Şu kısacık hayatımda erkeklerin ve kadınların birbirlerini yeterince tanımadıklarının, benzerliklerinin yanı sıra çok sayıda farklarının da olduğunun bilincine vardım ve bu aydınlatıcı yazıyı yazmaya karar verdim. Kadın-erkek eşitlik söyleminin zirve yaptığı 1990'larda "Erkekler Mars'lıdır, kadınlar Venüs'lü" adlı erkeklerle kadınların önceliklerinin ne kadar değişik olduğunu anlatan bir kitap çıkmıştı.
"Erkek kullanım kılavuzu" derken doğaldır ki zaten genelde saf ve hormon zehirlenmesine uğramış olan biz savunmasız erkekleri kullanıp avantaj sağlamanızdan bahsetmiyorum. Amacım erkekleri kadınlara bir el kitabı gibi tanıtmak. Tabii ki genelleme yapıyorum ve çok sayıdaki istisnaların ve değişik kültürlerin farkındayım.
Erkekler kadınlardan ne ister?
Yıllar önce çok komik şişman siyahi bir kadın komedyeni izlemiştim. Kadın önce seyircilere "Erkekler kadınlardan ne ister?" diye sordu. Genellikle kadınlar hep bir ağızdan "Seks!" diye bağırdı. Komedyen, "Tamam, doğru, ama bence seks erkeklerin önem verdiği şeylerin arasında üçüncü sırada gelir" dedi.
Sonra devam etti. "Erkekleri tanımanız gerek. En rafine ve eğitimli erkekler bile aslında birer etobur hayvandır ve onları her zaman iyi bir biftek cezbeder. Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer sözü gerçekten doğrudur. Onun için iyi bir yemek ve bol bira erkekleri tavlamanın birinci yoludur".
"Erkekleri tavlamanın ikinci yolu fazla konuşmamaktır. Biliyorum çok konuşmamak çoğumuz için zordur. Ama bu geçicidir. Başlangıçta birer melek görüntüsü vermemiz gereklidir. Erkekler zaten fazla konuşmazlar. Anlatacak fazla şeyleri de yoktur. Erkekler çok bilmiş kadınlardan da fazla hoşlanmazlar. Özellikle ilgilendiğiniz erkek biraz kıro ise başlangıçta cahili oynayın. Evlendikten sonra istediğiniz kadar konuşabilirsiniz".
Erkek olmak kolay sanılır. Oysa erkeklik görünmeyen full-time bir iştir. Maaşı yoktur, mesaisi ve masrafı çoktur, ağlamak yasaktır.
Cinsellik: Ana bir, bacı iki, gerisine ...
Heteroseksüel erkekler iki gruba ayrılır. Kadınlar daha medeni olan birincisi ile arkadaş olabilir. Ancak bu tip erkeklere bile tam güvenmek doğru değildir, çünkü onların beyinleri de binlerce yıldır kadın avına şartlanmıştır ve testosteronun etkisi altındadır. Armut pişip ağızlarına düşerse o fırsatı değerlendirirler.
İkinci tip erkekler ise maalesef çoğunluktadır. Özellikle bazı kültürlerde kendi anaları ve bacıları dışında tüm kadınları yalnızca "cinsel objeler" olarak görürler ve bazı kırolar bunu "ellerinin kiri" olarak ifadelendirirler. Onlarla arkadaş olmak risk barındırır.

Erkek için konuşmak bir risk unsurudur
Araştırmalara göre kadınlar günde ortalama 20 bin, erkekler 7 bin kelime konuşur. Üstelik bu 7 bin kelimenin 6 bini hı hı, olur, tamam ve bana uyar gibi çok kısa cevaplardır. Üç cümleyle günü kurtaran erkekler vardır.
Peki bunun sebebi nedir? Neden erkekler suskun birer mağara filozofu gibi dolaşırken kadınlar her sabah yeni bir podcast başlatıyor gibi konuşur?
Erkek konuşursa ya yanlış bir şey söyler, ya doğru bir şeyi yanlış yerde söyler, ya da doğru şeyi söyler ama yine de suçlu çıkar. O yüzden çoğu erkek önlem amaçlı susar. Buna "Önleyici sessizlik" denir.
