Jethro Tull
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Jethro Tull

Müziğin sınır tanımayan ozanları. Entelektüel devrimciler. Blues, akustik folk, hard rock, klasik müzik. Tek ayak üstünde flüt çalan, çılgın bakışlı, Orta Çağ'dan fırlamış efsanevi Ian Anderson. Hikâye anlatan, müzikal tiyatro oynayan sanat projesi. Kutsalın tekeline itiraz. Çağlar arasında yolculuk.  Pastoral İngiltere'nin dinginliği modern dünyada...

Jethro Tull

Sevgili kuzenim İzzet Öz anılarında 1970'lerin başlarında Van gölü kıyısında koyunlarını otlatan Çoban Ahmet'ten aldığı bir istek kartının müzik hayatına başlaması için motivasyon sağladığını söyler. Küçük bir radyosu olan ve gururla kaval da çaldığını paylaşan Ahmet çoban Jethro Tull'ın Bouree'sini dinlemek istediğini kendine özgün bir imlâ ile yazmış.

İzzet bana "Mademki bir İngiliz sanatçının Londra'da üflediği flüt Van'ın dağındaki bir çobanın gönül telini titretebiliyor, ben de bu evrensel müzik dünyasının bir parçası olmak isterim" diyerek Ankara radyosundaki kariyerine başladığını anlatmıştı.

Van'lı çobanın kalbini çalan Jethro Tull müzik tarihinde kalıpları yıkan, tarzlarını aşan ve dinleyicisini alışılmışın dışına taşıyan rock dünyasının en orijinal gruplarından biridir. Onlar yalnızca bir rock grubu değil, hikaye anlatan bir müzikal tiyatro ve sınırları zorlayan bir sanat projesidir.

Jethro Tull'ün kalbi ve ruhu nev-i şahsına münhasır frontman Ian Anderson'dur. Sahnede Orta Çağ'dan fırlamış bir halk ozanı izlenimi veren ve tek ayak üstünde flüt çalarken deli gibi bakan Anderson müzik dünyasının en ikonik figürlerinden biridir.

Ian Anderson aynı zamanda keskin zekalı, bazen esprili ve derin sözlerin şairidir. Dinde ikiyüzlülük, modern yabancılaşma, doğaya dönüş özlemi ve bireyin iç hesaplaşması gibi temaları işler. Aqualung'da evsiz bir adamın yalnızlığı ve Locomotive Breath'te tıkanmış modern hayat betimlenir.

Jethro Tull'ın müziğini tek bir janrla damgalamak imkansızdır. Grup tarzlar arasında çok rahat geçiş yapar. Müzikleri blues'un sert köklerinden akustik folk'un naif tınılarına, hard rock'tan klasik müziğin karmaşık düzenlemelerine kadar uzanır. İngiliz kırsalının dinginliğini rock'ın enerjisiyle birleştirir.

Jethro Tull doğayı ve insanı aynı potada eritir. Bazen İngiliz ormanlarının içinde, bazen de şehirde, köprü altlarında, modern hayatın en karanlık köşelerindedir. Anderson bir köylü bilgesi gibi doğadan ilham alırken bir kent filozofu gibi insanın yabancılaşmasına ayna tutar.

Grammy Ödülü aldığında metal kategorisinde yer alması ironiktir. Çünkü Jethro Tull bir metal grubu değildir ve hiçbir kategoriye sığmaz.

Jethro Tull: Bouree (2008)

Parçanın isminin de ilham kaynağı olan Bourée aslen Fransız kökenli canlı bir dans türüdür. Jethro Tull'un Bouree'si Rönesans ile rock 'n' roll'un sınırları aşan bir buluşmasıdır.

Jethro Tull’ın 1969 tarihli Stand Up albümünde yer alan Bourée'de rock müziğinin yaratıcılığı, klasik müziğin zarifliği, cazın kıvrak tınıları ve progresif rock’ın özgüveni bir araya gelir.

Melodi Johann Sebastian Bach'ın Lute Süitinin Bourrée bölümüdür. Sakin, akıcı ve derin melodi dinleyiciyi 18. yüzyılın dingin salonlarına götürür. Ancak Jethro Tull bu mücevheri alır, üzerine kendi imzasını kazır ve onu yepyeni bir ışıkla parlatır.

Bourée bir yorum değil, bir yeniden yaratımdır. Anderson Bach’ın melodik iskeletini alıp ona bambaşka bir hayat üfler, yepyeni bir ruh kazandırır. Flüt melodiyle oynar, yer yer alay eder, sonra birden ciddileşir ve barok bir zarafete bürünür.

Bu sentezin tartışmasız başkahramanı Ian Anderson'ın flütüdür. Rock müzikte nadir duyduğumuz flüt Anderson'la bir rock enstrümanına dönüşür ve klasik müzikle rock arasındaki görünmez duvarı yerle bir eder.

