İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair Samuel Beckett ‘Godot’u Beklerken’ adlı eserinde şöyle der; “Hepimiz deli doğarız, bazılarımız öyle kalır” (We are all born mad. Some remain so.)
Değerli Türk yazar ve psikolog Gündüz Vassaf karşılaştığım bir videosunda, Beckett’ın insan gelişiminin gerçeğine dair bu çarpıcı tespitini şu sözlerle açıklıyor;
“Hepimiz deli doğarız fakat deli kalabilmek sonuna kadar çok zor bir şey. Onu başarabilen çok azdır. Çünkü düzen bizi, bütün o deliliğimizi yani kendiliğindenliğimizi, yaratıcılığımızı, soru sormamızı, farklı olmamızı, rahat davranmamızı, o çocukluğun rahatlığında davranmamızı, hepsini teker teker büyüdükçe elimizden alıyor. Sonunda uyumlu oluyoruz”
Evet; hepimiz dünyaya tertemiz, şeffaf, kuralsız, kendine özgü ve özgür ruhlar olarak geliyoruz. Ve büyüme yolculuğumuz boyunca, düzenin rahat işlemesi için birtakım sistemlerle standardize edilmeye çalışılıyoruz.
Doğduktan okul öncesi çağa kadar çocukları getirelim gözümüzün önüne. Hayatın bu dönemi insan canlısının yaşamı boyunca olabileceği en saf, oyuncu, meraklı, yaratıcı, kural tanımaz, uyumsuz aynı zamanda da bütün bu özelliklerin sonucu olarak en özgür hali. Yani bir nevi dahi bir delilik dönemi.
Bu “dahi delilik” hâli, aslında gelişimsel nörobilim ve psikoloji tarafından da desteklenen bir dönem. Erken çocuklukta beynin prefrontal korteksi —yani dürtü kontrolü, planlama ve sosyal normlara uyumdan sorumlu bölge— henüz tam gelişmemiştir; buna karşın hayal gücü, duyusal algı ve keşif dürtüsüyle ilişkili beyin ağları son derece aktiftir. Bu nedenle çocuk, henüz “doğru–yanlış”, “olur–olmaz” filtresini içselleştirmeden dünyayla temas eder.
Araştırmalar, bu dönemde sinaptik bağlantıların olağanüstü bir hızla kurulduğunu, beynin esnekliğinin (nöroplastisitenin) yaşam boyu en yüksek seviyede olduğunu gösterir. Kuralsızlık gibi görünen davranışlar, aslında deneme-yanılma yoluyla öğrenmenin; uyumsuzluk ise henüz kalıplara girmemiş özgün düşünmenin bir yansımasıdır.
Bu yüzden erken çocukluk, hem yaratıcı düşüncenin hem de ileriki yaşlarda “dâhilik” olarak tanımlanan zihinsel sıçramaların ham maddesini barındıran, kontrollü aklın henüz dizginlemediği verimli bir kaos alanıdır.
Zamanla bu verimli kaos törpülenir. Büyümek, çoğu zaman öğrenmekten çok ayıklanmak demektir; neyin yapılmaması gerektiği, neyin ayıp, neyin “fazla” olduğu öğretilir. Okullar, kurallar, beklentiler ve onay ihtiyacı, zihnin vahşi dallarını usul usul budar.
Soru sormak yerini doğru cevabı bulmaya, hayal kurmak yerini makul olmaya bırakır. İnsan, kabul görmek uğruna köşelerini yumuşatır; benzersiz olanı riskli, farklı olanı yorucu bulmayı öğrenir. Ve böylece bir zamanlar dünyayla oyun oynayan o çocuk, düzenli, ölçülü ama biraz da eksik bir yetişkine dönüşür.
Aslında içimizdeki o çocuk bütünüyle kaybolmaz; sadece zamanla sessizleşir. Pek çoğumuz için bazen bir merak anında, bazen bir cümlede, bazen de bir hayalde kendini hatırlatır. Yaratıcılık, bastırılmış olsa da yok olmaz; yalnızca davet edilmediği için geri çekilir.
Fakat dünya üzerinde bazı insanlar vardır ki onlar içlerindeki o deli, filtresiz, oyuncu, meraklı ve bir o kadar da kural tanımaz, uyumsuz, isyankar, vahşi çocuğa sıkı sıkıya sarılır.
