Okçu diye biri…
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Okçu diye biri…

Dünyanın önde gelen markaları ile iş ortaklığı yürüterek, 40’a yakın ülkeye ihracat yapan, başta otomotiv sektöründe olmak üzere, tekne ve uçak içi lüks tasarımda da dünyanın sayılı markalarından olan Okçu, 1951 yılından bugüne araç içi lüks tasarımlarıyla Türkiye’nin alanında lider markası olarak faaliyetlerine devam ediyor

1969 yılının bahar ayları... Otosan için dünyanın yarısını dolaştığım “ANADOL TEST DRİVE” dan döneli aylar olmuş…

Anadol’u olabilecek her türlü yol (Alman AutoBahn’larından, Jungle patikaları’na kadar) ve iklim (Nubi Çölünde -Sudan- 54 derece den Yugoslavya da -30 dereceye kadar) şartında test etmiş ve etraflı bir rapor hazırlamıştım..

Bu seyahatte, Koç Grubu adına benimle iletişim kuran, bir nevi proje yöneticisi olan kadim dostum rahmetli Kayahan Kantarcı ile Ege Rallisi’ne girmeye karar verdik.

Kayahan, Koç gurubundan ayrılmış, Erdoğan Demirören ile PARDA diye bir parça dağıtım şirketi kurmuştu. PARDA olarak, üretimine yeni başlanmış olan bir “MURAT 124“ aldık ve ben otomobili Ralli’ye hazırlamaya başladım. Yeni Sanayi’de Mudo denilen bir Tarabyalı Rum egzoz ustası arabanın takla borusunu (Roll-Cage) ve ekstra lamba barlarını hazırlarken bende motor modifikasyonu, süspansiyon sertleştirme gibi işlerini yapıyordum.

Kaba işler bitmeye yakın İstanbul’da elektrikçi aramaya başladık; sanayidekilerin tamamı ralli otomobili elektriği yapmak söyle dursun, ralli sözünü duymamıştı.

Araya araya, Şişli’de Turing Otomobil kurumu karşısındaki bir sokak arasında küçük bir dükkânda tek başına çalışan Şükrü Okçu diye elektrik ustası tavsiye ettiler. 

Şükrü usta enteresan bir adamdı; aile geleneği oto elektrik işini devam ettirirken bir yandan da okuyordu. Bir ralli otomobilinin Elektrik tesisatının ne olması gerektiğinin (ben mühendistim güya!!) bende iyi biliyordu. Popular Mechanics okuyor, yanında kalfa ya da çırak çalıştırmıyordu. Kendisi de süratli bir ralli pilotu idi.

“Benim yaptığım işin en önemli bölümü uygulama; yani sanayide bir elektrikçi çırağının yaptığı iş; ancak en ufak bir hatada tüm işi çöpe gider; yani benim yaptığım iş aslında “detay” dan ibaret. Onun için kabloyu da ben sararım, vidayı da ben sıkarım.” diyordu.

Şükrü Usta’ya gelmeden önceki elektrikçiler, bu iş için 400 TL istemişler, 2 gün sürer demişlerdi..

O, bin TL istedi ve “arabayı bırak 10 gün sonra gel!..” dedi.

Biz o yarışta birinci giderken Assos etabında takla atıp yarışı terk ettik; ancak elektrik ile ilgili hiçbir problemimiz olmadı.

Aradan yarım asırdan çok zaman geçti; Şükrü Okçu bütün bu süre zarfında dostluğu ile iftihar ettiğim yakın bir dostum olarak kaldı. Hâlâ sık sık görüşürüz; (artık otomobil dışında, prostat filan gibi konular da konuşuyoruz ama ne yapalım; kader usansın!!).

Şişli Kocamansur Sokak, no 11’deki 15 M2 dükkân şimdilerde dünyanın en önemli “otomobil içi tasarım atölyelerinden” birine döndü…

Tanıştığımız yıllarda Şükrü'nün oğlu Savni 1 yaşında idi. Bugün artık şirketin ve fabrikanın başında o var. 

Elektrikçi dükkânının adı “OKÇU INDIVIDUAL” oldu.

