T24, memleketin nabzını tutmak için “Yılın kelimesi ne ola ki?” diye kocaman bir anket açmış. Millet de kendini tutamamış: “Gözaltına alınıyorum” deyip yüzde 56’yla öne fırlamış; arkadan “Yarınsızlık” soluk soluğa yetişmeye çalışıyor, “Etkin pişmanlık” köşede tespihini çekiyor, “Erişim engeli” de zaten adı üstünde, ankete bile zor erişiyor…
Dedim ki: “Bizim camiada bu işler böyle mi kalır? Galatasaray’ın kelime-anlam ilişkisini de biz çözelim.” Hemen hayali bir sandık kuruldu, sandık mütevazı, seçmen coşkulu. Oy pusulalarında dört aday: “3. Şampiyonluk”, “Osimhen”, “İcardi” ve “Okan Buruk”… Her biri dilimize pelesenk, gönlümüze çentik, rakip tribünlere bir miktar mide ekşintisi.
Açtım zarfları: Birinde “3. Şampiyonluk” yazıyor, öbüründe “İcardi” gülerek çıkmış; üçüncü zarftan “Osimhen” fırlıyor ki bu öyle fırlar, topa da böyle fırlar.. En alttaki zarfta ise ustaca yazılmış bir “Okan Buruk” imzası var, hani sanki “Ne olur ne olmaz, ben yine de kazanırım” der gibi.
Yani anlayacağınız, kelimeler yarışıyor; ama sahnenin ortasında yine Galatasaray var. Bizim futbolun da lügatı böyle: Bol koşu, çok duygu, biraz mizah…
Union Saint-Gilloise maçı kadrosu açıklanmadan yedek kulübesinin hâli belliydi: U19’un en iyileri...
Okan Buruk, Şampiyonlar Ligi maçlarından önce “Başladığımız değil bitirdiğimiz takıma bakın” derdi hep. Union Saint-Gilloise maçı kadrosunda böyle bir lüksü yoktu. Maçı bitirecek bir kadro yoktu çünkü...
Okan Buruk, Şampiyonlar Ligi için eldeki en iyi on biri sahaya çıkarmış, Fenerbahçe derbisi için ise sağlık heyeti ile Pazartesi gününe kadar mesai yapmayı göze almış... Daha 6 gün var ne de olsa...
Bunca eksiğe rağmen en kötü senaryo ise daha 3. dakikada kendini gösterdi. Gabriel Sara sezon başından bu yana ortada yok, direkten dönen topunun dışında mecburen sahadaydı.
Gabriel Sara’nın yanında çok şey beklenen İlkay Gündoğan kariyerinin en kötü ilk yarısını oynadı. Ve hatta 90 dakika kötüydü. Sakatlıktan çıktı kabul ama dönüş bu kadar mı zor olur bilemedim...
Orta sahadaki formsuzların bir de yalnızı vardı... Torreira... Lucas Torreira sahada ikizini aradı. Lemina’nın yokluğunda ileri çıkamadı. Üretken olamadı. Orta sahadaki bu dezavantaj İcardi’nin futboluna yansıdı. İcardi ilk yarıda sadece 7 kez topla buluşabildi. Ama bu sadece onun suçu değildi, topu ona aktaramadılar... İlk yarıda en çok sonuca gitmek isteyen isim Barış Alper Yılmaz’dı... Ama yetmedi...
Dün gece Galatasaray’ın bedeni sahada ama aklı bence derbideydi... Liverpool, Bodo Glimt ve Ajax maçlarının enerjisi yoktu sahada.
Yedek kulübesi olmayan Galatasaray golü bulamayınca sinirler gerildi. Union Saint-Gilloise takımının tuzağına düştü Sarı-Kırmızılı takım. Sakin kalamadılar. Oysa 1 puan da yeterdi. Rakibin futbol kurnazlığına hakemin saflığı da eklenince 3 puan hedefi “Keşke 1 puan alsak” beklentisine dönüştü...
Hakemin saflığı dedik ama öyle böyle bir saflık değil bu. O da Galatasaray gibi tuzağa düştü. Maçta kırmızı kart görmesi gereken isim skoru değiştirdi. Hakem de uyudu VAR da öyle. İspanyol hakem, golü atan David’e, Uğurcan’ın ayağına bastıktan sonra ikinci sarı gösteremedi... Yerinde ya da TV’den çok Şampiyonlar Ligi maçı izledim ama bundan daha kötü bir hakem görmedim. İcardi’den bile kötüydü hakem!..
Sonuç olarak sezona nokta transferler yaparak giren Galatasaray, Okan Buruk döneminin en zayıf yedek kulübesiyle çıktığı hedef maçında eli boş kaldı. Kadro mühendisliği mi, yanlış tercihler mi bunu muhatapları açıklar ama Şampiyonlar Ligi’nde bu kadar eksik kalırsan garanti 3 puan alacağın maçta bile sıfır çekersin... Şimdi iki büyük deplasman var. Biri Fenerbahçe, diğeri Monaco. Galatasaray’ın bir an önce fabrika ayarlarına dönüp, bu maçlardan kayıpsız çıkması lazım. Bu iki maç da çok kritik ve hedef maçları. Olası kayıplarda hem Türkiye’de hem de Avrupa’da hedefler hayal olur.