Örneğin "Sence ben bu elbiseyle kilolu mu gözüküyorum?” sorusu üzerine dürüst bir erkeğin sistemi bir bilgisayar gibi donar ve ses çıkaramaz.
Çoğu kadın konuşurken düşünür, erkekler düşünmeden susar.
Akıllı erkekler kadınlarla iddialaşmazlar
Çoğu erkek içinden "Ne olacaksa olsun" der ve konu biter. Akıllı erkekler için her şey iki kelimeyle özetlenebilir: "Boş ver" ve "Neyse". 'Takıntılı' erkekler tuzağa düşerler ve kadınlarla iddialaşarak kendi hayatlarını zehrederler.
Erkek beyni sorun çözme modunda çalışır. Sorun yoksa konuşmaya gerek yoktur. Kadın beyni ise duygu paylaşım modunda çalışır. "Sorun yok mu? Hadi konuşalım da neden yok anlayalım!"
Kadınlar detaycıdır. Tam cümle kurarlar ama konu dağılabilir. “Sabah kalktım, kahvemi yaparken kapıyı bir kedi tırmaladı, geçen günkü tombul siyah olan değil, bu daha sıska. Sonra markete giderken Serap’la karşılaştım, o da yeni çanta almış…”
Bu 30 saniyelik bilgi, erkek beynine şöyle yansır: “Kahve. Kedi. Market. Serap. Çanta.” Hafıza dolar ve sistemin yeniden başlatılması gerekir.
Erkekler dinleme konusunda evliya, konuşma konusunda ergendir. Bazen kadın uzun süre anlatır, erkek dinler. Göz teması kaybolur, vücut hafif yan döner ama kulak görev başında kalmalıdır. Arada bir "Cık cık, vay be" gibi sesler çıkarılarak aktif dinliyormuş izlenimi verilir.
Bu yöntem literatürde “Aktif pasiflik” olarak geçer.
Çoğu erkek söz yerine sesle iletişim kurar. Kadınlar erkeklerin çıkardığı seslerin ton farkından anlamlar çıkarırlar. "Ha dedin ama o ha değildi". "Hmm dedin ama içindekini söylemedin".
İçinde yok ki garibimin, neyi söylesin?

Elektronik eşyalarla kurulan duygusal bağ: Aşkın dijital hali
Bir erkek için 30 yıllık bir televizyon ya da 20 yıllık bir bilgisayar aile yadigârıdır. Tuşları düşmüş, ekranı kararmıştır ama “O kadar anımız var ki” diye tamirciye götürmez. Çünkü tamirci “Bunu artık at” diyecek diye korkar.
Kadınlar “Onun telefonunu kıskanıyorum, ekrana bakışı bana bakışından daha romantik” derler. Genellikle haklıdırlar. Çünkü bir erkeğin elektronik eşyalarla kurduğu bağ bazen aşk ilişkilerinden daha uzun ömürlüdür.
Adamın ilk aşkı belki sınıf arkadaşı Ayşe’dir, ama ilk gerçek sevgilisi Play Station 2’sidir. O konsolun düğmesine basarken hissettiği heyecan düğün gününde hissettiği heyecanla yarışır.
Erkeklerin elektronik eşyalarla kurduğu ilişki Romeo ile Juliet’in hikâyesinden bile daha tutkulu olabilir. Bir erkeğin yeni bir telefon, kulaklık ya da oyun konsoluna bakışındaki o göz parıltısını görenler "Aşk bu olsa gerek!" derler.
Bir erkek daha dün aldığı telefonu "Eski model artık" diye niteleyebilir. Aslında teknik özellikler değil, içindeki yeni alma heyecanı tükenmiştir. Yeni bir şeyler almak için bahane arayan bu ruh hali tıpkı çikolata yedikten sonra "Bir tane daha yesem ne olur ki?" demeye benzer.
Erkeklerin çekmecesinde 20 yıllık kablolar, eski kulaklık adaptörleri ve ne işe yaradıkları belli olmayan bir sürü modası geçmiş elektronik cihaz ve aksesuar saklıdır. Eşi "Bunları atalım" dediğinde yüzündeki ifade sanki en yakın arkadaşını kaybetmekle eşdeğerdedir.
