04 Temmuz 2022

Gece gelen mektup, gündüz çalan telefon

Gündüz gelen bir telefon ve akabinde yapılan Biden-Erdoğan ikili görüşmesi, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olarak davet edilmelerine itirazın kaldırılmasında belirleyici bir rol oynadı

-YPG konusu ciddi, yoksa NATO üyeliği tehlikeye girer.

-Ne istiyor cumhurbaşkanınız?

-E işte YPG’yi terör örgütü ilan edin…

-Tamam da yani derdi ne tam olarak?

-Derdimiz PKK’nın sizin orda fink atması…

-Evet ama ne alırsa tatmin olur?

-Silah ambargosunun kaldırılması…

-Yav, bizimle öyle hayati bir silah alımı olayınız yok; tam olarak neyin peşinde? ABD’den bir telefon misal?

Bu hayali konuşmayı hiciv amaçlı yazmadım. Abartılı gelebilir ama çok da hayal ürünü olduğunu sanmayın. Son dönemlerde Türk diplomatlarının yabancı karşıtlarıyla yaptığı konuşmalardaki diplomatik jargonlar eşelendiğinde altından buna benzer mesajların çıkacağına eminim.

Türk dış politikası, dış dünyada artık iç politikaya endekslenmiş durumda. Bu da Türkiye’nin haklı olabileceği durumlarda bile haksız görünmesi riskini taşıyor. 

Türk diplomatların muhatapları, söylemeseler de eminim şu türden yanıtları kafalarından geçiriyorlardır:

-Yunanistan, başka hiçbir ülkenin yapmadığı bir uygulama ile hava sahasını 6 değil 10 mil olarak kabul ediyor, bunu bize kabul ettirmek için sizden de aldığı destekle uçuşlarını arttırıp, bizi provoke edip cevap vermek zorunda bırakıyor. Ege’de kötü şeyler olursa bizden günah gider.

- Ege’deki uçuşlar mı? Türkiye’de enflasyon uçuşa geçmiş?

- YPG’nin Suriye’deki Türk hedeflerine saldırıları üç kat arttı; operasyon yapmak zorunda kalacağız.

-Ekmek fiyatları da iki kat artmış, benzin fiyatlarına beşinci kez zam gelmiş. Dikkati dağıtmak için gerilim mi gerekiyor?

-Yunanlılar adaları silahlandırıyor.

-Zaten o adaları 30 yıldır silahlandırdılar; yoksa erken seçim mi var?

Gece gelen mektup, gündüz gelen telefon

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Suriye’ye yeni bir harekâta dönük olarak, “bir gece ansızın gelebiliriz” şeklindeki açıklamaları bana Haluk Şahin’in meşhur Gece Gelen Mektup kitabını hatırlatıyor.

1964 yılında Rumların mezalimine karşı herkes Türkiye’nin Kıbrıs’a harekât yapmasını beklemeye başladığı bir sırada, dönemin Amerikan Başkanı Lyndon Johnson imzasıyla Ankara’ya gönderilen mektupta kabaca “Kıbrıs’a girmeyin, yoksa sonuçlarına katlanırsınız” uyarısı yapılmıştı.

Mektup Türkiye’nin harekâtını 10 yıl geciktirdi ama Cumhurbaşkanı'nın o çok eleştirdiği İsmet İnönü diplomasi tarihine geçecek bir yanıta imza attı: 

“Yeni bir dünya kurulur Türkiye de o dünyada yerini alır.” 

50 küsur yıl geçmiş hâlâ hatırlarda.

Bırakın gizli tutulacak bir mektup göndermeyi, dünyanın gözü önünde Cumhurbaşkanı’na bir tweetle “aptal olma” diyen Trump’a Erdoğan’ın verdiği yanıtı hatırlayan var mı?

Tam da dünyada yeni bir düzeninin kurulmakta olduğu bir dönemde Türkiye’nin bu yeni dünya düzeninde yerini tartışacağımıza iç politik saiklerle yapılan kısır pazarlıkların sığlığına mahkûm oluyoruz.

