Türklerin 101 Numaralı Odası
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Türklerin 101 Numaralı Odası

Türklerin 101 Numaralı Odası dediğim şey, bugün dört ülkeye dağılmış durumdaki Kürtlerin günün birinde birleşerek bir büyük Kürdistan devleti kurmak için harekete geçecekleri korkusu. Tarih nasıl ilerler, bugünden bilebilecek durumda değilim. Bildiğim şey şu ki milliyetçi talepleri bastırmak, yok etmek mümkün değil. Ayrılıkçı talepleri tamamen yok etmek mümkün değil ama idare etmek mümkün

Türklerin 101 Numaralı Odası
Mesut Barzani (solda) ve korumaları

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, resmi sıfatı Kürdistan Demokratik Partisi’nin genel başkanlığı olan Mesut Barzani’nin, Türkiye sınırları içinde Kuzey Irak Kürt Yönetimi’ne bağlı peşmergeler tarafından korunmasına çok kızdı.

O Barzani’ye kızınca, Barzani’nin adamları da ona kızdı.

Bahçeli’nin, bu nedenle Barzani’yi hedef alması çok bilinen bir Türk atasözünü çağrıştırıyor: Eşeğini dövemeyen, semerini döver!

Barzani, Şırnak’ın Cizre ilçesinde düzenlenen 4. Uluslararası Melaye Cizîrî Sempozyumu için Türkiye’ye gelmişti.

Melayê Cizîrî, Kürt edebiyatının büyük şairlerinden biri. 1567-1641 yılları arasında yaşadı. Kürt tasavvuf edebiyatı tarihinin en önemli ismi de sayılabilir.

Şırnak Üniversitesi’nin bu etkinliğini, Sünni Halidi Kürt aşiretlerinin en önemlisi olan Barzanilerin neden önemsediğini tahmin etmek zor değil.

Bahçeli’nin peşmergeler nedeniyle kızması gereken birileri varsa o Barzani değildi.

Peşmergelerin sınırı geçmesini önlemek, sınır kapısını kontrol eden güvenlik güçlerinin işiydi. Onlar işini yapmadıysa, Şırnak Valisi, Cizre Kaymakamı, İl ve İlçe Emniyet Müdürleri, Jandarma komutanları görevlerini yapmalıydılar. Üstelik Vali ve İçişleri Bakan Yardımcısı da sempozyumun katılımcıları arasındaydı.

Bu sorumluların görevlerinin gereklerini yerine getirmemiş olmalarını liyakatsizlikle açıklayabilir miyiz?

Yoksa bütün bunların gerisinde çok daha derin bir başka şey yatıyor olabilir mi?

İçişleri Bakanlığı soruşturma açtığına göre bu ihmalin nedenini öğreneceğiz ama bana öyle geliyor ki bu bir “görevi ihmal” değil.

Barzani aşireti, Sünni mezhebinin, Nakşibendi tarikatının, Halidi kolundan.

Tıpkı 1925 yılında, daha iki yıl önce kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’ne isyan eden Şeyh Said gibi!

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran zaferinden 2. Mahmud’a kadar geçen süre içinde Kürt aşiretleri Kadiri ve Nakşibendi tarikatlarıyla iç içeydi.

Yeniçeriliğin kaldırılması sırasında Süleymaniyeli Molla Halid, bir Nakşibendi şeyhi olarak öne çıkıyordu.

2. Mahmud, Yeniçeri Ocağı ile iç içe geçmiş bulunan Bektaşi – Mevlevi tarikatlarını tasfiye ederken Halidiliğin de önü açıldı.

Bu dönemde Kürt Beylerinin bölgedeki hakimiyeti de kırılıyor, yerlerine merkezden atanan memurlar geliyordu.

Molla Halid, bu dönemde Osmanlı’dan yana tavır koydu.

Diğer tarikatların “gavur sultan” adını taktıkları 2. Mahmut için “Allah’ın gölgesi, fakirlerin ve alimlerin sığınağı” diyordu.

Bu dönemde Nakşibendilik, Osmanlının yarı resmi tarikatı haline gelmişti. Halidilik de onun son haliydi.

