Nedir bu, her gün her akşam hiç değişmeyen aynı yüzler, ikili üçlü gruplar halinde tivitler bir araya geliyor ve aynı dar kalıpların içinde, benzer lafları aynı takıntılı dedikoducu düzeyinde, siyasi tartışma yapıyormuş gibi bir edayla ve ciddi suratlarla laflıyorlar.
İçlerinden biri kazara ışıklı bir söze başlar gibi olsa, bir diğeri hemen sözünü kesiyor, ısrarla aynı anda konuşmaya başlıyor. O olmazsa moderatör hanım ya da beyfendi derhal parmağını uzatarak olaya müdahil oluyor. Çok az zamanımız kaldı veya kısa bir reklam arası, silahlarından birini çekerek, çıkıntı yapan kendini bilmez ışıltıyı söndürüyor.
Diğerleri için, 'medyatik bir insanın ne söyleyeceği önceden biliniyorsa o kişinin işi başlamadan bitmiştir' özdeyişinin gereği olarak, izleyicisi de gereğini yerine getiriyor ve dönüp kendi işine gücüne bakıyor.
Yazıktır insanlara, dişe dokunur sadra şifa bir şeyler bekliyorlar, olmazsa da umutsuzca kanal değiştiriyorlar. Çünkü;
Yıllardır aynı adamların, aynı dedikoducu ruh hali ile tivilerde kesintisiz boy göstermesi ve yokuş aşağı bir düzey kaybı ile, yokuş yukarı bir öfke ve nefret patlaması sergileyen diplomalı hitabeti, ülkenin ortak aklını karıştırmış olsa da ortak sezgisinin işleve girmesiyle sonuçlanmasını engelleyememişti.
Şimdi yeni yollar bulmanın, yeni keşifler beklemenin tam zamanı. Mutlaka kuytularda kozasını ören birileri vardır, kelebekleri beklemek bu toplumun hakkıdır.
Liderler, parti başkanları ve kanaat önderleri kendilerinden gelecek adına umut kestilerse, istifa etmelidirler. Yok hâlâ umut taşıyorlarsa gizli gölgelerinden sesler çıkarmak yerine açıklığa, aydınlığa çıkmaları gerekir.
Yani yetki isteyecekleri toplumun gözü önünde, tivilerde karşılıklı oturup saygı ve edepleriyle konuşmalı, umut vermeli, örnek olmalı.
Bunu da beklemek bu toplumun hakkıdır.
Siz onların afur tafurlarına, şişmiş güvenlerine bakmayın hepsi mahcup, utangaç, içe dönük, içten pazarlıklı kişilerdir, bilinir. Çare;
Geçmişte yayınlanmış "Evlen benimle" programında olduğu gibi perde ile bölünmüş bir sahne düzeninde onlar birbirlerini görmeden, birbirleriyle rahatça konuşmalı, bizler de geleceğimizin sigortalarını öfke ve nefretle değil, sevecenlikle izleyip, işimize gelenin yanında gönül rahatlığıyla yer alabilmeliyiz, kafa bulmalıyız. Kısaca;
Ey parti başkanları, ürkekliği bırakın kahvelerinizi içerken aranızda konuşun, konuşun… Utanmayın!.. Nasıl olsa hepiniz aynı ekonomik rejimi savunuyorsunuz, dinleyelim sizleri.
Bunu istemek de, beklemek de bizim hakkımızdır!... Görelim sizi.