Mercedes, VW gibi üreticilerden otomobili (genellikle minibüs, midibüs tipi araçlar) aldıktan sonra tamamen soyuyorlar ve günlerce izolasyon ile uğraştıktan sonra müşterinin istediği “bireysellikte” işini bitiriyor. Bu dev markaların anlaşmalı olduğu bir şirket OKÇU INDIVIDUAL

Babasının kafasında; “biz butik’iz”, işimiz detayda başarılı olmak. Tüm parça üretimini kendimiz yapıyoruz. Bizde 43 yıllık deri koltuk ustası çalışıyor diyor…

 

Otomobil tasarımı iki temel uygulama ister. Birincisi otomobili tasarlamak, ikincisi “iç tasarım.” Ergonometri, estetik, güvenlik hepsi “iç tasarıma girer.

Ben 1980’li yıllarda İtalyan tasarımcıları ile “yerli otomobil” diye uğraşırken, neredeyse hepsi kendilerinin dışında bir “oto iç tasarımcısı” şirket ile çalışıyordu.   

Bu iki fenomen; farklı insanlar, ustalıklar, alet edevat ve en temel olarak ta farklı bir “anlayış” ister. Bu anlayış OKÇU şirketinin “INDIVIDUAL/BİREYSEL/ÖZGÜN/TEK ” sözcüğünde gizli. Koltuk ayni ama onu öyle renkler ile ve farklı yerleşim ile koyar ki; iki otomobil içinde tamamen değişik iki “iç mekan” olarak görürsün… 

Bunun başarılmasında Şükrü’nün “bizim işimizde detay önemli” mottosu var.

Bu güne kadar, Mercedes-Benz V-Class  için hazırladığı Archer özel tasarım serisi ile 2022 yılında Tasarım dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olarak gösterilen Alman Tasarım Ödülleri’nde (German Design Award) kazanmış.

Özel tasarımlara verilen ‘2022 Special Mention’ büyük ödülüne de layık görülmüş.

Yine Alman Tasarım Konseyi (German Design Council) tarafından mobilite dünyasına yönelik olarak verilen ABC Tasarım Ödülü’nde (ABC Award) ‘Ulaşım’ dalında özel ödülün sahibi olmuş.

New York merkezli ABD’li Muse Ödülleri’nde de (Muse Awards) ‘Ulaşım Tasarımı – Otomotiv Aksesuarları ve İç Mekan Tasarımı’ kategorisinde de Altın Ödülün sahibi olmuş.

Ayrıca İtalya’da düzenlenen A’Design Award’da da ‘Araç, Mobilite ve Ulaşım Tasarımı’ kategorisinde yine birincilik ödülünü almayı başarmış.

En son, Katar Devleti’nden gelen talep doğrultusunda 40 adet Volkswagen Caravelle, 5 adet Crafter ve 10 adet MAN TGE’yi Katar’da yapılan Futbol World Cup için hazırladı.

Devlet ve hükümet başkanları başta olmak üzere, organizasyondaki en önemli misafirlerin ulaşımını sağlamak üzere 55 araçlık ihracat gerçekleştirdi. 

Savni anlatıyor: “Katar yetkilileri, önceki tasarımlarımızı  gördükten sonra Dünya Kupası’nda Okçu tarafından hazırlanmış araçları kullanmaya karar verdiler. Büyük bir gizlilik içerisinde bu araçları hazırladık. Dünya çapında bu kadar büyük bir organizasyonda ürünlerimiz ile yer alıp, en önemli konuklarının ulaşımını sağlayan bir Türk markası olmak bizim için büyük bir gurur vesilesi oldu”.

Dünyanın önde gelen markaları ile iş ortaklığı yürüterek, 40’a yakın ülkeye ihracat yapan, başta otomotiv sektöründe olmak üzere, tekne ve uçak içi lüks tasarımda da dünyanın sayılı markalarından olan Okçu, 1951 yılından bugüne araç içi lüks tasarımlarıyla Türkiye’nin alanında lider markası olarak faaliyetlerine devam ediyor.

Ben de gerek Şükrü gerekse Savni ile sadece bir dostları olarak değil, bir Türk vatandaşı olarak iftihar ediyorum.

Kim bilir belki önümüzdeki yıllarda, o günkü TOGG CEO’su bizim Savni’yi bir çay içmeye davet eder…

İlgili İçerikler