Galatasaray'ın kuruluşu II | Bu ofsayt da ne demek?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Galatasaray'ın kuruluşu II | Bu ofsayt da ne demek?

1901'in son günündeyiz. İstanbul'dan dünyaya ve futbola bakıyoruz

İlk durak Birleşik Krallık.

1901'de dünyanın en eski futbol organizasyonu olan FA Cup'ın (Football Association Cup - İngiltere Futbol Federasyonu Kupası) otuzuncusu düzenlendi. Tottenham Hotspur ile Sheffield United arasında Londra'da oynanan bu finali 110 bin 820 kişi seyretti. Bu bir dünya rekoruydu.

 Yine 1901'de, FA Cup'tan daha genç bir organizasyon olan İngiltere Futbol Ligi'nin ise 13'üncü sezonu oynandı. 18 takımın katıldığı ligde Liverpool tarihinde ilk kez şampiyon oldu.

(Burada tabii takımlara değil, sayılara odaklanmalıyız; 30'uncu FA Cup finali, 110 bin 820 seyirci, 13 yaşındaki lig, lige katılan 18 kulüp gibi. Bugün için bize sıradan görünen bu sayılar, o dönem için olağanüstüdür.)

1897 yılında Aston Villa ile Everton arasında oynanan FA Cup finalini 65 binden fazla seyirci izlemişti (Kaynak: https://www.thefa.com/news/2016/nov/02/history-of-the-fa-cup)

Bunu anlamak için dönemin en büyük üçüncü gücü olan Fransa'ya bakmak yeter. 1901 yılında Fransa'da bir lig yoktu henüz, federasyon da kurulmamıştı o tarihte (altı yıl sonra kurulacaktır). Lig yerine şampiyona düzenliyordu Fransızlar. Sekizinci kez düzenlenen bu şampiyonaya sadece sekiz takım katılmıştı.

Dönemin bir diğer büyük gücü Almanya ise biraz daha ileri durumdadır ezeli rakipleri Fransa'dan. 1901'de, Almanya'da bölgesel bir futbol federasyonu vardı. Bir yıl önce 86 kulübün katılımıyla kurulmuştu bu federasyon. Bölgesel federasyon daha sonra Almanya Futbol Federasyonu'na dönüşecektir. Görüldüğü gibi futbol federasyonu konusunda Almanlar Fransızların önündeydi, buna karşın turnuva düzenleme bakımından gerilerde kalmıştı; zira bırakalım ligi, ulusal bir futbol turnuvası bile yoktu o yıllarda Almanya'da.

Bu küçük turu diğer üç düvel-i muazzama (muazzam devletler) coğrafyasıyla tamamlayalım; İtalya'da federasyon ve dört kulübün katımıyla gerçekleşen futbol organizasyonu ilk kez tarih sahnesine çıktığında takvimler 1898'i gösteriyordu. Avusturya'da ise federasyon 1904 yılında kurulacaktır, ulusal lig ise 1911'de. Düvel-i muazzamanın en zayıf halkası olduğu kısa bir süre sonra anlaşılacak olan Rusya'da futbol federasyonunun kuruluşu için 1912'nin beklenmesi gerekecektir. Tüm ülkeyi kapsayan ilk futbol organizasyonu ise Sovyetler Birliği döneminde gerçekleşecektir, 1924'te.

 Bir futbol imparatorluğu

Bu kısa tur bize şunu gösteriyor: Birleşik Krallık, futbol organizasyonu olarak bırakalım Osmanlı'yı, içinde yer aldığı diğer düvel-i muazzama coğrafyalarından bile 30-50 yıl öndeydi. Bunu anlamak için sadece şu küçük örnek bile yeterlidir: Fransa'da eleme usulüyle gerçekleşen ulusal şampiyonaya 1901 yılında sadece sekiz takım katılabiliyorken Birleşik Krallık'ta aynı yıl eleme usulüyle düzenlenen FA Cup'a tam 220 takım katılmıştı.

