Ayşe Barım'a açık mektup...
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Ayşe Barım'a açık mektup...

Yaşadıkların içimi acıtıyor; haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin bu kadarını kabul edemiyorum

Ayşe Barım'a açık mektup...
Ayşe Barım

Sevgili Ayşe,
seninle tanışıyor muyuz,
hiç karşılaştık mı,
hatırlamıyorum.
Ara sıra senin için
dayanışma tweetleri attım,
hepsi o kadar.
Hakkında yazılanlar,
söylenenler içimde her seferinde
büyük bir tepkiyle
derin bir hüzün yarattı.
Dün ise Cansu Çamlıbel'in
T24'deki söyleşisini okuyunca
gözlerim doldu,
bilgisayarın başına oturdum,
iki satır da olsa yazmak lazım, dedim.
Çünkü söylediklerin
içime dokundu,
içimi acıttı.
Özellikle şu dediklerin:

Sektör bana sahip çıkmadı,
burada bunun yasını da tutuyorum
ve bu sessizlik
mağduriyetime yer açmış olabilir.
Eğer tutuklanmamın sebeplerinden biri
19 Mart’a hazırlıktıysa
o zaman ben bir sektör adına
burada rehin tutuluyorum demektir.

Her zaman apolitiktim,
işimi de hiçbir zaman siyasi bir
duruşun gölgesinde yapmadım.
Keşke bir gün başıma gelenleri
tüm açıklığıyla korkmadan anlatabilsem
ama imkânsız sanki...

Dört ayda yedi kere bayıldım.
Tıbbi adıyla bu durum ‘senkop’
olarak tanımlanıyor.
Basitçe kalp kasımdaki bozulmaya
bağlı olarak kanı pompalamaya
çalıştığında kas daha da genişliyor
ve kanın çıkış yerini daraltıyor.
Bu ciddi darlıktan dolayı vücuda
kan pompalanmıyor ve
bayılma atakları gerçekleşiyor.
Bu bahsettiğim yedi bayılmanın
sonuncusunda yere düşerken
kafamı çarpmışım
ve revirde müşahede altına alındım.

Yani vücudumda bir nevi iki ayrı
patlamaya hazır bomba var.
Dolayısıyla da iki açıdan da
yüksek ölüm riskiyle karşı karşıyayım.
Bu hastalıkların sonucu olarak gelen
bayılmalarımı hissetmiyorum.
Sanki bir anda kalbimde
elektrik kesiliyor gibi oluyor.
Kampüs hastanesinde ne nörolog
ne de kardiyolog var.
En yakın tam teşekkülü devlet hastanesi
1,5 saat uzaklıkta. Yani kurtulmam imkânsız.
Tabii bu korku ile yaşamaya çalışmak da korkunç.
Tek isteğim
sağlıklı yaşam hakkımın verilmesi.

Ayşe Barım

Dokuz aydır bir itibarsızlaştırma
kampanyasının ve türlü iftiranın hedefinde
büyük bir mağduriyet yaşıyorum.
Ben hâlâ neyle suçlandığımı
anlamakta dahi zorlanırken tutuklanmaya
sevk edildiğimde kendimi adeta bir sis bulutunun
içinde hissettim. Sesler, insanlar, kelepçe…
Anlamakta o kadar zorlandım ki…
Dört gün boyunca bir bodrum katında
zar zor nefes alabildiğim nezaret sürecinden sonra,
Çağlayan Adliyesi’nde eksi yedinci katta
buz gibi bir yerde, saatler süren bekleyişte
başıma gelebilecekleri düşünüp 
korku içinde olan bitenleri
anlamaya çalışıyordum.

Ne yapmıştım bilmiyordum,
ama tutuklanmıştım.
Sabaha karşı Silivri’deydim.
Odamda bir yatak, plastik bir sandalye,
masa, duvardaki yazılar
ve ben baş başa kaldık.
Aşina olduğum hiçbir şey yoktu.
Hazırlıklı olunabilecek bir his değil bu.
Meğerse evimden alındığım o sabah
bir daha geri dönmeyecekmişim.
240 gündür bu kâbusun içerisindeyim.

Burada herkes yaşadıklarını
kayıt altına alıyordur eminim.
Gelecekte bir gün izleyebilir miyiz?
Bilmiyorum ki! 
Benim bu yaşadıklarımdan sonra
kimseye hiçbir önerim olmaz,
aman Allah korusun.
Ben hele şimdi her şeyden uzakta
ve hiçbir şey izlemediğim duymadığım,
sadece kalbimi, doğayı ve sevdiklerimi
duyabileceğim bir düzen hayal ediyorum.

Sevgili Ayşe,
o hayalini kurduğun günler
mutlaka gelecek.
Umutsuzluğa kapılma.
Yanındayız.

İlgili İçerikler