Bir PS5 veya Xbox’ın bir erkek için anlamı oyun aletinden çok daha ötededir. O konsol stres atma terapisidir, çocukluk hayalidir, belki de hayatındaki en istikrarlı ilişkidir.
Çoğu erkek çamaşır makinesi bozulduğunda servis çağırmak yerine kapağını açıp içine “Bir bakayım” diye dalar. Kadınlar “Bırak ustası gelsin” der. Erkek ise “Bu makineyle aramızda özel bir bağ var, kimse aramıza giremez” modundadır.
TV kumandası kutsal emanettir
Televizyon kumandası kutsal bir emanettir. Kaybolduğunda erkek bir Sherlock Holmes gibi tüm evi didik didik arar. Dramatik açıdan bir kadının alyansını kaybetmesiyle bir erkeğin TV kumandasını kaybetmesi arasında hiçbir fark yoktur.
Bilgisayar ise bambaşka bir hikâyedir. Erkek bilgisayarına sadece bakmaz, onunla konuşur, dertleşir, zaman zaman kavga eder. “Donma artık!” diye bağırır. Bilgisayarıyla evlenen bir adam duyduğumu hatırlıyorum.
Sonuçta bir erkek için elektronik eşya sadece eşya değildir. Bir yol arkadaşı, sırdaş, hatta bazen hayatının anlamıdır.
Bir erkek İHA'sını ilk uçurduğu günü oğlunun doğduğu gün kadar önemli görür. Yere çakıldığında ise yüzündeki acı ifadesi tıpkı bir aile ferdini kaybetmiş gibidir.
Bir erkeğin kulağında kulaklık varsa ona seslenmek boşunadır. O anki odaklanma seviyesi bir Budist rahibin meditasyonuyla yarışır. Çünkü kulaklık onun için sadece bir müzik dinleme aleti değil "Beni on dakika yalnız bırakın!" çığlığıdır.
Kadınlar çantalara ve ayakkabılara duydukları sevgiyi nasıl anlatamazlarsa erkekler de teknolojiye olan bağlılıklarını sözlere dökemez. Belki de gerçek aşk bir erkeğin şifresini paylaşmasıdır.
Giyim derdi: Erkeğin moda anlayışı temiz ile kirli arasındadır
Kadınların gardırobunda “Gündüz, akşam, spor, vintage” stilleri vardır. Erkeklerin ise kafasında tek bir soru vardır: "Bu giysi kokusundan anlaşılmayacak kadar temiz mi?"
Erkekler için giysi üzerinde ütü izi varsa resmidir. Yoksa aynı gömleği üç gün giymek sorun değildir. Çünkü çoğu erkek "Kolları sıvadım zaten, kimse anlamaz", "Ceket giyersem içi görünmez", ya da "Üzerine kolonya sıktım" diye düşünür.
Erkekler renk uyumundan fazla anlamazlar. Çoraplar aynı gün giyilmişse uyumlu kabul edilir. Biri siyah, biri griyse ikisi de koyu tondur, sorun yoktur. Çoraplardan birinin spor, diğerinin dizüstü olması ortalama erkeği fazla rahatsız etmez.
Pantolon olarak kesin iki kot vardır. Biri dışarı çıkarken, biri biraz daha dışarı çıkarken giyilir. Bir de ütüsüz kumaş pantolon bulunur. Adı bayram pantolonudur ama o pantolonla en son cenazeye gidilmiştir.
Erkek pantolonları genelde dayanıklılık testine tabidir. Birinci gün ofis, ikinci gün kahve molası ve arkadaşlarla maç, üçüncü gün "acaba yıkamalı mıyım?" sürecinin başlaması, dördüncü gün "Hâlâ kötü kokmuyor, bir gün daha giyerim" aşamaları vardır.

Erkekler için 2025 yaz trendi oduncu gömleğidir
Tipik bir erkek "Üşümüyorsam moda önemli değildir", "Kazak içinde kaybolmuş gömlek yakası bir detaydır" ya da "Şapka taktım, saçımı taramama gerek kalmadı" diye düşünür.