Görüldüğü gibi Birleşik Krallık sadece deniz değil, aynı zamanda bir futbol imparatorluğudur. Bunu da Sanayi Devrimi'nin anavatanı olmasına borçludur. 1901 gibi erken bir tarihte 220 takımın FA Cup'a katılmasını ve 18 takımın katıldığı deplasmanlı ligi mümkün kılan yegâne unsur, Sanayi Devrimi'nin ilk meşhur ürünleri arasında yer alan demiryoluydu. Tüm ülkeyi saran, özellikle de Midlands olarak adlandırılan Orta İngiltere'deki beldeleri birbirine bağlayan yaygın demiryolu ağı sayesinde takımlar deplasman maçlarına günübirlik tren seyahatleriyle gidip dönebiliyorlardı. Aynı şey diğer büyük devletlerde pek mümkün değildi.

Birleşik Krallık, futbolu dünyaya yaymak anlamında da bir futbol imparatorluğu. Futbol topu, dünyanın dört köşesinde ticaret yapan Birleşik Krallık vatandaşları tarafından gemilerle götürülmüştü. Brezilya'dan Uruguay'a, İspanya'dan Osmanlı'ya.

1901'de gerçekleştirdiğimiz bu küçük futbol turundan Osmanlı'nın payitahtına döndüğümüzde gördüğümüz şudur: Payitahtta sadece iki futbol kulübü vardır; Konstantinopolis Konstantinopolis Ragbi Futbol Kulübü[1] ve Robert College Futbol Kulübü. Bunlardan en eskisi olan Konstanopolis Ragbi Futbol Kulübü İstanbul'da oturan Britanyalılar tarafından kurulmuştu. Robert College'i kuranlar ise futbolu Britanyalılardan öğrenen otokton Osmanlı halkının çocuklarıydı, yani Rumlar, Ermeniler ve Bulgarlar. İlk yazıda gördüğümüz gibi, Türkler de 1901'de bir kulüp kurma çabasına girmişler, ancak başarısız olmuşlardı.

Konstantinopolis Ragbi Futbol Kulübü oyuncuları, rugby futbol kurallarıyla oynanan bir maçtan önce görülüyorlar. Ayakta soldan: Sırasıyla Imogene'den üç bahriyeli, H. Vere, Imogene'den bir bahriyeli, İkiadis. Orta sıra: Jones, H. Whittall, S. Pears, Sofiano. Ön sıra: Imogene'den bir bahriyeli, A. Charnaud, J. La Fontaine, R. Heald, E. Whittall. Bu takımdan üç asoseyşın futbol takımı doğdu: En ön sırada soldan üçüncü James La Fontaine 1902'de Kadıköy Futbol Kulübü'nü, hemen yanındaki (sağdan ikinci) Reginald Heald 1903 yılında Moda Futbol Kulübü'nü. Bu takımda 1904 yılında kurulacak Imogene Futbol Kulübü'ne mensup dört HMS Imogene mürettebatı da yer alıyordu.

1902'ye geldiğimizde İstanbul'un futbol yaşamında bazı şeylerin hızla değiştiğini görüyoruz. Bu yıl, Konstantinopolis Ragbi Futbol Kulübü'nün İstanbul'da futbolu tanıtmak misyonunun tamamlandığını düşünen James la Fontaine adlı bir Britanya yurttaşı, başka bir İngiliz vatandaşı Horace Armitage ile birlikte bir futbol kulübü kurdu: Kadıköy Asoseyşın Futbol Kulübü (Cadi-keuy Association Football Club).

İki İngiliz'in kurduğu Kadıköy Futbol Kulübü için, bugün Türkiye'deki mevcut futbol sistemimizin "big-bang"i dersek hiç abartmış olmayız. Zira Kadıköy'ün kurulmasıyla İstanbul futbolu çok başka bir döneme girecektir.

Kadıköy Futbol Kulübü'nün 1904 yılındaki kadrosu. Ayaktakiler soldan: H. Grigoridis, M. Moris, Yani Vasiliadis, Nikola Darmis, H. Pears, H. Stalianiadis. Oturanlar: T. Anastassiadis, H. Armitage, J. La Fontaine, F. Hüsnü, T. Stelyanis, K. Polihironiadis. Kulübün forma renkleri beyaz gömlek, lacivert şort, logosu ise kırmızı kalkan içinde beyaz CFC (Cadi-keuy Football Club) idi. Bu logo Konstantinopolis Ragbi ve Futbol Kulübü'nün kapanmasından sonra C'ye dönüştü.

