Bir polis gözaltındaki bir kadına “Cinsel organını aç” diye buyurduğunda… Bir polis de intihar ediyordu!
İlk polis bir kadına “şiddet” uygularken… İkinci polis de maruz kaldığı manevi maddi “şiddet”in neticesinde kendisine “ölümcül şiddet” yöneltmişti.
50 güne yakın tutuklu kaldıktan sonra serbest kalan İstanbul Büyükşehir Belediyesi müdürlerinden Fatoş Pınar Türker, gözaltına alınır alınmaz üstüne çullanan eziyet, nefret, şiddet ve işkenceyi açıklıkla anlattı. Yetmemiş bir savcı da “reşit olmayan çocuklarını almak”la tehdit etmişti.
O polis, artık her kimse, karşısına ilk çıkan “düşman”a bakmak yerine, bir oturup düşünebilir mi acaba, altı ayda üçü emekli, 40 kadar polis neden intihar etti diye!
Çevik Kuvvet’ten Burak Akın, henüz 22 yaşındaydı; İstanbul’da hayatına son verdiğinde. Trafik polisi Mehmet Erbil, ceza yazdığı kişi bir amirin yakını olduğu için “mobbing”e uğrayıp intihar ettiğinde, geride biri otistik iki evladı kalmıştı. İzmir’de polis memuru Ertuğrul da, kim bilir hangi eziyetler yüzünden seçtiği ölümden sonra bile suçlanmasın diye, “kripto, kumar vb. bağımlılıklarım yoktu” diye mektup bırakmıştı.
Yıllar önce Çeşme’de Adliye önünde intihar eden polis memuru Erol’u defalarca yazmıştım. Mektubunda küçücük borcunun nasıl ödenebileceğini bile vasiyet etmiş, intiharının meslektaşlarının uğradığı baskı, haksızlık, adaletsizliklerin giderilmesine yaramasını dilemişti!
Sadece altı ayda 40 kadar polis hayatına son vermiş. “Halkı korumak”la görevli, ama sık sık devleti, iktidarı kendileri gibi insanlara karşı korumak için öfkeye, nefrete, şiddete tayin olmuş polislerden birçoğu kendi hayatlarını, haysiyetlerini, çocuklarının geleceğini koruyamıyordu.
Sık sık söylediğim, yazdığım bir şey vardı. Yeri geldiğinde kimi polisin yüzüne de söyledim: Devlet, iktidarlar sizin haksızlıklarınızı, insan hakları ihlallerinizi kolluyor, hatta başka insanlara haksızlıklar yapmaya adeta teşvik ediyor… Ama maruz kaldığınız meslek içi haksızlıklara karşı sizi kollamıyor!
Eski bir yazımın başlığıyla, kısaca: Haksızlığı savunma, hakkını savun!
İşin bir özeti de bu: Haksızlıklara, adaletsizliklere, baskıya, manevi-maddi şiddete, eziyete maruz kalanların, bunu adeta bir çocukluk travması gibi sürekli ruhlarında taşıyıp öfkeyi, şiddeti başkalarına yöneltmesi. Karakoldan aile içi şiddete kadar!
“Kamu görevi” yaptığı varsayılan bir polis, kamu görevi yaparken gözaltına alınan (“Suçsuz” ama suçlu suçsuz olması da önemli değil!) bir kadına “cinsel şiddet” uygulayarak onu aşağılamayı “görev” biliyor! Bilemem elbette, ama bu yıl intihar eden 40 kadar polisten bazıları da sokakta, bir protesto yürüyüşünde mesela, başkalarını “düşman” görüp şiddet uygulamış mıydı acaba?
Bu nefret-şiddet-eziyet düzeni ve düzeneği “hasta” ediyor! Kesif adaletsizlikten kıvrananlar, üzerlerinde üniformayla, korumakla mükellef oldukları halkın bir kısmını düşman görmekle donatılıyor. Devlet dili o; iktidar dili tamamen o!
Maruz kaldığın mobbingden, eziyetten, şiddetten yakınma; başkalarını şiddete maruz bırakırken de bunu dert etme!
Bu şiddet dili ve atmosferi okul basan çocuklara da ulaştı (katliam yapan da bir polis çocuğuydu mesela…) 24 yaşındaki gencecik Irmak Ayşe öğretmeni intihara sürükleyen baskı ve şiddetin faili “Müdire Hanım”a da!
Bu ülkede “sıradan kamu görevlileri”nin çoğunun anlayamadığı şu: Düşman gördüğün o kadınla aynı adaletsiz düzenin mağdurusun aslında. Jandarmasın ya mesela, yerlerde sürüklediğin köylüyle benzer kökenlerin sahibi, benzer haksızlıkların kurbanısın esasında. Madenciyi, işçiyi copladın ya; yılda 2 binden fazla ölü işçiyle esasen aynı sınıftansın.
Üstüne üniforma, eline tabanca, beline cop verildi diye; bir de “görev bu ya” diyerek, kafadan ve gereksiz şiddet uyguladığın insanlarla aynı geçim dertlerinin, aynı gelecek endişelerinin, çocukların için benzer tedirginliklerin içindesin.
Neden polis sendikalarına izin verilmiyor ve sendikasız polisler neden örgütlenmek, hakkını aramak, sesini duyurmak isteyenleri “düşman” görmeye sürükleniyor, bir düşünmek lazım memur beyler ve hanımlar!
Düşünmeye, altı ayda 40 kadar, geçen yıl 100’e yakın meslektaşı neden intihar etti diye bir başlar insan. İster üniformayla ister evinde onu çıkardığında. Yok ama, onun yerine mitingdeki kadını saçından sürüklersen, gözaltına alınmış kadına “cinsel organını aç” dersen maruz kaldığın haksızlık ve adaletsizlikler de bitiyor, evine, yuvana, ailene huzur geliyor, değil mi!
KK da, bu adaletsizlik düzeni sürsün diye ana muhalefeti oymaya çakma amir tayin edildi ya, sırıtıp dursun işte!