Tipik bir erkeğin üç çift ayakkabısı vardır. Birinci çift siyahtır, her yere gider. Bunların arasında düğün de vardır, iş görüşmesi de. İkinci çift genellikle beş yıldır giyilmeyen ama bir gün lazım olur diye saklanan yedek kahverengi ayakkabılardır. Üçüncü çift ise “Ben hâlâ liseliyim” diyen spor ayakkabıdır. Ayağına oluyorsa renk kombinasyonu da uyar.
Moda dergilerinde “Erkekler için 2025 yaz trendi” diye yazan şeyler ya oduncu gömleği ya da terlik-çorap kombinasyonudur. Erkek şıklığı ütü görmüş olmak ile kol düğmesi takmış olmak arasında gidip gelir.
Erkek modası aslında sessiz bir başkaldırıdır. Düğmeler kapanmıyorsa moda suçludur, erkek değil. Pantolon dar geldiyse pantolon küçülmüştür, adam değil.
"O ceket geçen düğünde de üstündeydi” azarını yemek erkek olmanın tuzu biberidir.
Alışveriş
Yıllar önce uçakta yanıma bir reklamcılık uzmanı düşmüştü. Adama "TV reklamlarında niçin erkekler geri zekalı ve sakar, kadınlar ise zeki ve yetenekli olarak gösterilir?" diye sordum. Uzman bana "Çünkü evde neyin satın alınacağına genellikle kadınlar karar verir, buna erkeklerin giysileri de dahildir" dedi. "Öte yandan çoğu kadın erkeklerin aptalca davranışlarından zevk alırlar" diye ekledi.
Kadınlar alışverişe göz zevki için çıkar, bir elbiseye dört saat bakıp sonra “Hiç gerek yok aslında” deyip almadan döner.
Kendi giysi alışverişini yapabilen şanslı erkek bunu hayatta kalmak için yapar. “Abi lacivert tişört var mı?” “Yok ama lacivert-mor karışımı var” “Tamam o da olur”. Beş dakikada alışveriş biter. Eve dönerken tatlı bir huzur, sanki Everest’e tırmanılmış gibi bir başarı duygusu oluşur.
Hediye kâbusu
Anneler günü, sevgililer günü, yılbaşı ya da “İlişkimizin 4. ayının yıldönümü" kadına alınacak anlamlı bir hediye ister. Kadına alınacak pek çok hediye vardır. Çiçek, takı, parfüm, pelüş ayıcık, sürpriz tatil, romantik akşam yemeği gibi seçenek çoktur.
Oysa garibim erkekler hediye olarak genellikle bir çift siyah çorap alırlar. Biraz daha şanslılarsa bir kravat ya da mavi gömlek. Mücevher karşılığı hediye mont almış olan bir erkeğin rivayeti dolaşır. “Senin için kendi ellerimle hiçbir şey yapmadım ama düşünmem yeter” kartı da sık sık gelir. Mutlu olmanız zorunludur.
Erkekliğin ilk şartı: Hesap her zaman sana gelir
Tüm dünyadaki kültürlerin ezici çoğunluğunda erkekler tüm masrafları karşılamak zorundadır. Bu evrenin adaletsiz bir yasasıdır.
Erkeklik cüzdanı açınca başlar. Erkek olmak otomatik bir vezne gibi yaşamaktır. Para kazananlar erkektir. Kazanan ama harcamayanlar cimridir. Parası yetmeyenler beceriksizdir.
Cüzdanın doluysa adamsındır. Boşsa adam gibi adam olman yeterli değildir.
İlk buluşmada kadın bazen çantasındaki cüzdanına uzanır ama bu Japon çay seremonisindeki gibi sadece bir nezaket ritüelidir. Gerçekten ödeme yaparsa erkekliği sorgulanır ve gelecekte havasını alır.
Erkek dediğin evin kirasını öder. Elektrik, su, internet, Netflix, Disney+, eşin ve çocukların meditasyon, zumba ve pilates aboneliklerinin hepsi erkek tarafından karşılanır.
Erkek adam ağlamaz, kredi çeker.
Her şeyi bilmek zorunda olmanın baskısı
Bence her şeyi bilmek zorunluluğu bir erkeğe uygulanan en birincil baskıdır. Hele benim gibi bir profesörseniz her şeyden anlamak zorundasınızdır ve bir bilgisayar muamelesi görürsünüz. Araba bozuldu mu? “Sen erkeksin, bak bakalım neyi var.” Elektrik mi gitti? “Sigortayı açsana, sen erkeksin!” Çocuk ödev yapamıyor? “Sen bir anlat, bilirsin", "Ay sen yoksa Prut meydan savaşının tarihini bilmiyor musun?"