Kadıköy, İstanbul'da futbol yaşamını kökten değiştirmişti ve bunu da üç özelliğine borçluydu. İlki, Kadıköy bir asoseyşın futbol kulübüydü. Bu James La Fontaine liderliğindeki Britanya yurttaşlarının artık sadece asoseyşın futbolla ilgilenecekleri, ragbi futbolun ise artık ilgi alanlarında olmadığı anlamına geliyordu. Başka bir deyişle ragbi futbolun İstanbul'daki ömrü artık sona ermiştir.

İkincisi, Kadıköy Futbol Kulübü'nde her ne kadar bazı İngiliz futbolcular yer alsa da takımın önemli futbolcuları arasında Rumlar da yer almaktadır. Bu çok önemliydi, şundan: Kadıköy Futbol Kulübü'nde dönemin en iyi Rum futbolcularının oynaması Kadıköy'ü Türkiye'nin ilk popüler kulübü yapacaktır. Özellikle Kadıköy'deki Rum popülasyon Kadıköy futbol takımının maçlarına özel ilgi göstermektedir. Öyle ki 1906 gibi çok erken bir tarihte bile Kadıköy'ün hazırlık maçları iki binin üzerinde insanı çayırlara çekmektedir.[2]

Üçüncüsü, Rumlar sadece futbolcu değillerdir Kadıköy Futbol Kulübü'nde, aynı zamanda yöneticileri arasında da bulunmaktadırlar, Yani Vasiliadis gibi. Bu da önemlidir, zira bu, futbolun artık İstanbul'daki Britanya unsurlarının tekelinden çıkarak hızla İstanbul'un yerli halklarına da açıldığını göstermektedir bize. Kadıköy kadrosunda sadece Rumların değil, Müslümanların da bulunması bunun göstergesidir. Black Stocking'den tanıdığımız Fuat Hüsnü Kadıköy'ün ilk Türk futbolcusudur. Onu birkaç yıl sonra iki tanıdık isim daha takip edecektir, Hasan Basri ve "Dalaklı" Hüseyin.

Bugünkü futbol hayatımızı borçlu olduğumuz Kadıköy Futbol Kulübü, 1903 yılında kulüp içinde çıkan itilaf nedeniyle ikiye bölündü. Kulüp içindeki bazı İngilizler Kadıköy'den ayrılarak Moda Asoseyşın Futbol Kulübü'nü kurdular. Elbette bu kulüpte de Rum futbolcular yer alıyordu, ancak Rumlar bu kulübün yönetiminde söz hakkına sahip değillerdi.

Moda Futbol Kulübü'nün elimizdeki tek fotoğrafı. Ayaktakiler soldan sağa: Mavropulos, Nomiko, Yani Yuanidis, Nikola Darmis, G. Chisnell, P. Charnaud, Rubini, Çoli. Oturanlar: Fresco, Yanis Teodoridis, Reginald Heald, Garry.

İlk rekabet: Kadıköy-Moda

Moda'nın Kadıköy'den ayrılması, tarihte Everton-Liverpool örneğinde gördüğümüz gibi çok köklü bir rekabete neden oldu. Böyle futbol tarihimizin de ilk rekabeti doğmuş oldu: Kadıköy ve Moda.

Bu köklü rekabet sadece sahada değil, matbuatta da sürdü. İstanbul'daki Levantenlere yönelik yayın yapan iki gazeteden Levant Herald Kadıköy'ün kurucusu James La Fontaine'e yakın olduğu için Kadıköy'ü, Le Moniteur Ottoman ise Moda'yı örtük olarak desteklemeye başladı.

 Bu iki kulüp arasındaki rekabet Kadıköy ile Moda arasındaki 1908 İstanbul Futbol Ligi finalinde zirveye çıktı. Kadıköy seyircisi finalin ikinci ayağında hakemin Moda'yı tuttuğu gerekçesiyle sahayı bastı ve 1-1 devam eden maç yarıda kaldı. Lig Komitesi'nin ilk maçı 4-0 kazanan Moda'yı şampiyon ilan etmesinin ardından Kadıköy Futbol Kulübü bu kararı tanımadı, şildi Moda'ya teslim etmeyerek, "İstanbul Şampiyonu" etiketiyle bir kartpostal çıkardı.

