Dilimize vuranlar
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Dilimize vuranlar

Siyaset artık iyiden iyiye güvenilmez, neredeyse borsa simsarlığı derekesindeki bir etkinlik türü olarak anlaşıldığından, toplumun ve ülkenin bütününden sorumlu, güvenilir bir merciye duyulan ihtiyaca işaret gibi dolanıyor “devlet politikası” kavramı

Dilimize vuranlar

Hukuk, adalet, adliye 

İki ay kadar önce Adalet Bakanı Yılmaz Tunç görevden alınıp yerine eski İst. Başsavcısı Akın Gürlek atanınca, her fırsatta dilin yüzey yapısına kaçan dikkatim, “hukuk, adalet, adliye” gibi sözcüklerin birbirine karıştırıldığı örneklere daha sık takılmaya başladı. Belki de bu sözcüklerin hatalı hatasız her tür kullanımı gitgide ağırlaşan bir gerçekliği temsil ettiğindendir.

Aslına bakılırsa “hukuk” bizim gelmiş geçmiş hemen tüm anayasalarımızda devletin temel tanımlayıcısı olmuştur: “Türkiye Cumhuriyeti ... bir hukuk devletidir.” Burada üç noktayla işaret ettiğim üç sıfat, yani “laik, demokratik, sosyal” sıfatları, “hukuk devleti”nin nitelikleridir.

Gelgelelim bu temel, zaman içinde her zaman stratejik referansı olan “evrensel hukuk” yönünde geliştirilip sağlamlaştırılmak yerine her fırsatta iktidarların lehine zayıflatıldı ve bugün neredeyse Trump ABD’sine paralel olarak yok edilmeye, yerini keyfî kararlara bırakmaya yüz tuttu. Oysa sözcük, “hukuk” sözcüğü, hâlâ kullanılıyor, evrensel olan ile olmayan artık neredeyse hiç ayırt edilmeksizin.

Kavramın bu durumu bir kaypaklaşmaya, anlam bunalımını aşıp bulanıklığa varıyor, gitgide daha itici, bazen de tiksindirici bir hal alıyor, tıpkı sanayi atıklarının karıştığı akarsular gibi. Tiksindirici, çünkü bu durumun kaynağında yalnızca bilmezlik değil, fütursuz ve kurnaz bir çıkarcılık yatıyor.

Maliye, Askeriye, Mülkiye, Sıhhiye, Dahiliye, Hariciye, Harbiye, Adliye...

Bunlar devlet örgütünün Osmanlı’da oluşmuş başlıca tarihsel bölümleri, yani teşkilat ve disiplinleri. Terim olarak hepsi de bugün az çok kullanılıyor ama, tümünün tam olarak anlaşıldığını söylemek zor.

“Adliye” teriminin tarihsel anlamı adaleti sağlamakla görevli teşkilat ve disiplin idi. Günümüz Türkçesinde ise hayli indirgenmiş bir içerikle, daha çok Adalet Bakanlığı’na bağlı binalar için kullanılıyor. “Çağlayan Adliyesi” örneğindeki gibi.

Aynı alanda ‘dava’ ile ‘mahkeme’, ‘mahkeme’ ile ‘duruşma’ birbirine karıştırılıyor. ‘Dava açmak’ yerine ‘mahkeme açmak’; ‘duruşma ertelendi’ yerine ‘mahkeme ertelendi’; ‘öğleden sonraki duruşma’ yerine ‘öğleden sonraki seans’ demek, gündelik kargaşalardan. Zihinler de bedenler gibi, gitmek istemedikleri yerlerde tutunmak istemeyip geri geri kaçıyor.

“Hukuk devleti” derken kastettiğimiz evrensel hukuk ile, yürürlükteki yasa ve yönetmelikler anlamına gelen “pozitif hukuk” arasındaki farklılaşmayı, hatta zıtlaşmayı, bu kez dil hataları yönünden değil de hukukun dışına çıkma süreci yönünden, somut hayatımız açısından açıklayan gazeteci Barış Pehlivan’ın tespitleri, işin gerçeklik yönünü daha iyi görmemize katkıda bulunuyor.

* * *

Devlet politikası

Bu terim özel bir işe yarıyor olmalı ki, o çok zorlayıcı Kürt sorunu çerçevesinde özellikle sık kullanılır oldu. Siyasi partiler üstü, devletin gözden ve gönülden ırak gizemli asli kurumlarınca oluşturulmuş politik plan/program/ilkeler gibilerden bir anlam yüklüyoruz bu söze.

Siyaset artık iyiden iyiye güvenilmez, neredeyse borsa simsarlığı derekesindeki bir etkinlik türü olarak anlaşıldığından, toplumun ve ülkenin bütününden sorumlu, güvenilir bir merciye duyulan ihtiyaca işaret gibi dolanıyor bu “devlet politikası” kavramı. Böyle denince anlıyoruz ki devletin MGK gibi, askeriye gibi, güvenlikten sorumlu, gizli açık her tür kurumu tarafından ve her tür kurumu/siyasetçiyi bağlamak üzere oluşturulan politikalardır söz konusu olan. Eşeğini sağlam kazığa bağla, öyle Allah’a emanet et, demiş atalar. Sözüm meclisten dışarı, bu meselede sağlam kazık herhalde “devlet politikası” denince akan suların duraksadığı politikalar oluyor.

“Terörsüz Türkiye” adı altında Devlet Bahçeli tarafından küt diye başlatılan süreç bile, araya belli belirsiz sokulan “devlet politikası” fısıltıları ile ite kaka da olsa yürürlüğe konulmaya çalışıldı. Ancak, ne vakit nasıl yapılacağı bir türlü belirginlik kazanmayınca Bahçeli de tepki yaratabilecek olumsuzlukların önünü almaya çalışarak, dünkü grup konuşmasında bu konuda "oyalanmaya gerek yoktur" demek gereğini hissetti. Ama bu türden boşa çıkan uyarılarının sayısı arttığından olmalı, kendisi de artık biraz Bülent Arınç işlevini üstlenmiş gibi görünmekten kurtulamıyor.

* * *

Dünya lideri

Her ne kadar Türkçe bir rap şarkısına konu olduysa da, son zamanlarda çokça işittiğimiz “dünya lideri” sözü kökeni açısından tekil değil, çoğul. İngilizce “World Leaders” teriminden.

Bu terim ünlü Davos Forumu’ndan bu yana, nüfusu, yüzölçümü, iktisadi durumu vb. açılardan dünyanın ilk sıralardaki ülkelerini bir araya getiren forumların liderleri anlamına geliyor. Dolayısıyla, gülünç duruma düşmek istemeyenlerin, “dünya lideri” sıfatını bu çerçevede kullanması gerekiyor. Başka bir deyişle buradaki “dünya liderliği”, sizin kişi olarak birinci sınıf bir lider olup olmadığınızla değil, ülkenizin boyu posu ve gücü kuvvetiyle ilgili.

İlgili İçerikler