Kısacası bir erkek hem mühendis hem tamirci hem tarih öğretmeni hem de bir Nasreddin Hoca olmak zorundadır.
Duygular yasak bölgemizdir
Kadın ağlayınca duygusal olur, erkek ağlayınca zayıf. Yani gözyaşı bezlerimiz doğuştan mevcuttur ama kullanımı kültürel olarak yasaklanmıştır.
Erkekler ağlamazmış. Peki tuttukları futbol takımı son dakikada gol yediğinde hıçkıra hıçkıra ağlayan stadyum dolusu kıllı herifler erkek sayılmıyor mu?
Erkekler ağlamaz, sadece gözlerine bir şey kaçar.
Erkekler tek başına birer koyun, diğer erkeklerle beraber bir kurt sürüsüdür
Erkekler grup halinde daha garipleşir. Testosteron sürü psikolojisiyle birleşince ortaya mantıklı karar verme şansı sıfır olan bir erkekler grubu çıkar. Buna karşın saçma cesaretleri on kez artar. "Oğlum yapamazsın ki!" tetikleyici cümledir.
Trafiğe çıkan erkekler kişilik değiştirirler. Korna çalınca içlerindeki gladyatör uyanır. Testosteron trafikte erkeği bir anda 300 Spartalı'dan biri yapar. Öndeki araç yarım saniye geç kalkınca bu saygısızlık karşılıksız bırakılmaz. Korna çalınır, cam açılır, motor sesiyle ego yarıştırılır.
Testosteron bir zamanlar erkekleri avcı yapardı. Modern dünyada ise sadece kanepeleri tek başına taşımaya çalışan gerzekler yapıyor. Çakma Darwin

Sevgili Mülkiyeli kardeşim Prof. Dr. Cüneyt Akalın'ı geçen hafta kaybettik. O sadece çok değerli, binlerce öğrenci yetiştirmiş ve düzinelerce eser vermiş bir akademisyen ve Cumhuriyet aydını değil, altın kalpli, yardımsever, güleç yüzlü ve mavra bir arkadaştı.
Akalın özellikle uluslararası ilişkiler, emperyalizm ve jeopolitik alanlarındaki çalışmalarıyla tanınır. Onu farklı kılan olayların ardındaki yapısal dinamikleri, tarihsel süreçleri ve ideolojik boyutları göz önüne almasıdır.
Çoğu akademisyenler bilgi yığar, ama Cüneyt Akalın bilgiyi işleyip özümseyecekleri biçimde öğrencilere sunardı. Dış politikayı harita okuyarak, ülkenin, tarihin ve gücün nasıl kesiştiğini göstererek anlatırdı. Özellikle Avrasya, NATO, ABD'nin hegemon politikaları, tam bağımsızlık, anti-emperyalizm ve Atatürkçülük hakkında yaptığı yorumlar dikkati çekerdi.
Mehmet Onaner, Binnaz Toprak, Zafer Toprak, Gülsen Gezer, Shelby Ergun, Cüneyt Akalın, Tülin Onaner, Bilge Cankorel, Uğur Ergun, Erkan Gezer, Emin Çeşmebaşı
Onun sayesinde pek çok genç dünyaya daha sorgulayıcı, daha analitik ve daha bağımsız bir gözle bakmayı öğrendi.
Bugün bilgi kirliliğinin, manipülasyonun ve ideolojik pusların yoğun olduğu bir çağda Akalın gibi berrak zihinlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.
Sevgili Cüneyt'imizi çok özleyeceğiz.
Ekşi Sözlük'ten:
Olağanüstü babacan, bir o kadar sevimli ve Amerika karşıtı öğretim görevlisi.
Marmara İletişim'de diğer birçok hoca gibi kapısını kapalı tutmayan, dinleyen, dinlettiren sevimli ve bilgili bir adam.
Sevimli ve beyefendi ve çok bilgili hocam. Yüksek ikna kabiliyeti de tam da bu sebeplerden ileri gelir.