(Kadıköy Futbol Kulübü, birkaç ay sonra Fenerbahçe'yle birleşerek Kadıköy-Fenerbahçe Futbol Kulübü adını aldı. Moda'nın ise iki önemli oyuncusu Horace Armitage ile Fuat Hüsnü Galatasaray'a geçerek Galatasaray'ın o sezon şampiyon olmasına katkı verdi. Belki de Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki rekabetin ilk köklerini Kadıköy-Fenerbahçe birleşmesi ve iki Modalı futbolcunun Galatasaray'a geçmesinde aramak gerekir.)

Biz şimdi yeniden 1903-1904 yıllarına dönelim. Kadıköy ve Moda'ya kısa bir süre içinde yeni bir futbol kulübü daha eklendi: Imogene Asoseyşın Futbol Kulübü. Birleşik Krallık'ın İstanbul'daki sefaretinin karakol gemisi olan HMS Imogene'in mürettebatının oluşturduğu bir takımdı Imogene ve oldukça da güçlü bir takımdı.

Şimdi, tam burada biraz durmalıyız.

19'uncu yüzyılın son dönemecinde İstanbul'daki Britanya yurttaşları tarafından kurulan Konstantinopolis Ragbi Futbol Kulübü'nde HMS Imogene'in mürettebatından oyuncular da yer alıyordu. Konstantinopolis'in tarihe karışmasından sonra HMS Imogene'in futbolcularının Kadıköy ve Moda'da futbol oynamaktansa, kendi takımlarını kurmaya karar verdikleri anlaşılıyor. Bunda muhtemelen askeri nedenler de rol oynamıştı.

Böylece 1904'e geldiğimizde birbirleriyle maçlar yapmaya başlayan üç takımın ortaya çıktığını görüyoruz: Kadıköy, Moda ve Imogene.

 Bir genç fotoğrafa giriyor

Bu üç takımdan ikisi arasında 1904 sonbaharında oynanan bir maçı İstanbullu 18 yaşındaki bir gencin izlemesi Osmanlı'nın Müslüman ahalisi için neredeyse hiç akmayan futbol zamanını bir anda hızlandıracaktır. Ali Sami'dir bu gencin adı. Henüz üç yıl önce başladığı Mekteb-i Sultani'nin altı yıllık idadi (lise) bölümünün beşinci sınıf öğrencisidir. Babasını birkaç ay önce kaybetmiştir. Amcasının oğlu Suphi, muhtemelen üzüntüsünü hafifletmek amacıyla onu bir hafta sonu kolundan tutarak o güne dek hiç gitmediği bir yere, Moda Çayırı'na götürür.

“Moda’da oturan Suphi ismindeki bir amcazadem tatil günümüzü geçirmek üzere Moda Burnu’nda İngilizler arasında yapılan bir futbol maçına beni zorla sürüklemişti. (…) O zaman beşinci sınıf talebesiydim. Günümü böyle zevk almayacağımı tahmin ettiğim bir meşgaleye sarf etmemek için hayli mücadeleden sonra Moda Çayırı’na vasıl olduk. İşte o günden itibaren belki hayatıma büsbütün başka bir istikamet vermeye sebep olan futbol ve spor merakı bende uyanmış bulunuyordu."[3]

Çayırda iki takım maç yapmaktadır, birisi İngiliz bahriyelilerin takımı Imogene, diğeri ise Moda'dır. Formalar giymiş 22 erkeğin iki takım halinde kurallara uygun biçimde futbol topuyla bir oyun oynaması 18 yaşındaki Ali Sami'nin ilgisini çekecektir. Oynadıkları oyun, Ali Sami'lerin mektepte futbol topuyla oynadıkları oyundan çok başkadır.

Ali Sami (solda) Mekteb-i Sultani’nin son demlerinde iki yakın okul arkadaşı Aziz Fikret ve Daniş’le beraber.

