08 Haziran 2022

Amerikan adaletinin aczi üzerine gerçek bir dram

Yakın zamanda izlediğimiz kimi filmler gibi bu da anneler ve kızları teması üzerine kurulu. Farkı şu ki, bu tümüyle gerçek olaylara dayanıyor. Ve böylece 'büyük ülke' ABD'de (bile) 'adaletin tecellisi' denen şeyin ne kadar zor olduğu ortaya çıkıyor

KAYIP KIZLAR

X X X

(Lost Girls)

Yönelten: Liz Garbus
Senaryo: Michael Werwie
Görüntü: İgor Martinovic
Müzik: Anne Nikitin
Oyuncular: Amy Ryan, Thomasin MacKenzie, Gabriel Byrne, Lola Kirke, Oona Laurence, Dean Winters, Molly Brown, Miriam Shor

Amerikan filmi, 2020.

Ülkemize gelmemiş olan bu ilginç film Netflix koleksiyonunda. Hayli uzun bir arayıştan sonra seçtim ve izledim; seçimimden de çok memnun kaldım.

Gerçek olaylardan alınma film, Robert Kolker adlı yazarın Lost Girls: An Unsolved American Mystery kitabına konu olmuş. Sonra birkaç belgeseliyle dikkat çekmiş yönetmen Liz Garbus'un eline düşmüş. İyi ki de öyle olmuş, çünkü naçizane düşünüyorum ki, bunu ancak bir kadın yönetmen böyle anlatabilirdi.

Olaylar 2010 yılında Ellenville kasabasında geçiyor. Üç kız sahibi bir anne, aslında daha 12 yaşında evini terketmiş en büyük kızı Shannan'ın birden ortadan kaybolduğunu öğreniyor. İki küçük kızkardeş hep ablalarının özlemi içinde büyümüş. Evde ondan kalan başlıca hatıra ise okulda söylediği bir şarkıyı içeren video kaydı. 

Ana-kız elbette en iyi ilişkiler içinde olmamış. Öyle olsa kız kaçar, bir 'koruyucu aile'den öbürüne dolaşır, sonradan da kimilerince 'seks işçisi' diye anılan kadınlardan biri olup çıkar mıydı? Ama elbette annelik anneliktir ve anne Mari Gilbert hep kızına yeniden kavuşma peşindedir.

Oysa Shannan gerçek anlamda kayıptır. Özel şoförüyle Oak Beach denen yere gitmiştir, orada olaylar olmuştur ve şoför bunları neden sonra biraz da olsa açıklar. Ama ne şoför, ne de Shannon'un erkek arkadaşı kadının kaybı üzerine yeterli bilgi veremezler. Birçok telefon kaydı, birkaç komşu tanıklığı olayın ciddiyetini gösterince, polis sonunda bir araştırmaya girer. Bunun sonunda civarda tam 4 kadın cesedi bulunur; hepsi 'düşmüş kadın' statüsünde olan...

Ama Shannon'uncesedi bulunmaz, ölümü kesinleşmez. Mari Gilbert inatla işin peşine düşer. Ama polis bir türlü tam görevini yapmaz, yapamaz. Böylece ABD'de tüm o gösterişli dizilerin tersine (FBİ, Chicago P. D. vs.) polisin birçok konuda ne denli yetersiz kaldığı, birçok suçun nasıl cezasını bulamadığı, birçok katilin elini-kolunu sallayarak dolaştığı ortaya çıkar. İşin içine kendi koşulları içinde yaşayan bir tür cemaat, gizemli ve şüpheli bir doktor da girer. Ve giderek bulunan ceset sayısı 10'a çıkar!.. Yine de suçlu ya da suçlular kolay kolay bulunmaz. Mari'nin inadına ve cesaretine karşın...Ancak bir yıl sonra tahkikat yeniden başlayacak ve dava devam edecektir.

Yakın zamanda izlediğimiz kimi filmler gibi bu da anneler ve kızları teması üzerine kurulu. Farkı şu ki, bu tümüyle gerçek olaylara dayanıyor. Ve böylece 'büyük ülke' ABD'de (bile) 'adaletin tecellisi' denen şeyin ne kadar zor olduğu ortaya çıkıyor. Bir dönemin çok sevilmiş ve benim gözdelerimden olan oyuncusu Amy Ryan mükemmel bir dönüş yapıyor, inatçı anne olarak... İyi niyetli komiserde İngiliz oyuncusu Gabriel Byrne (bugün 73 yaşında) yine özlediğimiz bir oyuncuydu. Gençler için de iyi şeyler söylenebilir.

Ve filmin sonunda hikayenin gerçek kişilikleri perdede karşımıza geliyor. Başta anne Mari olmak üzere...Ve bize Amerikan usulü adalet üzerine acı laflar ediyorlar. Bana sorarsanız, ne deseler az!..

Yazarın Diğer Yazıları

Kendine özgü bir fantastik sinema denemesi

Film belli motiflere ağırlık veren karışık bir yapı kuruyor; öncelikle bir western dekoru, atmosferi ve estetiği

Livaneli ve iki ilginç kadın yazarın kitapları

Zülfü Livaneli, Ayşe Övür ve Yeşim Rüzgar'ın yeni kitaplarına dair...

Yaz okumalarım: Başyapıtlar ve düş kırıklıkları

Başka yaz kitaplarından ilk fırsatta söz edeceğim...