Bu durum Cumhuriyet döneminde de devam etti. Bugün de Nakşibendilik Türkiye Cumhuriyeti’nin “yarı resmi tarikatı” sayılmalı.

Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani hem siyasi hem de dini otorite olarak Barzani aşiretini büyüttü, başka aşiretler ile birleşerek bir tür aşiret konfederasyonu kurdu.

AKP iktidarı döneminde “devlet tarikatı” haline gelen İsmailağa Cemaati de Nakşibendi tarikatının Halidi koluna mensup bir tarikat.

Bu dönemde Türkiye’yi yöneten kadrolar ile Barzani ailesi arasından su sızmamasının en temel nedeni bu ilişki.

İçişleri Bakanlığı da uzun süredir tarikatların oyun alanı.

İsim isim şu şudur diye açıklayabilecek durumda değilim ama bildiğim bir şey var ki bu bakanlıkta ağzınızla kuş tutabilirseniz belki vali filan olabilirsiniz, kuş tutamıyorsanız tarikat bağlantısı gerekiyor!

Onun için İçişleri Bakanlığı soruşturmayı nasıl yürütecek bilmiyorum ama ben müfettiş olsam o bölgedeki bakanlık görevlilerinin tarikat bağlantıları ile de ilgilenirdim.

İki kitap okuduğum için benim bildiğim bu konuları Devlet Bahçeli’nin bilmemesi mümkün değil. Benden daha fazlasını bildiğine de iddiaya girerim.

Onun için Bahçeli, eşeğini dövemeyince semerini döven adama benziyor.

Barzani’nin Türkiye’de kendisine neredeyse aşk şiiri yazacak kadar tapan T.C. milletvekili – vatandaşı Kürt bulabiliyor olması da biraz bu bağlantılardan kaynaklanıyor.

AKP Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, sempozyumun açılışı sırasında Kürtçe olarak yaptığı konuşmada Barzani’ye şöyle seslenmişti:

“Başkan Mesud Barzani; amcam, dayım... Sen benim dayımsın, amcamsın. Sen gözümüzün nurusun. Biz çocukluğumuzda senin hayalinle büyüdük. Sen o zatın oğlusun, sen Mela Mustafa Barzani’nin oğlusun. Biz Kürtlüğü gördüysek, senden gördük. Babanızda gördük. Sen ve heyetin oradan buraya başımız gözümüz üstüne geldiniz.”

Bu bağlantılar aynı zamanda Türklerin 101. Numaralı Odası sayılabilecek bir sorunun nasıl okunması gerektiğini de gösteriyor.

101 Numaralı Oda metaforunu, George Orwell’in 1984 isimli romanından aldığım ilham ile yazdım.

101 Numaralı Oda, herkesin en çok korktuğu şeyle baş başa kaldığı bir işkence odası. İnsan iradesinin ve benliğinin, kendi korkularıyla kırıldığı bir zemini anlatıyor.

Türklerin 101 Numaralı Odası dediğim şey, bugün dört ülkeye dağılmış durumdaki Kürtlerin günün birinde birleşerek bir büyük Kürdistan devleti kurmak için harekete geçecekleri korkusu.

Kuzey Irak’ta özerk Kürt bölgesi kurulmasından uzun süre bu nedenle korktuk.

Kuzey Suriye’de de bir özerk Kürt bölgesi kurulmasından duyulan endişenin temel nedeni bu korku.

Erdoğan yönetimini, SDG’nin feshini ve Suriye merkezi yönetimi içinde erimesini istemeye yönelten şey de aynı korku.

Tarih nasıl ilerler, gelecekte neler olur, bugünden bilebilecek durumda değilim.

Bildiğim şey şu ki milliyetçi talepleri bastırmak, yok etmek mümkün değil. Bunu en iyi bilebilecek durumda olanlar sanırım biz Türkleriz.

Ayrılıkçı talepleri tamamen yok etmek mümkün değil ama idare etmek mümkün.

Ayrılıkçı taleplerin hangi zeminlerde şiddete ve giderek bir iç savaşa dönüşebildiğinin ya da hangi zeminlerde bu noktaya varmadan yönetilebilir hale geldiğinin çok örneği var.

Kafalarımızı kumdan çıkarırsak, görebiliriz.

İlgili İçerikler