Bahse var mısın?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Bahse var mısın?

Bizim zamanımızda bahse (şike) yakın iki şey vardı. Ya yenil diye para teklif ederlerdi, ya da galip gel diye. Şimdi konuşulan bahis kombinasyonlarına bakıyorum da; vallahi akıl sır ermiyor. Allah sonunu hayır etsin, sanki maçın her dakikası herkes birbirini dürtüyor: Bahse var mısın?

Bahse var mısın?

Düştüğüm durumun farkına varmam için bir on yıl geçmesi gerekecekmiş.

Beşiktaşlı arkadaşımın, Fenerbahçe basketbol takımına 2016 Euroleague final maçındaki o müthiş desteği ve ilgisinin sebebi oynadığı bahismiş meğer.

Hani şu son günlerde medyada bahsi epey geçen bahis...

Bense; bir şekilde ekrana takılıp kaldığımda bir Fenerbahçe taraftarı olarak Beşiktaşlı olan arkadaşımın son saniyelerde kaçan şampiyonluğumuza neden bu kadar üzüldüğünü, neden bu kadar kendini yerden yere attığını hayra yormuş ve çok centilmence bulmuştum.

Eğer şu günlerdeki bahis göz altılarının sohbetini yapmasaydık belki de hiç itiraf etmeyecekti ve ben nerden bilebilirdim, son üç maaşına denk gelen bir tutarı, o maçta Fenerbahçe’nin şampiyonluğuna yatırmış olabileceğini.

İnanın, gülmekle ağlamak arasında kaldım bu itirafı duyduğumda, yine ıskalamıştım; bir güzelliği bir fenalığa kurban vermiştim yine.

Eski bir futbolcu olarak neden maç izlemediğimi merak edenler oluyor.

Maçlara gitmemem ya da televizyonda bir şekilde denk gelmedikçe izlemiyor olmam da dostlarım arasında sıkça konuşulur.

Bu bir dönem hayatım olarak bildiğim ve yine o dönemde mesleğim olarak seçtiğim ‘futbolun asla sadece futbol olmadığı’ ile de ilgili değildi aslında.

Bu durumu, bir maçı izlediğimde sahada gördüğümden daha başka şeyler canlanıyor zihnimde diye açıklayabilirim belki.

Bugünlere kıyasla çok daha masum kalan nedenlerle uzaklaştığım futbolda; uzun zamandır yaşananları izledikçe, hala seyredecek bir şey olmadığını görüyor olmaktan da memnun değilim.

Uzun yıllar önceydi ama olsun, söyleyip rahatlamak istiyorum.

Profesyonel olarak oynadığım kulüplerde, üç kuruşa görece daha fazla imkan yaratan bir kurum takımı hariç, anlaştığım tutarı ya hiç alamadım ya da eksik aldım birçok arkadaşım gibi.

Paramızı almak için sadece sahada oynamak yeterli değildi, saha dışında da oynamak gerekiyordu ancak bu başka bir maharet istiyordu.

Sosyal güvenlik haklarımız yasayla net olarak belirlenmiş olmasına rağmen o kadar az gösterilmişti ki; ve biz çok gençtik, farkında bile değildik.

Bugüne gelince, dönüp dolaşıp tekrar okuduğum haberlere bakıp da kimseyi suçlayamam, kim ne yaptı, yapmadı onu da bilmiyorum ve haksızlık etmek istemem.

Fakat bazı konularda ön yargılı bir insanım.

Mert Hakan Yandaş’ı hiçbir zaman bir sporcu gibi görmedim, Ahmet Çakar’ın da bir spor adamı olduğunu asla düşünmüyorum.

Ve mesela, bir bahis şirketi patronunun, spora bu pencereden bakan birisinin Fenerbahçe başkanı olması kendi hayali olabilir ama benim gibi bir Fenerbahçelinin asla.

Bu listeyi uzatabilirim fakat niyetim başka.

Mesela bizim zamanımızda örnek aldığımız futbol sporunun sembol şahsiyetleri vardı, onlar için öyle güzel şeyler söylendi ve yazıldı ki...

Lefter, Can Bartu, Metin Oktay, Metin Kurt ve niceleri gibi olmak, onlar gibi anılmak istemişti benim gibi futbol  romantikleri.

Son olarak; bir de bizim zamanımızda bahse (şike) yakın iki şey vardı. Ya yenil diye para teklif ederlerdi, ya da galip gel diye.

Şimdi konuşulan bahis kombinasyonlarına bakıyorum da; vallahi akıl sır ermiyor.    

Allah sonunu hayır etsin, sanki maçın her dakikası herkes birbirini dürtüyor:

Bahse var mısın?

Eyvallah.

İlgili İçerikler