29 Mayıs 2022

Sözlerin Altında Bir Plak Döner: O kanlı siperlerden geri çekilin!

İbrahim Tenekeci, benim dervişler listemde bir bilinçli birinci kişidir. Mesele sadece inancına dayanarak şiir yazmak meselesiyse tabii… "Şair kime denir?" derler ise, İbrahim Tenekeci benim için şairdir

Ne giysem yakışmıyor, uçurumlardan başka
Dağıtamıyor hiçbir güneş ruhumdaki sisi
Ve ben hâlâ yarın güzeldir diyorum,
Kalmasa da albenisi… 

Bazıları mekteplerden geçer. "Ben, ben!" diye, bağıra bağıra. Böylece bir mertebeye "erdim" der. Bazıları adı var mekteplerden cılız, sıska, ehemniyetsiz sözlerle çıkar. Bilmez ilk kurşunun nerede atılacağını, atılır kurşundan önce hiç yere. Sanki namlulardan sadece bir gürültü gibi çıkar. Hem ortalığı dağıtır, hem kendini durmadan. Sadece bir gürültüye teşebbüstür bu, anlamın evini yıkabilir. Ne kendine huzur verir, ne bir başkasına. Fakat bazıları çilenin kapısına bağlar canını, vuruldukça kapı ezilsin diye, boyuna bir tokmağın altında tutar yüreğini. Bazıları kapıları tekmeler, bazıları kendi sinesini kendi elleriyle yumruklar. Her yerine göğsünün kan oturana kadar. Bütün mektepler bir yana, iyi şair kalbindeki kuyuya atılmış taşları çıkarırken bile kanatır kendi ruhunu, herkesinkinden daha evvel, daha çok. Belki böylece günah çıkarır, belki böylece Tanrı'yla oturup bir başına kalır.

Parmağının ucuyla vicdanına dokunduğunda göğüs kafesi içine çöker de kalır. Çünkü bazıları iyi şiiri bir hastane odasından çıkarır da getirir. Hep söylerim, yine söylüyorum; tecrübe de güzel mekteptir. Ne varsa şiirinin içinde, onu göğsünün içinden çıkarır da getirir. Veremden, kanserden… Bizim bitmez nice ince dertlerimizden. Geçmiştir, uzun bir hastane koridorundan bir başına, yol vermiştir cenaze aracına durup bir hastane bahçesinin ağzında. Şiir ne zaman, nasıl, nereden gelir, sorsalar bunu belki şair bile bilemeyebilir. Ama iyi şairin, iyi şiirin içinde bir inanç vardır; sanki oturmuş içini Allah'a dökmekten getirir. İbrahim Tenekeci, benim dervişler listemde bir bilinçli birinci kişidir. Mesele sadece inancına dayanarak şiir yazmak meselesiyse tabii… "Şair kime denir?" derler ise, İbrahim Tenekeci benim için şairdir. Otursanız yüz yüze ayaklarını bağlar, elleri dizlerinin arasında, başı önünde, sanki çıkmış da bir heyetin önünde zamana karşı savunmasız, nahif sözler şakıyan, yanık, içli bir ozan gibidir. Bazı şairler mektepli değildir, çünkü zaten o mektebin kendisidir. Bir şairden bir tek şey beklerim ben, o kanlı siperlerden geri çekilsinler. İktidarların değil, inancın ve insan kalmanın şiirini yazsınlar. Yazdıkları gibi yaşadıklarını da göstersinler. Görmeden Ölmek adlı kitabının sırtında dünyanın yükünü arz ettiği gibi: 

İnsanı yerinden eden gözlerin
Suların serin, toprağın haklı
Kusursuz kuşlar, çayırlar ve tay
Anlatma, anlamazlar – hep öyledirler
Ölmekten dönerler her akşam eve
Ekmeği bilirler, bilmezler buğday
Yukarıdan bakarlar, dünyadan sana
Sakın sırrını deme onlara
Düzlükte garipsin, dağlarda pırnal
Bulmuşsun fakat yeniden ara

