Kırıkhan’da bir dostumuz depremden hemen önce taşındığı, depremden sonra epeyce hasarlı olarak ayakta tutunmaya çalışan apartmandaki dairesine giremediğini, zaten her şeyin yağmalandığını söyledi ve ekledi:
“İnsan kurtarmak için kepçesini zar zor kullananlar, apartmanın demiri vesairesi için canla başla çalışıyor. Çünkü insan para etmiyor; demirler, hurdalar para ediyor”
İyi insanların, her yöreden, her milletten kurtarıcıların, canla başla uğraşan iş makinesi operatörlerinin hakkını bir kez daha teslim ederek böyle bir doğruyu, iyilikleri ezip geçmeye muktedir kötülükleri, ihtiras ve arsızlıkları, insanı menfaat için insanlıktan çıkaran çarklar ve büyük operatörleri de biliyoruz elbette.
Bu kötülük düzeni, “maddi ve manevi cilalar”la insanı ve ülkeyi değersizleştirmesinin üzerini örttü ve hala buna seferber tüm otoriterliğiyle.
Ülkenin toprakları, tarihine kadar varlıkları, yağmalanan doğası, ormanı, kıyıları rant açısından bir azınlık için “kârlı” yapılırken, toplum ve gelecek açısından değersizleştirildi.
Eğitim, üniversiteler sözde yaygınlaştırılırken, bilgi, bilim, özgür ve eleştirel düşünce açısından değersizleştirildi.
Çizgi: Tan Oral
Ülke betona gömülürken, insan hayatı beton karşısında ve enkaz altında değersizleştirildi.
O beton binaların bedeli, kirası yukarı zıplarken, insanın konut ve saygın yaşama hakkı değersizleştirildi.
Bırakın doğru dürüst bir sofrayı, yoksulluk sınırı üzerinde yeterli ve dengeli beslenmeyi filan; insanın beslenme hakkı, içi boşaltılan lahmacun ve fiyatı katlanan simit karşısında bile değersizleştirildi.
Kadının sadece kimliği değil, hayat hakkı, insanlık onuru, eşitlik ve hakkaniyet umudu, karanlık erkek kafaların ve işbirlikçisi kadınların elinde, dilinde değersizleştirildi.
Çocukların hakları, haysiyeti; tecavüzcülerin, tacizcilerin ödüllendirildiği bir zihniyet tarafından değersizleştirildi.
Aklı, vicdanı, muhakemesi, bilgisi, insanlığı değerli olan ve başka insanlara da o akılla, o yürek ve vicdanla seslenen, yazan, çizen, anlatan, araştırdıklarını paylaşan herkesin itibarı, değersizleştirilemediyse de, değersizleştirmek için saldırıya uğradı.
Gazetecilik, vicdan ve basın özgürlükleri, demokratik haklar, tüm özgürlükler; bu kötülük düzeninin tapınmacı hiyerarşisi ve otoriterlik karşısında değersizleştirildi.
Gençlik ve gençler; arsızlık, saldırganlık, hırsız kovalayan bir valeyi orada cansız bırakabilen vahşilik, kayırma ve ayırma, bedeli yüksek geleceksizlik cehenneminde değersizleştirildi.
Boyun eğen, biat itaat eden, yalakalık ve uşaklık yapan, kula kulluk eden, omurgasızlığından utanmayan, eski düşüncelerinden bile önce kendisi korkanların bürokrasideki, piyasadaki, üniversitelerdeki, medyadaki varlığı, ortak aklımızı, ortak vicdanımızı, umutlarımızı değersizleştirdi.
Farkı düşünen, insanlara nefret ve düşmanlık aşılamayan din adamlarına bile tahammülleri yok kötülük müritlerinin. Görevden alıyor yahut intihara sürüklüyorlar.
Tacizcileri, tecavüzcüleri, katilleri korurken kollarken, onca günahlarını ve kötülüklerini, yedikleri kul hakkını da naneleri de örtmek için topluma sürekli ahlak despotluğu boca ediliyor.
Kadını, çocuğu aşağılıyorlar; cinayetlerde öldürülen kadınların sayısını bile vicdani, ahlaki, hukuki bir sorumlulukla tutmuyor, gerçek enflasyon gibi onu da gizliyorlar.
Kötülük düzeninin tüm hoyratlıkları, kutsallıklar, inançlar ve baskı yoluyla gizlenmeye çalışılıyor zaten.
Durumun özeti şu haberdeki gibi, yazının girişindeki kötülük operatörlerine inat bu kaybımızı da saygıyla anarak:
“Kontrollü yıkımda, enkaz altında kalan kepçe operatörünün cesedine ulaşıldı.”
Ülke de böyle.
Kontrolsüz bir yapılandırma…
Kontrolsüz bir yıkım…
Altında kalan milyonlarca insan; çocuk, genç, kadın! Hayat, tabiat, haysiyet, hakkaniyet!
Umur Talu kimdir?Umur Talu, ilk, orta, liseyi Galatasaray Lisesi'nde yatılı okudu. 1980'de Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi'den mezun oldu. |


