ilgili dünya konferansına pandemiden önce son kez 2019 yılında katıldığımda, sonraki dört yıl boyunca hepinizin yakından tanıdığı Anthony Fauci açılış konferansında, yarasalardaki virüslerin kritik hareketliliğine değinerek yeni ABD Başkanı'nın bir salgınla karşılaşma olasılığının çok yüksek olduğunu belirtmişti.
O konferanstan birkaç ay sonra uzunca bir süre ülke dışına hiç çıkamayacağım, yalnızca hasta bakıp, hastalık konuşacağım farklı bir tünelde buldum kendimi.
Yersiz, deli saçması suçlamalara cevaben ifade vermek için haftanın belli günleri uğradığım karakollar.
Ülkenin bilimsizliğe, muhafazakârlığa, hukuksuzluğa savruluşunun sarsıntılarına tutuluşumuz...
Pandemi sonrası yeniden bir konferansa katılmak için yola düşebilmem için dört yıl geçti.
Konferans benim için önemi olan bir şehir olan Boston'daydı.
Biyografimi yazsam söz edeceğim iki şehirden biri.
Yaşamımın tüm evrelerinin geçtiği Ankara ve içine sıkıştığım her şeyden sızıp kendime mesken tuttuğum Boston.
Doçentliğimin üçüncü yılına denk gelen 1999 yılında eğitim ve akademik çalışmalar için yolumun düştüğü şehir.
Bir yandan beni eyleme geçiren, kendimi fazlasıyla kaptırdığım bir deneyime sıkışmış hissettiğim, kaçındığım tüm hüsranlara uğradığım bir kavşakta gelen bir çağrıydı.
Pekala mutluluğun bu uzak ülkede gizlenmiş olabileceğini de düşünmüş olabilirim.
Boston; MIT, Harvard gibi çok önemli üniversitelerin olduğu bir şehirdir.
Ben yola düşerken benim çalıştığım hastane olan New England Medical Center (NEMC) için kulağıma şunlar fısıldanmıştı:
Harvard Tıp Fakültesinin yanlı tutumunu aşamayan çalışkan ve azimli Yahudiler bu sorunu aşabilmek için bu hastaneyi kurmuşlardı.
Boston öğrenci hareketliliği nedeniyle ev bulabilmenin de çok zor olduğu, pahalı bir şehirdir.
Belki inanmakta zorlanacak olanlar bulunacaktır ama o vakitler Amerika'da bir de güvenlik sorunundan söz edilirdi.
Bir büyük şehire ilk kez yolu düşen masum taşralı bir kadın gibi kendime güvenli bir semtte güvenli bir oda ararken de yolum yine bir Yahudi olan ev sahibem ve neredeyse steril diyebileceğim, ağırlıklı olarak Yahudilerin yerleşik olduğu Brookline semtiyle kesişti.
Azimli, disiplinli, güvenli, emniyetli kişilerdi.
En zor zamanlarında onlara kucak açan Türkleri özellikle çok seviyorlardı.
Uzun ara sonra, konferanstan arta kalan tüm zamanlarımda günde yirmi, otuz bin adım atarak anılarıma değen tüm köşelerine uğramaya çalıştım.
Çok tuhaf bir şekilde her şey neredeyse yirmi yıl önceki gibi duruyordu.
Ama o şehirde yollarımın kesiştiği insanlar çoktan şehir değiştirmişlerdi.
O kocaman kıtadaki şehirler içlerinden insanlar geçen manzara resimleri gibi kıpırtısız dururlar.
Son yirmi yılda Ankara'nın başına gelenleri, nasıl çirkin bir şehire dönüştürüldüğünü buna rağmen paralize olmuş gibi sıkışıp terk edemeyişimi düşünerek buruldum.
Başlangıçta evinin bir odasında kaldığım ev sahibem yıllar önce buraya Almanya'dan göç etmiş bir Yahudi aileden gelen ikinci kuşaktı.
O sırada Irak ile ilişkili istilaya gebe krizi TV kanallarında birlikte izlerken istilacılık eleştirilerimi fazlasıyla politik buluyor, "Biri dünyaya hiza vermeli patronluk yapmalı. Senin bile eğitim için koşarak geldiğin ABD yapmayacaksa bunu kim yapacak?" diyordu.