Cumhurbaşkanı basın toplantısında “Biz kendi bağımsız dış politikamızı izlerken, müttefiklik ruhu içinde NATO'ya gerekli katkıları vermeye devam edeceğiz,” dediğinde yüksek sesle kahkaha attım.

Zira sonuç olarak, gündüz gelen bir telefon ve akabinde yapılan Biden- Erdoğan ikili görüşmesi, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olarak davet edilmelerine itirazın kaldırılmasında belirleyici bir rol oynadı. 

Finlandiya ve İsveç’ten dost mu kazandık düşman mı?

Erdoğan’ın kapı gibi belge dediği, hukuki bağlayıcılığı olmayan bir mutabakat muhtırası. 

Cumhurbaşkanının megafon diplomasisine rağmen yine de  elde edilebilecek en iyi sonuçlardan biri olabilir. Tribünlere oynamak yerine sessiz diplomasi uygulansa, çok daha ileri bir sonuç alınabilir, Finlandiya ve İsveç’in tepkisi azaltılabilirdi.

Bundan sonra elbet bu iki ülkenin niyeti belirleyici olacak. Ama açıkçası Türkiye’nin taleplerini yerine getirme imkanları olsa bile, mümkünse yapabileceklerinin azamisini yapmama yoluna gidebilirler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine Madrid’deki basın toplantısında aslında Ukrayna - Rusya bağlamında “siyaset kavga gürültü işi değildir. Siyaset daha çok eğer başarıya endeksliyse burada dost kazanmanın gayreti içinde olacaksınız. Ne kadar düşman kazanırsanız siyasette o kadar kayıpsınız,” dedi.

Bir acıklı kahkaha da bu noktada attım. Bir Finli uzmanın dediği gibi, Finlandiya sonuçta taviz vermedi; ama ülkede Türkiye’ye dair ne kadar iyi niyet vardıysa, hepsi sıfırlandı.

Belki de İsveç 73 kişiyi iade edeceği sözünü verdi; ima etti, vs. Bunu herkesin önünde söyleyip, İsveç hükümetini zora sokmak, dost mu kazandırır, düşman mı?

Sonuçta, herkes bu 73 iade meselesine odaklanacak. İade olmazsa, İsveç’in üyeliği engellenecek mi?

Yeni Rogers planları

Bu noktada, Cumhurbaşkanının sürecin başında hatırlattığı meşhur Rogers planı aklıma geliyor. Dönemin dışişleri bakanı ve Türk diplomatlar, Yunanistan’ın NATO’ya geri dönüşü için yoğun müzakereler yürütürken, ABD’nin Ankara büyükelçisinin 12 Eylül darbesinin komutanı Kenan Evren’e bir ziyaretiyle, Atina’nın sonradan tutulmayacak bağlayıcılığı olmayan sözlerle İttifak’a geri girişine şahit oldular.

-73 kişinin iadesi elzem!

-1- 202 desem

-O ne?

-Washington’un telefon kodu. Arasanız belki çıkar telefona?

-Ne alaka; 73 diyorum.

-1600 desem? 

-O ne?

-1600 Pennsylvania Avenue. Beyaz Saray’ın adresi. 15 dakikalık görüşme keser belki?

Türk güvenlik ve diplomasi bürokrasisi kan revan içinde, belgenin uygulamaya konması için bastıra dursun, bir bakacaklar ki; bir telefon gelmiş, bir görüşme olmuş, o iş tamam denmiş. Finlandiya, İsveç üye olmuş.

Kimse de şaşırmayacak. Zira Cumhurbaşkanı u dönüşleri konusunda kendisine sağlam bir ün yapmış durumda. Misal neden ve niçin Kıbrıs Rum Kesimi’nin liderinin zirveden bir gece önceki NATO yemeğine katılımına evet dediği bir muamma. 