Bu hal; onların yaratıcılığını, özgün üretimini, yaşama heyecanını ve mesleklerine olan tutkularını canlı kılar. Biz bu insanları bambaşka bir ışık yayan ve etki gücü yüksek olan, ilham dolu insanlar olarak algılarız.
Hepimiz ülkemizde ve dünyada ‘deli doğan ve öyle kalabilen’ özel isimler sayabiliriz.
Ben bu hafta, bana bu yazıyı yazmamda ilham olan iki özel isme yer vermek istiyorum; ülkemizin öncü ve duayen sanatçıları Semiha Berksoy ve bugün son yolculuğuna uğurluyor olduğumuz Haldun Dormen.
Semiha Berksoy ve Tüm Renklerin Aryası
2004 yılında 94 yaşındayken kaybettiğimiz Türkiye’nin öncü kadınlarından ve ülkemizin ilk kadın opera sanatçısı Semiha Berksoy’a ve çok yönlü sanat yaşamına dair geniş kapsamlı bir bakış sunan ‘Tüm Renklerin Aryası’ adlı sergi geçtğimiz günlerde İstanbul Modern’de sanat severlerle buluştu.
Semiha Berksoy
6 Eylül’e kadar sürecek olan sergi resim, müzik, drama alanlarında tüm sanatların birliği içinde, içindeki ‘deli’ye sıkı sıkıya bağlı kalarak çok sayıda eser üretmiş olan Semiha Berksoy’u daha yakından tanımamız için müthiş bir fırsat sunuyor.
Sergi; 1910 yılında Osmanlı İmparatorluğuna doğmuş, Birinci ve İkinci Dünya Şavaşını, Kurtuluş Savaşını görmüş, Cumhuriyetin kuruluşuna tanıklık etmiş ve yaşamının sonuna kadar üretmeye devam etmiş olan sanatçıya ait tablolardan fotoğraflara, opera ve sinema kayıtlarından yazdığı mektuplara, hikayelere uzanan yaklaşık 200 parça eserden oluşuyor.
Tüm Renklerin Aryası
Sergilenen eserler arasında; Berksoy’un babasıyla birbirlerine yazdıkları mektuplar, Nazım Hikmet’le olan bağını ortaya koyan eserler, otoportreleri kendini operada canlandırdığı karakterler olarak resmettiği eserler, içindeki yaratım gücünün yalnız tuval değil çarşaflara ve döşemelik kumaşlara taştığı eserler, sekiz yaşındayken kaybettiği annesini, kızını, eşini, torununu, entellektüel çevresini resmettiği tablolar, ilk dönem çizimleri ve kostümleri gibi pek çok eser bulunuyor.
Bu sergi vesilesiyle eserlerinde tanık olduğum karakter geçişleri, hikayelerinde tanıştığım edebi üslubu, sinema ve opera kayıtları, kendine has tavrı, duruşu, makyajı, kaosu ile Semiha Berksoy’un sanatla yaşayan ve nefes alan, ‘deli kalabilen’ ilham dolu bir ruh olduğunu bir kez daha idrak ettim.
Sanat hayatına opera sanatçısı olarak başlayan Türkiye’nin en önemli kadın sanatçılarından olan Berksoy’un resim yapmaya elli yaşına doğru başladığını öğrenmek de yaratıcılığın ve yeni yolculuklara çıkmanın yaşının olmadığının ilham dolu bir kanıtı oldu benim için.
Hoşça kal şekerim
Bugün sonsuz enerjisi, çocuksu ruhu, tükenmeyen üretme gücü, hayata ve mesleğine olan tutkusu ile hepimize ilham olan hocaların hocası, duayen sanatçı Haldun Dormen’i sonsuzluğa uğurluyoruz.
Haldun Dormen
Haldun Bey, üreterek, öğrenciler yetiştirerek, sanat ışığını yayarak ve yaşama hevesle, merakla, oyunla, espriyle, umutla, tutkuyla sarılarak hepimize dolu dolu yaşanmış bir hayatın çok güzel bir örneğini sundu.
Sonsuz varlığı, temsil ettiği değerler ve bu dünyaya emanet ettikleri; eserleri, ailesi ve ışığıyla rehberlik ettiği tüm öğrencileri ile birlikte bizimle yaşamaya devam edecek.
Hoşça kalın şekerim.
Sonsuz varlığınız ve ışığınız hep üzerimizde olsun dilerim.


