İklim krizinin tırmanışı, nükleer savaş olasılığı, yapay zekânın Frankeştaynlaşma endişesi… Hepsi Demokles’in kılıcı gibi başımızda sallanırken, uluslararası medya, Françisco’nun ölümünden sonra dikkatimizi şimdi de Vatikan’da papayı seçecek kardinaller toplantısıyla oyalamaya koyuluyor.
Nereden nereye?
Haçlı Seferleri ve Orta Çağ engizisyonlarından sonra Erasmus, Locke, Spinoza gibi düşünürlerin dört yüz yıl önce kutsal kitapları sorgulamasıyla Vatikan’ın süngüsü düşmeye başlamıştı. Nihayet İtalyan Cumhuriyet’inin kurulmasıyla gücünü ve topraklarını yitirip iflasın eşiğine de gelmişti. Mussolini’nin faşist rejimine arka çıkmasıyla toparlandı, Papa Françisco iktidarında devlet liderlerini gölgede bıraktı, dünyayı turlayarak kamuoyunu fethetti. Baksanıza Trump bile ona özendi. Beyaz Saray onun papaymış gibi gösteren fotosunu paylaştı.

Irak işgalinde, insanlığa karşı suçlarıyla Bush yönetimine dünya ibretle bakarken, Obama siyah kimliği ve durup dururken verilen Nobel Barış Ödülü’yle emperyalizmin son pisliğini örtmüştü. Françisco da, son 600 yılda ilk kez istifaya zorlanan Papa olan halefi Ratzinger’le ilişkilendirilen skandalları bir çırpıda unutturdu, emsali görülmemiş halkla ilişkiler kampanyasıyla dünya kamuoyunu arkasına aldı.
Françisco’nun sahnesinde iklim krizi vardı. Greta’dan eksik kalmadı.
Açlara seslendi, zenginlerden, savaşlardan yakındı. Kadınlarla eşcinsellere göz kırpıverdi.
Günün popüler vicdanına seslendi.
Sahnesinde olmayan, doğum kontrolü yasağı.
Açlığa, hastalığa, ölüme terkedilen milyonlarca çocuk, bir o kadar da kürtajın lanetlenmesiyle istenmeyen evlatlar.
Sahnesinde olmayan, cinsel tacizler.
Kiliselerde asırlardır süregelen kurumsallaşmış pedofilya suskunluğunda topu taca atarak bunu tek tük papaz örneğinde çürük elmalarla açıklaması. Ötesi de var. Şu örnek yeter. Boston Baspiskoposu Law, kendisine bağlı kiliselerinde yıllar içinde cinsel tacize uğrayan 500 kişi için 80 milyon dolar ödeyerek mahkum olmaktan kurtulduktan sonra apar topar Boston’dan Vatikan’a kaçar, Papa Francisco’nun tayiniyle ve şimdi onun gömüldüğü yer olan Santa Maria Maggiore Bazilika’sına başrahiplikle taltif edilir.
Sahnesinde olmayan, seleflerin katliamlarından özür dilememesi.
Katolik imparatorlukların sömürgelerinde misyonerler ordusunun kıtadan kıtaya inanç ve kültür katliamı.
Sahnesinde olmayan, Roma’da Campo di Fiori meydanında kazıkta yakılan, son sözleri duyulmasın diye çenesi çivilenen Giardano Bruno gibi düşüncelerinden ötürü katliama uğrayanlardan, beş yüz yıl geçmesine rağmen kurumu adına özür dilememesi.
Ulus devletin doğuşundan sonra dinlerin asırlık rekabetlerini unutuverdik.
Yoksa Roma lejyonlarının modeli üzerine hiyerarşik örgütünü kuran Vatikan varlık nedenini bugün de 1.2 milyar kişilik cemaatiyle sürdürmekte. Niyeti, kıyamet gününe kadar kurtuluşumuz için hepimizi Katolikleştirmek. Başlıca rakibiyse, esasta herkesi Müslüman kabul ettiğinden misyoner teşkilatına da gerek görmeyip çok boyutlu cihat anlayışına sahip iki milyara yakın cemaatiyle İslam. İkisini de başka dinlere karşı güçlü kılan bayraksız olmaları. Evanjelizmle emperyalist politikasını maskeleyen ABD Protestanlığı devletle el ele, Hindular kendi hallerinde, Ortodokslar kiliselerine bakamayacak yoksullukla, İsrail Siyonizm bayrağıyla uzun vadede kendini tecridiyle yok edecek intihar girişiminde.
Unutmamalı ki dünyada tarihsel süreç dinsizleşmek yönünde.
İnanç, eğitim ve milli gelirle ters orantılı. İstisna çivisi çıkan düzende iktidarlarını dinle bayrak sömürüsünde geçmişin küllerinde kıvılcım arayan politikacılar.
Dinlerini yarıştıranlar erdem yoksunluğunda, bizim ahlakımız bize yeter.
Bugün de Türkiye’de gözümüzün önünde iktidarın parçalamak istediği cumhuriyet, aydınlanmanın ilkeleri ışığında kurulan son ulus devletti.
Korunabilmesi, yıkımlardan dönülmesi, dünya için de önemli.