Tıpkı, Emine Erdoğan’ın zirvenin birinci gecesi eşli verilen yemekte yer almamasındaki muamma gibi.

Barçın Yinanç kimdir?

Barçın Yinanç, 1968 yılında doğdu, ODTÜ Uluslarası İlişiler Bölümü’nü bitirdi.

1990’da stajyer olarak başladığı Milliyet Ankara Bürosu’nda 10 yılı aşkın bir süre diplomasi muhabirliği yaptı. Ardından televizyon haberciliğine geçerek önce TV8,  sonra CNN Türk Ankara Bürosu’nda çalıştı.

Türkiye-ABD, Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Kafkaslar’dan Ortadoğu’ya, geniş bir coğrafyada Türk dış politikasıyla ilgili gelişmeleri takip etti. Çok sayıda yabancı hükümet yetkilisiyle söyleşiler yaptı, BM, NATO ve AB gibi uluslararası kuruluşların zirvelerini, perde arkası gelişmeleri yerinden haberleştirdi.

2004 yılında İstanbul’a yerleşti, CNN Türk ve Referans gazetesinin ardından İngilizce yayımlanan Hürriyet Daily News’da (HDN) çalışmaya başladı. Haber koordinatörü, yorum sayfası editörü olarak çeşitli görevler aldı; 2010’dan başlayarak on yıl boyunca gazetenin pazartesi söyleşilerini gerçekleştirdi. Bu süre boyunca dış politika analizlerini yazmaya devam etti.

Pek çok uluslararası düşünce kuruluşunun toplantılarına konuşmacı, kolaylaştırıcı olarak katılıyor, yabancı yayın organlarının yayınları için yorumlar yapıyor.

AtlatmaHaber adlı podcast serisini hazırlayan Yinanç Diplomasi Muhabirleri Derneği, Uluslararası Kayak Kayan Gazeteciler Derneği (Ski Club of International Journalist) ve Dış Politikada Kadınlar platformunun üyesi.

Son yayını; Women, Peace and Security Agenda in Turkey and Women in Diplomacy: How to Integrate the WPS Agenda in Turkish Foreign Policy (Türkiye’de Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası-Diplomaside Kadın: Türk Dış Politikası’na Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası nasıl dahil edilir) başlığını taşıyor.

Aralık 2020’de itibaren T24’te yazan Barçın Yinanç, T24 ekranında da, her hafta Metin Kaan Kurtuluş’la birlikte “Dış Politika ile İçli Dışlı” adlı programı yapıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Gösterişten tasarruf olmaz: Tabela büyükelçilikler, konu mankeni büyükelçiler

Büyükelçiler konferansı, diplomatların konu mankeni olarak kullanıldığı, cumhurbaşkanının, dışişleri bakanı ve diğer bakanlarla, çeşitli kamu kuruluşlarının başkanlarının birbiri ardına konuştuğu, kamuoyuna dönük bir şova dönüştü. 250 civarında büyükelçi ile gelecek hafta yapılacak 13. Büyükelçiler konferansı tam bir müsriflik örneği olacak

ODTÜ Rektörü'nün arkasında bırakacağı miras

ODTÜ’nün dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasından düşmesi Rektör Prof. Dr. Verşan Kök’ün siciline yazıldı. Üstüne bir de böyle insafsızlık abidesi bir mirasla hatırlanmayı tercih etmemesi beklenir. Tarihe ODTÜ’nün en önemli geleneklerinden birini engelleyen rektör olarak geçmenin gurur duyulacak bir yanı yok

TÜBİTAK destekli yerli ve milli büyükelçi arayışı

Kurumsal kültür, diplomatik deneyim bir ülkeyi en basitinden hata yapmaktan korur. Dışişleri dışlanınca, Ak Parti iktidarının dış politikada başarıdan başarıya değil hezimetten hezimete koşmaya başlaması da kaçınılmaz oldu