Güzel müzik, asla eskimez. Yalnızca yeni bir giysi giyer ve bir sonraki nesille dans etmeye devam eder.

İzzet'in Ian Anderson'a imzalattığı Thick as a Brick LP'si ile

Jethro Tull: Thick as a Brick / Tuğla Gibi Kalın (1976)

1972 tarihli Thick as a Brick rock tarihinin en zeki parodilerinden biridir. Hem progresif rock’ın aşırılıklarını tiye alır hem de onu kusursuz biçimde icra eder.

Ian Anderson’ın ironisi, müzikal zekâsı ve teatral çılgınlığıyla yoğrulmuş bu 44 dakikalık tek parçalık albüm aslında bir şaka olarak başlamış, fakat sonunda progressive rock’ın en cesur manifestolarından birine dönüşmüştür.

Jethro Tull’un konserleri müzik yanında bir tiyatrodur. Hiciv, bazen de edebî bir gösteri sunar. Thick as a Brick sahte bir gazete fikri üzerine inşa edilmiş, tek parçalık dev bir albümdür. Anderson rock’ı hem eleştirir hem yüceltir.

Thick as a Brick kurulu düzenin, eğitim sisteminin, burjuva değerlerinin ve kahraman yaratma arzumuzun zeki ve komik bir hicvidir. Parça hem bir şaka hem de ciddi bir sanat eseridir.

Ian Anderson'ın flütü parçanın omurgasıdır. Bazen neşeyle cıvıldar, bazen hüzünle inler. Martin Barre'ın gitarı sert, keskin riff'lerle duygusal iniş çıkışları yansıtır. Barok etkilerden folk motiflerine kadar geniş bir yelpazeyi dolaşır. Davulda Clive Bunker ve bas gitarda Jeffrey Hammond'un oluşturduğu ritim seksiyonu esere sarsılmaz bir temel sağlar.

Parça birbirine ustalıkla bağlanmış çok sayıda bölümlerden oluşur. Dinleyiciyi pastoral akustik gitar pasajlarından senfonik org ve klavye tınılarına, sert rock patlamalarından karmaşık ritimlere taşır.

Anderson'ın sözleri görünüşte küçük Gerald'ın epik şiiridir. Ancak satır aralarında İngiliz toplumunun katı yapısı, dinin ikiyüzlülüğü, savaş, büyüme sancıları ve sahte kahramanlık mitleri eleştirilir.

Şarkının sözleri ne tamamen anlaşılır ne de tamamen soyuttur. Dinleyiciye kendi yorumunu yapma özgürlüğü tanır.

Jethro Tull Thick as a Brick ile progressive rock’ın en büyüleyici labirentlerinden birini inşa etmiştir. O labirentin içinde kaybolmak büyük zevktir.

İzzet Öz erkek mağarasında

Jethro Tull: Locomotive Breath / Lokomotif Nefes (1971)

Jethro Tull’ın Locomotive Breath'i ilk notasından itibaren sizi sürükler, sanki yaklaşan bir trenin ışığı gözünüzü alır ve ritmi sizi içine çeker. Ian Anderson’ın özgün vizyonunun ve grubun enerjisinin birleştiği, rock’ın zekâsını blues’un ham gücüyle kaynaştırdığı bir başyapıttır.

Parça o unutulmaz piyano girişiyle başlar. John Evan’ın parmaklarından dökülen mekanik ve tıkırdayan motif adeta trenin uzaklardan yaklaşan sesi gibidir. Yavaş yavaş yükselir, tırmanır ve sonra Martin Barre’ın sert, keskin ve kararlı gitarı devreye girer.

Davulun ve basın oluşturduğu dalgalar, ataklar ve sürükleyici tempo sanki bir lokomotifin rayların üzerinde çıkardığı ritmik metal sesidir.

Jethro Tull’ın dünyasında flüt bir protesto aracına ve bir rock silahına dönüşür. Anderson’ın solosu bir tren düdüğü kadar keskindir ve coşkulu bir isyan iletir. Performans öfkeli, dramatik ve şiirseldir. Flüt ezber bozan bir şekilde parçanın omurgasına dönüşür.

Şarkının sözleri de en az melodisi kadar serttir. Kontrolden çıkmış bir tren kontrolünü yitirmiş bir insanın ve toplumun simgesidir. “Tren durmadan gidiyor / Yavaşlamak imkansız"” dizeleri modern hayatın, bireyin çaresizce ayak uydurmaya çalıştığı dev bir hızın betimlemesidir.

Locomotive Breath bir deneyimdir. Progressive rock'ın sınırlarını zorlayan yapısı blues'un ruhu ve hard rock'ın gücüyle birleşerek zamansız bir başyapıt ortaya çıkarır. Her dinleyişte bir buharlı lokomotif gibi sizi alıp götüren süper bir müzikal yolculuktur.

