Türkiye’de hindi halk arasında özellikle kırsal kesimde, “çulluk kuşu” olarak bilinir. Açık konuşmak gerekirse görünüş itibariyle hindinin pek sevimli bir yaratık olduğu söylenemez. Çocukken ne zaman bir hindi görsek, karşısına geçip, ”gabarama gabarama kel fatma, annen güzel sen çirkin” diye kızdırmaya çalışırdık. Fatma kim? Neden kel? Bu da herhalde hiçbir anlama gelmeyen tekerlemelerimizden biri olmalı.
Çirkin diye tekerlemeler düzdüğümüz hindi nasıl olduysa bir çok devlete adını vermiş. Geçtiğimiz yıla kadar yurt dışında Türkiye için kullanılan “Turkey” İngilizcede hindi anlamına gelir. Hindistan’dan gelenlere Türkiye’de, hala hindi diyoruz. Hindistan’ın Fransızcası, İnde, yani hindi. Portekizce’de Peru aynı zamanda hindi demek.
Hindistan mı? Bharat mı?
Türkiye’den sonra Hindistan’ın Hindu milliyetçisi Başbakanı Narendra Modi de, ülkesinin adını Bharat’a çevirerek hindiden kurtulmaya çalışıyor. Bu ay başında Yeni Delhi’de düzenlenen G-20 Zirvesinde Bharat’ın uluslararası lansmanı yapıldı. Hintlilere soracak olursanız, esasen ülkenin anayasal adının Bharat olduğunu, isim değişikliğinin söz konusu olmadığını, İngilizler tarafından sonradan verilen “India” isminin Hindistan’ın sömürge geçmişini hatırlattığını savunuyorlar. Gerçekten de Hint anayasasının birinci maddesinde ülkenin adı “Hindistandır-Bharat anlamına gelir-” şeklinde bir ifade var. Ama daha sonra metin içerisinde hep Hindistan kullanılıyor. Hatırlayacağınız gibi, bir süre önce de Hindistan’ın üç büyük şehri Bombay’in adı Mumbai’ye, Madras’ınki Chennai’ye, Kalkütanın'ki de Kolkata’ya çevrilmişti.
Farklılıklar içerisinde birlik ülkesi Hindistan
Hindistan’ı bugüne kadar diğer Güney Asya ülkelerinden farklı kılan, çok sayıdaki dinleri, dilleri ve kültürleri büyük bir hoşgörü ortamında ve kesintisiz bir demokrasi içerisinde yaşatabilmiş olmasıydı. "Hindistan mı Çin mi?" tartışması yapılırken Hindistan’ı tercih edenlerin temel dayanaklarından biri de bu özellikleriydi. Ancak son sekiz yıldır ülkeyi yöneten Modi hükümetinin Hindu olmayanlara karşı uygulamaya başladığı ayırımcı politikalar ve 22 resmi dil arasında Sanskritçeyi öne çıkarmaya yönelik girişimleri, ”Acaba Hindistan da son dönemde artan milliyetçilik kervanına katılan ülkeler arasına mı giriyor?” sorusunu akla getiriyor.
Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (İMEC)
Yeni Delhi’deki G-20 Zirvesi’nin üzerinden iki hafta geçti. 37 sayfalık Zirve bildirisini kimse hatırlamıyor. Ama Zirve sırasında Hindistan’ın önerisiyle gündeme gelen ve Hindistan, ABD, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Avrupa Birliği, İtalya, Fransa ve Almanya tarafından imzalanan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (İMEC) hala konuşuluyor. Özellikle de Türkiye’nin bu projeden neden dışlandığı tartışılıyor. Bu çapta büyük projeler hem siyasi, hem ekonomik niteliklidir. Ama iş pamuk elleri cebe atmaya gelince ekonomik mülahazalar ağır basar. Yeni Delhi’de imzalanan mutabakat muhtırası projenin mutlaka gerçekleştirileceği anlamına gelmiyor. Bir türlü hayata geçirilemeyerek rafa kaldırılan Nabuco, Türkmen gazı, East Med projeleriyle ilgili olarak o kadar çok niyet beyanı, ön protokol, mutabakat muhtırası, anlaşma imzalandı ki sayılarını hatırlamaya imkan yok
8166 km olarak öngörülen İMEC ile taşınacak mallar önce trenle Mumbai’ye getirilecek, buradan gemilerle Birleşik Arap Emirlikleri’ne, oradan trene bindirilerek İsrail’in Hayfa limanına taşınacak. Hayfa’dan tekrar gemilere yüklenerek Güney Kıbrıs üzerinden Yunanistan’ın Pire Limanına, oradan da TIR’larla Almanya’nın Hamburg limanına ulaştırılacak. Diplomatlar sık sık yer değiştirdikleri için eşya nakillerinde en büyük riskin bindirme ve boşaltma aşamalarında yaşandığını iyi bilirler. Bu güzergahta kaç kez indir-bindir var ben sayamadım. Ama sigorta şirketlerinin talep edecekleri yüksek ücretleri tahmin edebiliyorum. Pire Limanını İMEC’in en büyük rakibi sayılan kuşak yol projesinin sahibi Çin’liler işletiyor. Çinlilerin ne ölçüde işbirliği yapacakları meçhul. Projenin toplam maliyeti için henüz bir meblağ telaffuz edilmiyor. Bu şartlar altında İMEC’in de kağıt üzerinde kalması büyük bir olasılık.
Türkiye neden dışarda?
Hindistan-Orta doğu-Avrupa koridorundan Türkiye’nin dışlanması hiç şaşırtıcı olmadı. Projenin arkasındaki iki itici güç Amerika ve Hindistan. Her iki ülkeyle de Türkiye’nin ilişkileri limoni. Amerika ile ilişkilerde son yıllarda yaşanan sorunlar herkesin malumu. Burada ayrıntıya girmeye gerek yok. Türkiye-Hindistan ilişkileri ise öteden beri hep Pakistan’ın gölgesinde kalmıştır. Ama son 5-10 senedir bu ilişkiler iyice dibe vurmuş durumda. Başlıca nedeni de nispeten bir denge içerisinde yürütülmeye çalışılan Türkiye-Pakistan ve Türkiye-Hindistan ilişkilerinde ibrenin iyice Pakistan’dan yana kaymış olması. AK Parti hükümetlerinin yıldızı Hindu milliyetçisi Bharatya Janata Partisi ile bir türlü barışmadı. 2020 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Pakistan ziyareti sırasında Parlamentodaki konuşmasında ,”Dün Çanakkale neyse, bugün Keşmir bizim için odur” sözleri ve soykırım suçlamaları iki ülke arasındaki iplerin iyice kopmasına yol açtı. O Hindistan ki Çanakkale hahramanı Mustafa Kemal'in önderliğindeki Kurtuluş Savaşı'nı desteklemek için çuvallarla altın göndermiş, bugün Yeni Delhi’de başbakanlık konutunun önünden geçen en önemli caddelerinden birine Mustafa Kemal Atatürk adını vermiş.
Başbakan Modi, İMEC projesine dahil edilen Birleşik Arap Emirliklerini son üç yılda beş kez ziyaret ederken, sekiz yıllık iktidarı boyunca Türkiye’ye hiç uğramadı. Erdoğan-Modi görüşmeleri, tıpkı Erdoğan-Biden görüşmeleri gibi son yıllarda üçüncü ülkelerde uluslararası toplantılar vesilesiyle gerçekleşti. Dünyanın en ücra köşelerindeki ülkelerle ikili ticaret hacmimiz artarken herkesin gözünü çevirdiği Hindistan ile düşme eğiliminde.
Galiba hindiyi biraz fazla kızdırmış olmalıyız ki, şimdi gabara gabara öcünü alıyor.
|
Hasan Göğüş kimdir? Hasan Göğüş'ün ayrıca 42 yıllık meslek anılarını derlediği, Doğan Kitap'tan yayımlanmış "Zor Başkentlerde Diplomasi" ve köşe yazılarını topladığı İdeal Kitap'tan yayımlanmış "Diplomasi Yazıları" isimli iki kitabı bulunmaktadır. |


