21 Haziran 2022

Arkaik tutumlar

Hukuki ve siyasi rejim, başka kurallar ve hukuki yapılanma üzerine sürmeye devam etse bile hâlâ aşağılayıcı, küçük düşürücü sürme halleri, ceza verme biçimleri sürmekte

Bir haber okunuyor; anlaşılması zor, ama anlaşılması bir o kadar da gündelik, tanıdık diye nitelendirilebilecek bir haber sanki? Eskiden beri duyardık; mesela İstanbul'dan bir polis memurunun torpilli birisine çatıp da sürüldüğünü veya sürülme tehdidi aldığını. Devlet memurluğu sürülmek üzere bir hiyerarşiye sahip gözüküyor eskiden beri. Osmanlı'dan gelen bir adet, rejim eşitlik ve Cumhuriyet ilkeleri üzerine kurulu durmakta olsa bile geleneksel siyasi yapıların sosyolojik alışkanlıklar olarak hemen kaybolmayacağını tahmin etmek pek de zor olmasa gerek? Sosyoloji ve hukuk bu tip örneklerle dolu. Okuyoruz, duyuyoruz. Ancak, bu eski yapılanmaların aradan geçen onca modernleşme ve daha sonra da küreselleşme (dünya ile bütünleşme ve kıyaslanma) dönemine rağmen hâlâ durmakta olduğunu görmek, belki de şaşırtıcı olmasa bile yine de şaşkınlık verici olması gerekiyor.

"Gerekiyor" diye bitiriyorum cümlemi, çünkü normal şartlarda "gerekli olan" değişmesi gerekirken, bazı feodal veya arkaik yapıların, gerçekte fili olarak hiyerarşik de olsa, eşitlik üzerine kurulu bir hukuk alanında yeri nedir? Hâlâ İmparatorluk hiyerarşisi içinde kalmaya devam etmesinde mi yatıyor bu durum? Hukuki ve siyasi rejim, başka kurallar ve hukuki yapılanma üzerine sürmeye devam etse bile hâlâ aşağılayıcı, küçük düşürücü sürme halleri, ceza verme biçimleri sürmekte, ne tuhaftır ki. 

Haber şöyle: Bir vali fazla mesai ücretini ödemediği itfaiyecileri, taleplerini dile getirdikleri için, cezalandırarak çöpçü vazifesine yerleştirmiş. Hatta dalgıçlık meziyetine ve deneyimine sahip olan ve kolay kolay edinilemeyecek bir vasfa gelmiş itfaiyecileri de çöpçü yaparak temizlik görevlisi olarak vazifelendirilmiş. Pek çok siyasi sürme vakası görülmüştür. Pek çok başka ülkede bazı önemli görevleri üstlenmiş olan müdürler veya tiyatroların başında olanların görevlerinin uzatılmadığını veya görevden alındıklarını okuduk, izledik. Hatta Fransa gibi "insan haklarının" ağızdan düşmediği ülkelerde bile siyasi kayırmaların yapılabildiğini gördük, duyduk veya okuduk. 

Ancak burada ilginç olan görevden alınma değil, başka bir vazifeye devlet memuru olarak görevlendirme söz konusu. Bazıları belki de temizlik işçilerinin rollerinin önemli olduğunu ve bu kıyaslamanın pek de yerinde olmayacağını düşünebilirler. Evet, temizlik görevlisi hijyen açısından çok ehemmiyetlidir. Bunun hakkını yiyemeyiz. Diğer yandan da daha eğitimli olmaya doğru meyleden ve hatta fiziki olarak belki de herkesin harcı olmayan dalgıçlık, yine de özel bir eğitime ve deneye bağlı bir meslek olarak yerleri süpürmekten daha zor olabileceğini düşünmemek de elde değil, bir bakıma. 

Bu şekilde ikinci kıstasa bağlı olarak diyebilirim ki, özel ihtisas gerektiren veya hatta fiziki bir antrenmana ihtiyacı olan bir mesleği yapan kişilerin valiliğe dava açması üzerine, "Sen misin dava açan… ben sana gösteririm Hanya'yı Konya'yı" diyerek cezalandırmaya gitmesi ise önce ahlaki ve sonra da hukuki açıdan sorunlu gözükmekte değil midir? Hanya Girit adasında bir şehir (ve sürgün yeri) Konya ise bildiğimiz Anadolu şehri. "Ben senin aklını başına getiririm" anlamına gelen bu cezalandırma yöntemi ise arkaik bir yöntem olarak 21. yüzyılın ilk çeyreğine gelmeye başladığımız bir zaman birimi içinde pek de azımsanmayacak geri bir tavrı ortaya koymuyor mu?

Ceza verme her zaman bazılarını gözetleyerek yapılan bir tutum değil; aynı zamanda arkaikliğin de bir göstergesi olmuyor mu?

Ali Akay kimdir?

Ali Akay Paris'te, 1976-1990 yılları arasında Paris VIII Üniversitesi'nde Sosyoloji, Felsefe ve Siyaset Bilim okudu. 1990 yılından beri İstanbul'da, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyesidir. Aynı Üniversitenin Resim Bölümü'nde 1992 yılından beri doktora derslerini sürdürmektedir. 

Yurt dışında Paris, New York ve Berlin'de dersler vermiştir. Türkiye'de ve yurt dışında birçok kurumsal ve kurum dışı sergilerin küratörlüğünü yapmıştır. 

1992 yılında Toplumbilim dergisini kurmuş ve 2011 yılına kadar bu dergiyi sürdürmüştür. 2011 yılında, Toplumbilim dergisinin yeni ismiyle şu anda devam etmekte olan Teorik Bakış dergisini kurmuştur. 

Yurt içinde ve yurt dışında yazıları  yayınlanmıştır ve sanat, sosyoloji ve felsefe üzerine birçok  kitabı vardır. 

Yazarın Diğer Yazıları

Sanat turları (2): 15. Documenta

Sanatın felsefeye her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu bir devreye mi girdik?

Sanat turları: Venedik Bienali

Bu sene, 59. Venedik Bienali’nin ana kavramı olarak İtalyan küratör Cecilia Alemani’nin seçtiği Leonora Carrington’un meşhur çocuk kitabı “Rüyaların Sütü” başlığı öne sürüldü. Göndermesini bir yüzyıl evvelki bir sanat akımının psikanaliz ile olan yakınlığına bağlayan bu rüya kavramı, elbette Freud’un 1900 yılında öne sürdüğü “bilinçdışının rüyalarda saklı” olduğu tezine bağlı olarak geliştirilmişti

Akıl gerçeği ve kanaat gerçeği

Sosyal medya dünyası (Facebook, Twiter vb.) arzularımız ve isteklerimiz sayesinde verilerimizi ele geçirmekte ve bunları satarak kullanabilmekte