Jethro Tull: Aqualung (1971)

Jethro Tull 1970'lerin progresif rock altın çağında çıkardığı Aqualung toplumun kenarına itilmiş bir karakteri merkeze alan, sosyal eleştiriler getiren bir başyapıttır.

Aqualung bir romanın ilk sayfası ya da bir filmin açılış sahnesi gibi başlar. Ian Anderson'ın keskin, betimleyici ve acımasızca gerçekçi lirikleri bizi Londra'nın soğuk ve nemli sokaklarına götürür. Karşımızda nefes darlığı çeken, pis kokan paçavralar içinde Aqualung adlı bir adam vardır. Burnundan sümükler akar, yağlı parmaklarıyla eski püskü kıyafetlerini lekeler. Şarkı toplumun görmezden geldiği, ürktüğü evsiz bir adama tüm çıplaklığıyla odaklanır. Bu sosyal realizmin rock müziğine yansımasıdır.

Martin Barre'ın ağır ve karmaşık gitar riffi karakterin iç dünyasındaki huzursuzluğu ve toplumun ona dayattığı ağırlığı temsil eder. Anderson'ın akustik gitarı ve düşünceli vokaliyle başlayan orta bölüm Aqualung'un iç dünyasına, yalnızlığına ve belki de bir zamanlar sahip olduğu insanlığına bir pencere açar. Akustikten elektriğe, sakinlikten kaosa geçişler şarkıya dramatik bir derinlik katar.

Parçada folk dokunuşlarından progresif arayışlara, blues omurgasından heavy rock’a kadar geniş bir yelpaze duyulur. Bu eklektik yaklaşım Jethro Tull’ı diğer sanatçılardan ayıran önemli özelliklerden biridir.

Aqualung aynı zamanda teolojik ve felsefi bir sorgulamadır. Aqualung gibi bir varlığın olduğu bir dünyada Tanrı inancı nereye kadardır? Bir yanda sokakta unutulmuş bir insan, diğer yanda kendini erdemli sayan bir toplum vardır. Bu din, merhamet, toplumsal sorumluluk ve inanç üzerine çok katmanlı, cevabı olmayan bir sorudur.

Jethro Tull: Wond'ring Aloud / Sesli Merak (1985)

Bu şarkı Aqualung gibi bir rock operası albümünün ortasında açılan kişisel ve samimi bir penceredir. Ian Anderson'ın gitarının çelik telli akustik tınısı ve hemen tanınan vokaliyle başlar. Ancak bu sefer sözlerinde alaycılık ya da öfke yoktur. Yerine olgun, dingin ve derin bir sevginin sıcaklığı vardır.

Sözler bir sabah uyanıp yanındaki sevgiliyi izlemenin, o küçük ve sıradan mucizeye hayran olmanın şairane bir dökümüdür. "Merak ediyorum / Nasıl oldu da buraya kadar geldik" dizesi bir ilişkinin emekle, sabırla ve paylaşılan anılarla örülmesine bir minnet duygusudur. Aşkın büyük, dramatik jestlerden değil, "kahvaltı yapmak", "güneşin odanın içine girmesi" gibi sıradan ritüellerdeki huzurdan kaynaklandığından bahseder.

Aqualung albümünün müzikal karmaşıklığı düşünüldüğünde Wond'ring Aloud neredeyse tekdüze bir müzisyenlik sergiler. Akustik gitarın sıcak melodisi, hafifçe çalınan piyano ve şarkıya adeta altın bir toz serpen çan sesi duyulur.

Aqualung albümünün tematik yapısı içinde Wond'ring Aloud bir soluklanma ve bir sığınak gibidir. Uygarlığın karanlık yüzünü araştıran bir albümde insanlığın en güzel, en umut verici yönünü, saf sevgiyi ve bağlılığı betimler. Bu Ian Anderson'ın sadece bir flüt virtüözü veya bir şovmen değil, aynı zamanda derin bir gözlemci ve duygulu bir hikaye anlatıcısı olduğunun da kanıtıdır.

Parça gürleyen flüt soloları, progresif düzenlemeleri, karmaşık yapılarıyla tanınan Jethro Tull'un gerektiğinde sadece üç akort ve bir iç çekişle insanın kalbini yerinden oynatabileceğini gösterir.

Müziğin gücü bazen sadelikte gizlidir. Wond’ring Aloud orkestraya, dev prodüksiyonlara, karmaşık metaforlara ihtiyaç duymadan insana “hayat böyle bir şey işte” dedirten bir güzellik sunar.