889 Ali Sami, hafta sonu tatilden mektebe döndüğünde, 1904 sonbaharının bir pazartesi günü, edebiyat dersinde iki arkadaşıyla benzer bir oyun oynamaları amacıyla bir toplantı yapacaktır. Kimdir bu iki arkadaşı? Lisenin son sınıfında bulunan 392 Emin Bülent ile Türkçe derslerinde Ali Sami'nin sınıf arkadaşı olan 484 Asım Tevfik. Niçin bu dersi seçmişlerdir futbol maçı organize etmek için peki? Edebiyat muallimi Ata Bey bir şeker hastasıdır ve öğleden sonraki derslerde yemeğin de etkisiyle hafif şekerleme yapıyordur da ondan; ders sırasında rahatça konuşurlar ve iki sınıf arasında bir futbol maçı düzenlemeye karar verirler.

Ders çıkışında, mektebin en büyük bahçesi durumundaki Grand-Cour’da[4] yapılacak maç için isimleri yazmaya başlarlar. Saptanan gün de maç yapılır. Ne ki yaptıkları maç Moda Çayırı'nda Imogene ile Moda'nın oynadıkları maça hiç benzemeyecektir. İki nedenden; ilk olarak bu maçtaki takımların oyuncu sayısı çok fazladır (Ali Sami hatıralarında 200'den fazla talebinin bu maça katıldığını açıklayacaktır.) İkincisi bu bir asoseyşın futbol maçı değildir; zaten asoseyşın futbolun tüm kurallarını biliyor da değillerdir. Bildikleri tek şey vaktinde Mekteb-i Sultani'de oynanmaya başlayan ve her dönemin diğerine devrettiği bir başka futbol oyunudur. Bu oyunun ne olduğunu anlamak için çok öncesine gitmemiz gerekiyor, 19'uncu yüzyılın son dönemlerine.

Anonim spor tarihi Mekteb-i Sultani'ye ilk futbol topunu, okula 1897 yılında başlayan 425 Mustafa Bedri'nin getirdiğini söylese de, bu doğru değildir. Bugün itibariyle mektebe ilk topun ne zaman girdiğini tam olarak saptayamıyoruz, ancak 1893 gibi erken bir tarihte Mekteb-i Sultani'de futbol topuyla oyun oynandığını biliyoruz. Bu tanıklığı mektebin 1904 yılı mezunu 264 Refik Cevdet'e (Kalpakçıoğlu) borçluyuz. Refik Cevdet maçlar sırasında camların kırılması nedeniyle dönemin müdürü İsmail Bey tarafından futbolun mektepte yasaklandığını, ancak beden eğitimi öğretmeni Ali Faik Bey'in (Üstünidman) araya girmesiyle yeniden serbest bırakıldığını anlatır anılarında.

 Hangi futbol? Ragbi futbol mu?

 Burada şu soru önem kazanıyor; mektepte futbol topuyla hangi oyun oynanıyordu? Oynanan futbol 1890'larda İstanbul'da moda olan ragbi futbolun bir taklididir. 15'er kişiyle oynanan ragbi futbolun kuralları oldukça karışık olduğu için Mekteb-i Sultani'de muntazam bir ragbi futbol muhtemelen hiçbir zaman oynanmadı. Ancak her ne kadar 20'nci yüzyılın başına doğru İstanbul'da asoseyşın futbol moda olsa da, Mekteb-i Sultani'de "dejenere" ragbi futbol oynanmaya devam etti. Dolayısıyla Moda ile Imogene arasındaki asoseyşın futbol maçını izledikten sonra Ali Sami'nin iki arkadaşıyla Grand-Cour'da gerçekleştirdiği maç, mektebe uyarlanmış ragbi futboldan başka bir şey değildi. Bir tür hem topa, hem de rakibine vur futboluydu bu, tıpkı ortaçağda oynandığı gibi. Bu nedenle çoğu zaman sadece camlar kırılmıyor, burunlar kanıyor, dudaklar patlıyor, üniformalar ve pabuçlar yırtılıyordu.

 Her ne kadar maç futbol kurallarına göre oynanmasa da, Mekteb-i Sultani'de asoseyşın futbol oynamak isteyen bir grup ortaya çıkmıştır artık. İlk değildir bu grup, zira Mekteb-i Sultani'de iki dönem önce de asoseyşın futbolla ilgilenen belki de ilk grup ortaya çıkmıştı. 1903 yılı mezunları, Büyükdere Çayırı'nda asoseyşın futbol kurallarıyla bir maç yapmaya karar vermişlerdi. Bu maçta takımlar kollarına beyaz ve kırmızı renkte pazubentler takacaklardı. Ancak bilinmeyen nedenlerden ötürü bu maç yapılamadı.

