“Şu anda karşınızda yüzde 49.5 oyla yeniden iktidara gelmiş bir Başbakan var”.
Tam bir gurur patlaması, yüzünde gülücüklerle devam ediyor:
“Etkin bir hükümet, dinamik bir demokrasinin hüküm sürdüğü bir ülkeden söz ediyorum”.
Brüksel’de Avrupa Birliğindeki 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarına yaptığı konuşmaya böyle başlıyor Ahmet Davutoğlu.
28 ülkenin başkanları şaşkın, evet biliyorlar Anadolu gururunu, Davutoğlu’nun her konuda yüksekten uçmasına, abartılı üslubuna alışkınlar. Yine de biraz “tevazu” bekliyorlar, Batılı sıradan insanların adeti olduğu üzere.
Davutoğlu hızını alamıyor, “İstanbul’da inşa etmekte olduğumuz yeni hava alanı” diye devam ediyor, ne alaka ise, o inşaattan övgüyle söz ediyor.
AB liderleri birbirine bakıyor, “ne diyor bu adam” gibilerinden ama, renk vermiyorlar. Ne de olsa, “o adama” muhtaçlar, işleri var “o adamla”.
Malum, “mülteci” meselesi.
On beş gün önce Brüksel. Türkiye ile AB arasında mülteci sorunuyla ilgili toplantı var. Bu konuşma oradaki kapalı toplantıda. Bu sahneyi size, Die Zeit gazetesinin Internet sitesinden aktarıyorum, “Panikle Pragmatizm Arasında” başlıklı bir haberden. Batıda paniğin kaynağı mülteciler.
Sınırdaki fotoğraf

Avrupa basınında dün en çok okunan haber “Türkiye ile mülteci pazarlığı”. Buna bağlı olarak, dün Davutoğlu’nun Brüksel’de AB ile mülteciler görüşmesi.
Haberlerin başında bir fotoğraf dikkat çekiyor. Türkiye’nin Yunanistan sınırında çekilmiş bir fotoğraf.
İki polis, ellerinde dürbün, sınırı gözetliyor. Türkiye’nin AB’ye verdiği söz doğrultusunda sınırı kontrol ediyor, bizim sınırlarımızdan karşıya mülteci sızmasını önlemek üzere. Bu fotoğraftan AB çok memnun.
Para ve fasıl
Suriye ve Irak’ta ülkelerinden kaçan mülteciler soluğu Avrupa’da almaya başlayınca, bu ülkelerde şafak atıyor. Çare gecikmiyor:
“Türkiye’ye rüşvet vermek, Türkiye’yi hoşnut tutmak, Ankara ile iyi geçinmek”.
Bunun iki yolu var.
1-Para, para, para.
2-Türkiye-AB arasında müzakerelere yeniden başlamak. Birkaç yıldır buzdolabına konulan fasılları açmak.
AB liderleri Davutoğlu’nu o nedenle sabırla dinliyor, o nedenle kırmızı kapaklı dosyaların mühürlerini açıyor, yetmiyor, karşılamada önüne kırmızı halı seriyor.
Davutoğlu da, bütün bu hazırlıkların kendi yüksek şahsiyetine yapıldığına inanıyor, çevresini bir kez daha gururla süzüyor.
Bir zamanlar Türkiye denilince, köşe bucak kaçan AB liderleri, Türkiye ile toplantılara şimdi koşa koşa geliyor. Başı Merkel çekiyor. Bu tavrından dolayı Merkel’i Almanya’da eleştirmeyen yok.
AB ile müzakereler başlayınca, bunun “sahici başlamak” olduğuna Türk Halkını inandırmak için bizim TV’ler de, Davutoğlu’na ve ilgili bakanlarla koşa koşa röportaja gidiyor. Ne de olsa, emir demiri kesiyor.
Brüksel dün
Davutoğlu dün yine Brüksel’de, mülteci konusunu ele almak üzere.
İnsan hakları, demokrasi, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, temel hak ve özgürlükler, yargı bağımsızlığı, yolsuzluklar nedeniyle son yıllarda yerden yere vurduğu Türkiye’ye, AB dün hüsnü kabul gösteriyor. Nedeni var.
Ekim, Kasım aylarında AB ülkelerine günde 6.970 mülteci girerken, bu sayı bugün 3.731’e düşüyor. Sadece 1-15 Aralık arasında AB ülkelerine günde 4.632 daha az mülteci giriyor.
AB komiseri bu rakamları dün Davutoğlu’na bizzat aktarıyor, AB adına teşekkürlerini sunuyor:
“Mültecilerin AB’ye girişini siz engellediniz, sınırları iyi kontrol ediyorsunuz”.
Sınırda çekilmiş fotoğraf var ya, o boşuna yayınlanmıyor.
Para nerede
Türkiye Avrupa’ya mülteci sızmasını önleyecek, karşılığında AB üç milyar Avro verecek. Türkiye sınırları sıkı kontrol ediyor ama, para henüz yok.
Üç milyarın bir milyar Avro’su doğrudan AB’den, iki milyarı da AB ülkelerinin kendi aralarında toplayacakları paradan oluşuyor.
Para henüz yok, çünkü Kıbrıs Rum Kesimi ve Belçika para vermeye yanaşmıyor.
Para meselesindeki tereddüt, ayrıca Ankara’nın “daha çok para isteyebileceği” inancından kaynaklanıyor.
Uluslararası Af Örgütü
Brüksel’e dün bir de Uluslararası Af Örgütü çomak sokuyor. Örgütün Brüksel’e gönderdiği raporda iddia şu:
“Türkiye hem para alacak, hem de mültecileri ülkelerine dönmeye zorlayacak. Bu insan haklarına ve uluslararası hukuka aykırıdır.
Mülteciler burada, bir yere gitmiyor, propagandası için de, onların bir bölümünü Erzurum ve Osmaniye’deki kamplarda tutarak, dünyaya gösterecek”.
Başta Kıbrıs Rum Kesimi, Çek Cumhuriyeti, Macaristan olmak üzere örgütün bu tezini çok benimsiyorlar.
Türkiye’nin ayaklarına serilen “kırmızı halıda” AB tango yapıyor. İki ileri, bir geri. Belli ki, zaman içinde kırmızı halı daha çok olaya tanıklık etmeye aday.