İşte öyle, Bulmuşsun fakat yeniden ara! Biz toplumsal kaygılardan öte şahsi kaygıları olan, bireysel çıkarlardan, gereksiz ideolojilerden, mahalle dedikodularından, yazar-çizer polemiklerinden, tarihi ve saatleri yanlış ayarlayan hareketlerden, çok yazıktır popüler olma sevdasından bir türlü yakasını sıyıramayanlardanız toplum olarak. İlk bastığımız kara parçasını yere düşmeden fark etmiyoruz. Hep çok geç keşfediyoruz her şeyi. Şiiri, şairi. Popüler bir yemek kitabı değil tabii, o ayrı. Zaten şiir karın doyurmaz, ama erteleyebilir açlığı. Bir saat gibi kurulmuşuz yanılmaya. İnsanız çünkü. Hiçbir zaman bir fikrimiz olmaz her şeyden bağımsız, yalın, bir başına. Bu yüzden bozuldu anlamı adaletin ve ahlak lafzının. Unvanı olmayanın insan olmadığını sanırız. Herkes herkesi istediği yere koyuyor. Şuursuz, patavatsız, güm! Şair de ısrar eder mi, her şey böyle olsun diye? Sanmam. Bunun aksini de asla iddia edemem. Öyleyse bile içlenir, üzülerek geçer giderim önünden. Sayıklaya sayıklaya dilimin ucunda bin dünyaya bedel bütün dizelerini. Şair, asla kendini bir yere ait istemez. İstememeli. Hiçbir şair hiçbir iktidarın istediği gibi kalem tutmamalı. Çünkü o zaman o şiir "şiir" olmaz, propaganda olur. Bir yere ait olmanın şiiri kutsal bir şey gibi değildir. Muhafaza etmek bir iç savunmadır her şeyi. Herkesi. Böyle de olmamalı mı zaten? Hepimizin muhafazakâr bir damarı var. Kim istemez sevdiğini ve yurdunu ve insanı yaşacak inancını müdafaa ve muhafaza etmek? İstemeyiz el değsin, yel değsin kutsalımıza. Hepimizin kanında, dilinde elbette ki kutsal bir şey var. Hepimiz inanıyoruz bir şeye, o bir şey hep aynı şey olmasa da. Fakat kutsalları yarıştırmanın insanlıkla ne ilgisi var? Belki de şairi ideolojisinden uzakta sevmekte fayda var. Şiir, öldüren ideolojilerden bir uzuv kazandığı zaman burada kültür-sanat elbette bir politikaya dönüşür. Ne gerek var? Eğer şair şiirindeki gibi görüyorsa dünyayı bazen ettiği sözlerle gerçekten yüzleşmeli, şiirindeki gibi: 

Gidenleri öp benim için, çünkü benim
Ceylan bakışlı bir kırlangıçtan
Bile mahcup ruhum var.
Buruk bir ömrü yaşasa da bedenim
Mutluyum, çünkü hâlâ kılıçtan
Utanan bir boynum var.

Kelimelere verdiğimiz yanlış anlamlar yüzünden, yanlış ifade biçimleri, taraflılık. İlk güzel anlamını kırıp atıyor her şeyin. İbrahim Tenekeci'nin şiiri çok sevdiğini bildiğim bulmaca gibidir. Nasıl anlaşılırsa anlaşılsın şimdi kuracağım cümle, bir bulmaca gibi gelsin size. İbrahim Tenekeci, soldan sağa bir şairdir. O şiirini, sözlerinin altında bir plak döner gibi söyletir. Soldan başlamıştır şiir okumaya, geçene kadar yolun sağına. Bunu söylemekten çekinmiyorum, sosyalizm de ümmetçilik de bugün kapitalizmin kardeşi olmuştur. Keşke olmasa. Ne korkunçtur ki, sağ şair-sol şair gibi tanımladıklarımız sessiz yürüyen bir iç kanama gibi dökülür, zehir gibi dışımıza. Ölünce insan hiçbir yere ait olmaz oysa. Kim üzülmez, çıkınca bir tabut bir evden? Şair, şiirini yazarken hiç kimse değildir. Yalnızca inanan bir insandır. Şaire inandığımız zaman hayal kırıklığı yaşamak istemeyiz sadece. Bir şairin şiiri üzerine sözler ederken şahsiyetini de ilham alırız. Pişman olmak istemeyiz ettiğimiz sözlerden. En çok da bu yüzden durup dinlemeli kendini, "inancım bana ne söylüyor?" Başladığı şiiri bitirene kadar diğer insanlardan hep çok uzaktadır. Şair olan bilinçtir. Bir iç denizdir. Toplumun iyiliğini ister, çıkarı yoktur. Derdi yalnız kendi sesini haykırmak değil, sesini yitirenlere ses vermektir. Tenekeci'nin şiiri, okuruna Allah'la baş başa kalmayı öğretir. Onunla konuşabilmeyi. Vicdanlı olmayı, ezip geçmemeyi… Aşkın bir metafor olmadığını, olmaması gerektiğini. Ama önce öğreten bilmeli cübbesini çıkarınca da unutmamalı öğreten olduğunu. Şiirine baktığınız zaman zaten orada, insan olmuş bir âdem bulursunuz. Bizim dışımızda gördüğümüz her şey ve herkes bir yanılsamadır çoğu zaman. Bu yüzden en çok da âdem kendine bilmeli neden dokuz boğum olduğunun boynunun. O zaman daha net bilebiliyor şair de, titreyen elini insanın ağrıyan kalbine nasıl koyacağını. Ben şahsi fikirlerim doğrultusunda ne kadar çok karşısında bulsam da kendimi, daima altını çizer bulmuşumdur bir şiirini.  

Kar yağarken serçeleri seyrettim
Çocuklarım geldi birden aklıma
Sabırsızlanıyorlar büyümek için
Gelmeyin, burası derin!
 