Mekteb-i Sultani'nin 1903 yılı mezunları hikmet-i tabiye laboratuvarı malzemeleriyle. Ön sıra soldan üçüncü 65 Hüseyin Münir, Galatasaray'ın ilk futbol takımında yer almıştı.

Mekteb-i Sultani'yi 1904 yılında bitiren Refik Cevdet Kalpakçıoğlu ise kendi döneminde okulda nasıl futbol oynandığını yıllar sonra şöyle anlatacaktır:

"Galatasaray Lisesi'nde ilk ayak topu başıbozuk gruplar halinde karşılıklı iki küme arasında oynanırdı. Topu kapan küme onu bütün kalabalığı ile kaleye sürüklerdi. Muntazam tim (team / takım) teşkilatı yoktu. Oyunun nizamını bilmezdik. Yalnız Emin Bülent bu kümelerden açıkta durur, ayağına gelen topa ileri kale istikametinde vururdu."[5]

 1904-1905 döneminde ortaya çıkan grup ise daha önceki dönemlere göre çok daha kararlıydı. Neredeyse bütün teneffüslerde asoseyşın futbol oynamaya çalışıyorlardı. Bu amaçla ilk olarak ragbi futboldan miras kalan topu elle taşımayı bıraktılar; artık sadece ayaklarıyla oynuyorlardı. Ardından Grand-Cour'un duvarını kullanarak çalım atmayı da öğrendiler. Böylece sadece topu sürmeye dayalı dribbling games'ten takım halinde paslaşarak ilerlemeye dayanan passing games'e doğru önemli bir adım attılar.

 Sırada ofsayt kuralını ve o zamanın terimiyle kombineyşın (combination) yapmayı öğrenmek vardır. Mektepli futbolcular bunları Yeşilköy çayırında kendi aralarında maç yaparken gelip onlarla futbol oynamak isteyen iki delikanlıdan öğrendiler. Bunu nasıl öğrendiklerini Mekteb-i Sultani'nin 762 numaralı öğrencisi Abidin Daver'den dinleyelim:

"Bu maça başlar başlamaz o iki yabancı delikanlı, bize hemen bir gol yapıverdiler. Arkasından bir daha. Bir daha… Dikkat ettik ki onlar bizim yaptığımız gibi topu ayaklarına alınca tek başlarına zorlu bir yarma yapıp kaleye kadar inmeye çalışmıyorlar, topu birbirlerine vererek tıkır tıkır kolayca ilerliyorlar. (…) Nihayet ilk defa gördüğümüz bu şuurlu paslaşmak usulünün kıymetini anlamakta gecikmedik, biz de aynı şeyi elimizden daha doğrusu ayağımızdan geldiği kadar yapmaya başladık. Canla başla oynadığımız ve daha kalabalık olduğumuz için hemen onların kalesine iniyorduk. Kale önünde de böyle pas yapıp da topu kaleye sokunca bu iki delikanlı hemen bağrışıyorlardı: "Ofsayt!" Ve yaptığımız golü saymıyorlardı. Bu ofsayt feryadı da ne demek oluyordu? Nihayet dayanamadık: "Yok, artık fazla oluyorsunuz" dedik! "Bu ofsayt de ne demek? Mızıkçılık ediyorsunuz!" Bunun üzerine oyunu tatil ettik. İki arkadaş, yarı Fransızca, yarı İngilizce, yarı Türkçe bize ofsaytın ne olduğunu anlattılar. Bu kaideden ilk defa haberdar oluyorduk. Onlar, futbol âleminde, bugünkü seyircilerin birçoğundan daha fazla cahil olduğumuzu görünce bize bir hayli şey anlattılar ve öğrettiler. Nihayet, bu iki delikanlının, Kadıköy Futbol Kulübü'nden İngiliz Mister Horest ile Rum Vasiliadis Efendi olduklarını öğrendik. Onların bize nazaran Aynştayn kadar yüksek birer futbol âlimi ve mütefennini olduğunu anladıktan sonra, futbola dair bir sürü sualler sorduk. Futbol kavaidinden bahis kitapların isimlerini ve nereden tedarik-i kabil olduğunu öğrendik. İşte Horest ve Vasiliadis'le temas tarihinden sonradır ki hakiki futbolun ne olduğunu anlamak ve öğrenmek imkânını elde etmiştik. Bu tesadüf olmasaydı, belki biz daha senelerce ne "pas"tan, ne "şut"tan, ne de "ofsayt'ten haberdar olmayacak ve kör döğüşü yapar gibi "vur ha vur" futbol oynamakta devam edecektik."[6]