Bu gittiğimde yıllar önce geceleri içinden geçmemem için uyarıldığım parklarda yürüyüp banklarında oturdum.
Ya bizim ülkedeki kriminal sokaklar nedeniyle duyarsızlaştım ya da orası daha güvenli hale geldi. Hangi nedenden bu denli rahattım bilemiyorum.
Tüm konferans boyunca en çarpıcı bulduğum ise pandeminin o kıtadaki çoğu göçmen olan meslektaşlarımın kırılgan gruplar, eşit vatandaşlık hakkına sahip olmayan göçmenler ile ilişkili farkındalıklarını artırdığını fark etmem oldu.
Ve hüzünle bizim bilim evreninden iyiden iyiye koptuğumuzu kavradım.
Ben konferans için yola çıktığımda, barış için İsrail'de bulunan bir dans, müzik festivalinin katılımcıları müslüman bir terör örgütü tarafından vahşice katledilmiş, İsrail devleti Gazze'deki sivil halka bombalar yağdırmaya başlamıştı.
Büyük krizlerle dolu bir çağ geçişi bu.
Salgın ile başlayan, savaşa ile sürdürüleceği anlaşılan ve yeniden salgın, kıtlık ve ölümlerle bezenecek krizler...
Mutlululuğun izini sürebileceğimiz uzak ülkelerin evrendeki gezegenler kadar uzaklaştığı bir geçiş.
"Tarih sadece olmuş olaylar demek değildir; olmuş olabileceklerin bağlamında olmuş olaylar demektir." (Hugh Trevor-Roper, Tarih ve İmgelem)
|
Esin Şenol kimdir? Esin Şenol, lise eğitimini TED Ankara Koleji'nde tamamladıktan sonra, tıp eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 1987 yılında tamamlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda Araştırma Görevlisi olarak uzmanlık eğitimine başlamıştır. Aynı anabilim dalında 1992 yılında ihtisasını tamamladıktan sonra uzman olarak göreve başlamış, 1995 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent, 2003 yılında da profesör unvanlarını almış ve 2009-2013 yılları arasında anabilim dalı başkanlığı yapmıştır. 1999 yılında Tufts University, New England Medical Center, Boston/MA'da "Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi"nde Research Fellow (Araştırma Asistanı) olarak çalışmıştır. Halen kanser hastalarının infeksiyon izleminde konsultan olarak görev yapmakta ve bu konuda araştırmalarını sürdürmektedir. Prof. Dr. Esin Şenol, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları Ve Klinik Mikrobiyoloji Anablim Dalı Öğretim Üyesidir. Ayrıca bağışıklama ve özellikle erişkin aşılması ile ilgili çalışmalar yürütmekte olup, Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye'deki ilk "Erişkin Aşı Merkezi" kurmuştur. 2013 yılında KLİMİK (Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları) Derneği alt grubu olarak, Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu (EBÇG) kurmuş ve halen başkanlığını yürütmektedir. Ayrıca; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Komite (2005-2007), Gazi Üniversitesi Akademik Değerlendirme ve Akreditasyon Ofisi (GÜADEK) –Kurucusudur (2005-2007). Gazi Üniversitesi - Avrupa Üniversiteler Birliği ve Bolonya Süreci Kurucusu (2005-2007) ve Febril Nötropeni Derneği Genel Sekreterliği (2005-2011) yürütmüş olduğu diğer görevlerdir. TTB_Pandemi Çalışma Grubu üyesidir. ATO Onur Kurulu Üyesi olarak çalışmıştır (2020-2022). ATO-Yönetim Kurulu Üyesi (2006-2008) olarak çalışmıştır. Halen T24 ve Birgün Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır. Yabancı dili İngilizce olup evli, 1 çocuk annesidir. Dünya Kitle İletişim Vakfı tarafından gerçekleştirilen 31. Ankara Uluslararası Film Festivali (3-11 Eylül 2020) ve 32. Ankara Film Festivalı (4-12 Kasım 2021) Düzenleme Kurulunda yer almıştır. 33. Ankara Film Festivalı (3-11 Kasım 2022) Düzenleme Kurulundadır. İlgi alanları, sinema, yelken ve edebiyattır. |