Jethro Tull: My God / Tanrım (1970)

 

Ian Anderson Aqualung albümündeki My God parçasıyla bir müzisyenin aynı zamanda bir düşünür, bir şair ve bir sosyal eleştirmen olabileceğini kanıtlar. Müziğin gücünü sadece kulakları değil, bilinçleri sarsmak için kullanır.

Ian Anderson My God'da vaaz vermez. Daha çok sorgular, öfke ve acıyla kutsalın tekeline itiraz eder. Sözler bireysel inanç ile örgütlü din kurumu arasındaki uçurumu ortaya koyar. Kilisenin ticarileşmesi, ikiyüzlülüğü ve insanları sömürüsü Anderson'ın keskin diliyle hedef tahtasına oturtulur.

My God dine saldırmak için yazılmış bir provokasyon değil, inancın içtenliğini çalan otoritelere yönelik bir çığlıktır.

Parça ilahi bir huzur ve hüzünle başlar. Akustik gitar ve Anderson'ın vokali bir kilise duasının ciddiyetini taşır.

Şarkı orta kısmında patlar. Ian Anderson'ın flütü adeta bir şeytanın dansını, bir pagan ayinini, hayatın karambolunu ve özgürlük çığlığını betimler. Bu bölüm kilisenin katı kurallarına karşı bireysel ruhun özgürleşmesinin müzikal bir temsilidir.

Bu kaostan sonra şarkı başladığı hüzünlü ve sade temaya döner ve dinleyiciyi derin bir düşünceye davet eder.

My God hem bir protesto hem bir dua gibidir. Hem meydan okur hem dilekte bulunur.

My God yayınlandığı dönemde büyük tartışmalara yol açtı. Jethro Tull'u dinsizlikle suçlayanlar oldu. Oysa şarkı dinsizlikten ziyade kilise karşıtı ve saf inanç arayışının bir ifadesiydi. Her türlü dogmatik düşünceye, otoriteye ve ikiyüzlülüğe karşı zamansız bir protestoydu.

Jethro Tull: Living in the Past / Geçmişte Yaşamak (1976)

Jethro Tull'un 1969 tarihli efsanevi şarkısı Living in the Past bir dönem ruhunun, müzikal bir devrimin ve nostalji ile zekâ karışımının ürünüdür.

Ian Anderson ve arkadaşları dinleyiciyi alışılagelmiş ritim kalıplarından çıkarır, sallantılı ve büyüleyici bir melodi sunar. Bu karmaşık yapı şarkıya benzersiz bir akışkanlık kazandırır. İlk dinleyişte kulağa farklı gelen ritim biraz sonra vazgeçilmez bir dost gibi sarmalar.

Ritmin öne çıkması melodinin gücünü gölgelemez. Açılıştaki o akılda kalıcı, hüzünlü ama bir yandan da umut dolu saksafon şarkının ruhunu anında ortaya koyar. Ian Anderson'ın flütü şarkıya renk katar, progresif rock'ın sınırlarını genişletir. Kendine has, bazen kırılgan bazen isyankar vokali müziğe süper uyum sağlar.

Şarkının sözleri adeta bir zaman kapsülü gibidir. "Seni duygulandırabilirim ama düşündüremem" gibi dizeler bireyin toplum baskısı karşısındaki yalnızlığını ve iç çatışmasını anlatır. Geçmişte yaşamak teması kişisel kaçışın yanında hızla değişen, yabancılaşan dünyaya karşı tepkiyi de simgeler. Bu 1969'un hippi ruhunun ve naif iyimserliğinin ötesine geçen derinlikli ve felsefi bir sorgulamadır.

Jethro Tull sadece geçmişi yüceltmez. Aksine geçmişe tutunmanın bir direniş biçimi olduğunu hatırlatır. Modern dünyanın hızının, gürültüsünün ve kargaşasının ortasında, “bırakın ben eskide kalayım” mesajı hem romantik hem de meydan okuyan bir tondadır.

Fatoş'uma bin Jethro Tull feda olsun

Siz de benim gibi hayatında büyük fırsatlar kaçırmış olanlardan mısınız? Sevgili kuzenim İzzet Öz'ün bana son dakikada telefon edip "Jethro Tull konserine gelir misin?" sorusuna olumsuz cevap vermem bunların başlarında gelir.

Yine de bunu o sıralar hasta olan ve geçen hafta maalesef kaybettiğimiz sevgili eşim Fatoş'un yanında olmak için yaptığım için kesinlikle pişman değilim. Fatoş hem içi hem dışı çok güzel olan altın kalpli müstesna bir insandı. Onu çok arayacağız.

Dünya güzeli altın kalpli sevgili eşim Fatoş

Yazıdaki tüm parçalar

Jethro Tull: Locomotive Breath (Davulda Sina)

Jethro Tull: Thick as a Brick (1977)

Jethro Tull live at Tampa Stadium (1977)

İlgili İçerikler