Abidin Daver'in Horest dediği Horace Armitage, Vasiliadis dediği ise Yani Vasiliadis'tir; her ikisi de Kadıköy Futbol Kulübü'nün kurucusudur.

Mekteb-i Sultani talebelerinin futbolu daha iyi öğrenmek amacıyla yurt dışından getirttikleri kitaplar arasında Football (Association) da vardı.

Mektepli futbolcuların asoseyşın futbolu daha iyi öğrenmek için yurtdışından getirttiği kitaplardan birisi o dönemin klasiklerinden kabul edilen Football (Association)'dı. 1897 yılında Paris'te basılan Football (Association) adlı kitabın yazarları N. G. Tunmer ve Eugène Fraysse idi.[7]

 Futbolcu grubu mektepte artık dersleri bir kenara bırakmıştır, harıl harıl futbola ilişkin kuramsal yayınları çeviriyorlardır. Abidin Daver'e göre futbolun teorisiyle ilgili en çok kafa patlatanlar Ali Sami, Emin Bülent ve kendisiydi.

 1904-1905 dönemi sona erdiğinde Mekteb-i Sultani'deki asoseyşın futbol meraklıları ciddi ciddi futbol oynama seviyesine gelmişlerdir artık.

 Gelecek bölüm: Galatasaray'ın ortaya çıkışı


[1] Constantinople Rugby Football Club. 1860’larda İstanbul faaliyette olan Constantinople Cricket Club yapılanmasını örnek alarak kurulan bu kulübün basında zaman zaman Constantinople Rugby and Football Club olarak da adlandırıldığı görülüyor. Bu kulübün üyeleri Beyoğlu’ndaki Britanya Enstitüsü’nde yıllık genel kurullarını gerçekleştirirdi.

[2] “Les Sports: Foot Ball," Le Moniteur Oriental – The Oriental Adviser XXIV/4601 (15 Octobre 1906): 2.

[3] İzzeddin Çalışlar, haz., Galatasaray Arşivi: Ali Oraloğlu (İstanbul: Galatasaray Eğitim Vakfı Yayını, 2014), 118.

[4] Galatasaray Fransızcasında Grande-Cour yerine Grand-Cour olarak söz edilir. Ben de bu geleneğe uyacağım.

[5] Refik Cevdet Kalpakçıoğlu, Şehir Üniversitesi Taha Toros Arşivi, Dosya Adı: Galatasaray, 1. Şehir Üniversitesi. 

[6] Abidin Daver, “Bizde Futbol Nasıl Başladı II: Ofsayt!.. Ofsayt!.. Bu da Ne Demek Oluyordu?," Türkspor 1/11 (12 Kanunuevvel 1929): 4-5. 

[7] N. G. Tunmer ve Eugène Fraysse, Football (Association) (Paris: Armand Colin et CIE Éditeurs, 1897).

Melih Şabanoğlu kimdir?

Melih Şabanoğlu, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu.

Okur, yazar, merak eder. Çocukluktan itibaren her yaş döneminde ve değişik sektörlerde çalışırken spor ve futbol, amatör tutkusu oldu hep.

Futbolun matematiğini anlamaya çalıştı. Sabahtan akşama dek muhtelif maçlar izleyerek geçireceği günlerin hayalini kurdu.

Ana ilgi ve uğraş alanı ise Osmanlı modernleşmesi ve geç Osmanlı döneminde spor tarihi.

Bu konuda Kuruluş: Mekteb-i Sultani’den Galatasaray Spor Kulübü’ne Türkiye’de Futbolun Erken Çağı (1904-1907) başlıklı bir kitabı var.

Önümüzdeki dönemlerde bu çalışmanın diğer ciltlerini çıkarmayı umuyor

İlgili İçerikler