Dergiciliği, yayıncılığı, gazeteciliği, nesirciliği hiçbir özelliğini şairliğinin üzerinde tutamam. Ve bunların hiçbiri zaten şairliğinin önüne geçemez. Şiirini bir şairin benimsediğim zaman onun ideolojisi bile şirinin gerisinde kalıyor. Siyasal İslam falan bilmem ben, İslam'ı bilirim ona bazen dâhil olamasam da. İyi bir şiir dindar bir şairin şiir bile olsa ideolojileri geride bırakır. Bazen dil varlığın önüne geçer. Tenekeci'nin dili kullanma şekli, şiiri kendi varlığının da ötesine geçmiş. Şairin inancı olur evet, fakat ırkı insan olmaktan gayrı başka hiçbir şey olamaz. İsterse bu konuda benimle çatışabilir. Hiç şüphem yok, bu yüzden kavga çıkmaz. Çünkü biz insanın sonunda yok olacağını çok iyi biliriz. Geriye yalnızca şiirin kalacağını, sonsuza kadar… 

Ey insan sana küstüm çünkü sen beni
Birazdan kurşuna dizilecek bir mahkûm gibi
Bıraktın ve gittin endişe limanında. 
Ama sorarım, mesela Samatya'da
Kimin bahçesi daha büyük Ölümden?
 

Okullar, kiliseler, camiler… Samatya'da bunlardan çok var, ama şairin de dediği gibi işte, "Kimin bahçesi daha büyük /Ölümden?" Hiçbir şiir kitabını kesinlikle kaçırmamışımdır. Atlamışımdır, gazete yazılarını, denemelerini belki bazen. Benim de kutsallarım var, elbette öyle her şeye süremem elimi. Fakat İbrahim Tenekeci'nin şiiri öyle es geçilecek, ertelenecek bir şiir de kesinlikle değildir. Peltek Vaiz, Üç Köpük, Güzellik Uykusu, Giderken Söylenmiştir, Kimsenin Kalbi. Vaktim olsa derim, şöyle upuzun bir ömür. Bütün kitaplarını şöyle baştan sonra her şiirini bir bir açıklamak isterdim. Çünkü biz bazen yanılırız. Şöyle ki, yanlışlıkla indiği bir durakta görünce birini nedense oralı zannederiz. Hani diyor ya şair, "şiir onu yazanın değil, ona ihtiyacı olanındır." Ben öyle akademik laflar lakırdıyamam her zaman. İsterim bir şeyler söylemek evet, ama isterim bu herkesin anlayacağı bir dil olsun gerek. Şair bir yere ait bir nesne değildir. Olmasın da. Alınıp satılmasın. Hakiki bir şaire yakışmaz bu. O kanlı siperlerden geri çekilin! Tanrım, komşusu açken tok yatanı uyandırmasın uykusundan. Biz şairimizi Hakkın yolunda halkın yanında isteriz. Çünkü iyi şairler, iyi şiirler gelip geçici iktidarlardan sonra da var olacaklar. Hoca cübbesini çıkarıp duvara asınca da hoca olduğunu unutmazsa… "Bir bahçe kadar düzgün."

Bu kadar mezarın arasında ne büyür
Ey ölüm gel otur şuraya ve düşün
Sözcük yapımında kullanılan
Bir şeydir senin gülüşün
Herkes güzeldir sustuğu kadar
Sen de güzelsin bu mümkün
Ne kaldı geriye aslına uygun olan
Tutumlu güneş girişken gün
Gibi sen kaldın eli ekmek tutan
Bir bahçe kadar düzgün

Yazarın Diğer Yazıları

Zeynep Uzunbay: Yazı, varlığımızı borçlu olduğumuz her şeyden uzaklaşınca görünür olmaya başlar, onu gören kendisiyle karşılaşır

"Utanmak ve utanmayı açık etmek isteği, yazma nedenlerimin başında gelir. Gurur da duyuyorum, çünkü o şiirler, delikten dışarıya bakma cesaretimdi benim"

Nihat Ziyalan: Gurbet duygusunun sopasıyla sıkça dayak yerim, özlem duygusuyla baş edebilmek için şiirime sarıldıkça sarılıyorum

"Şiirim dâhil bütün yazdıklarımda, bir resimleme, manzaralı bakmak vardır. Kamerayla çekiyormuş gibi"

Gamze Efe: Yazdıkça hiçliğin bana yaşattığı zorbalıktan kurtulacağıma inanacak kadar saf değilim artık ama ben de onunla oynamayı seçiyorum

Rahatsız etmeyen, mesele olarak görülmeyen ya da huzuru bozmayan hiçbir durumun edebiyata, sanata konu edilebileceğini sanmıyorum. İşte ben de tam olarak içimde koca koca delikler, zihnimde derin boşluklar hissederek başladım, bunun bir iç döküşten öteye gidebilmesi için "kuralları" öğrenmeye karar verdim