15 Haziran 2022

KKTC kimliğine tehdit güneyden mi kuzeyden mi?

Ada'da üç ayda üç hükûmet yıkan Ankara sonunda aradığı başbakanı buldu. Yeni hükûmetin ilk icraatı da, Türkiye ile KKTC arasında "huzuru" bozacak yorunları suç kapsamına alan yasa değişikliklerini Meclis'e getirmek oldu. Türkiye'deki baskı rejimini KKTC'ye ihraç etmek isteyen Ankara'nın hevesi şimdilik kursağında kaldı. Adanın demokratik refleksi kuvvetli sivil toplum temsilcilerinin tepkisi üzerine KKTC hükümeti şimdilik geri atmış görünüyor

Tabii biz kendi canımızın derdine düştüğümüz için, KKTC'de olan biteni tam anlamıyla izleyemiyoruz. Hoş, canımız burnumuzda olmasa da izler miydik emin değilim.

Ama nasıl ki Türkiye'de demokrasi ve laikliği olmazsa olmaz olarak görenler için varoluşsal bir mücadele söz konusu, benzer bir mücadeleyi Kıbrıs Türkleri de veriyor. Ve şimdilik; en azından sivil toplum anlamında sanki bizden daha başarılılar.

Tabii konu Kıbrıs olunca bu mücadeleyi Rumlara karşı verdiklerini düşünebilirsiniz. Ancak şu ara KKTC vatandaşlarının demokratik laik kimliklerine en önemli tehdit Türkiye'den geliyor.

Tek cümleyle özetlemek gerekirse, AK Parti Türkiye'de uyguladığı baskı rejimini KKTC'ye de ihraç etmek istiyor.

Doğruya doğru, KKTC'de siyaset hiçbir zaman Ankara'dan tam bağımsız şekilde yürütülmedi. AK Parti öncesinde de seçimler sırasında müdahaleler yaşandı. Ancak hiçbiri AK Parti'nin son dönemdeki hoyratlığı ve nobranlığı ile yarışamaz.

KKTC Ankara'ya başbakan beğendiremedi

İktidar Ersin Tatar'ı cumhurbaşkanı seçtirebilmek için, MİT aracılığıyla rakibi Mustafa Akıncı'yı tehdit etmekte sakınca görmedi. Ankara'nın bir dediğini iki etmeyen cumhurbaşkanından sonra sıra hükümete geldi. Lakin Ankara, bir süre aradığı başbakanı bulmakta çok zorlandı.

Geleneksel olarak Ankara'nın çizgisinde olan Ulusal Birlik Partisi'nin Genel Başkanı Faiz Sucuoğlu, kendisini beğendirtemedi. Kıbrıs'lı gazeteci Metin Münir'e göre, en büyük suçu, Ankara'nın itirazına rağmen UBP'nin başına seçilip sonra da başbakan olmak. Sucuoğlu'nun üç ayda kurduğu üç hükümet de Ankara'nın müdahalesi ile yıkıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Sucuoğlu'ndan neden hoşlanmadı bilen yok.

Bu arada adada hükümet kurarken bakanlarla ilgili de icazet almak gerekiyor. Örneğin şahin cepheden Tahsin Ertuğruloğlu Şubat ayında kurulan hükümette dışişleri bakanlığına getirilmedi diye, Mart ayındaki Antalya Diplomasi Forumu'na KKTC'den sadece Ertuğruloğlu davet edildi. 9 Mart'ta Ertuğruloğlu dışişleri bakanlığına getirildikten sonra, KKTC başbakanına Antalya'ya gelme konusunda yeşil ışık yakıldı.

Mali protokol bası aracı olarak kullanılıyor

KKTC'de yeni hükümet Mayıs ortasında UBP'den Ünal Üstel başbakanlığında kuruldu. Ve anca ondan sonra Nisan ayında imzalanan 2022 iktisadi ve mali işbirliği anlaşması yürürlüğe girebildi. Malum; adanın ekonomik olarak ayakta kalabilmesi için hayati önemde olan anlaşma, en önemli baskı aracı. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Sucuoğlu'nun gitmesi beklendi büyük ihtimal.

Öte yandan 24 Mayıs'ta resmi gazetede yayınlanan anlaşma, Ankara'nın adanın siyasi ve toplumsal düzenine müdahalesinin en somut belgesini oluşturuyor. KKTC meclisinin nasıl çalışacağından, belediyelerin faaliyetlerine, sendikal haklardan, toplanma ve gösteri yapma hakkına, pek çok alanda Türkiye ve KKTC'nin "reform" yapmak üzere birlikte çalışması öngörülüyor.

Özellikle anlaşmadaki eylem planı temel özgürlüklerin kısıtlanıp, muhalif seslerin bastırılmasına dönük maddeleri nedeniyle adada büyük tepki yarattı.

Örneğin, Türkiye'nin tersine sendikalar adada büyük önem taşır ve sivil toplumun en aktif temsilcilerindendir. Eylem planına göre "sendikal faaliyetler dışında sendikaların kuruluş amaçlarını aşan siyasi ideolojik faaliyette bulunmamalarına" dönük tedbirler alınacak.

KKTC'nin seküler DNA'sıyla oynamak

Ankara'nın tek derdi, özgürlüklerin kısılması değil; Kıbrıs Türklerinin seküler DNA'sıyla da oynamak istiyor.

Eylem planından okuyalım:

"Din hizmetlerinin devletin bizzat asli görev ve denetim alanı içine alınarak devlet tüzel kişiliği içinde Din İşleri Başkanlığı'nın yeniden düzenlenerek din hizmetlerinin tamamında gözetim ve denetim yetkisini sahip bir şekilde din hizmetlerini yürütülmesi sağlanacak."

KKTC'de din işleri başkanlığı, Vakıflar Dairesi'ne bağlı yarı resmi, devlet hiyerarşisi içinde nispeten küçük bir idari birim. Din İşleri Başkanlığı'nın statüsünü yükseltip önemli bir devlet kurumu haline getirilmesinin arkasındaki amacın ne olduğunu tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok sanırım.

Bu vesile, KKTC'de Anayasa Mahkemesi'nin (Milli Eğitim Bakanlığı dışında) kuran kurslarının açılmasına dair aleyhte aldığı kararın Erdoğan'ı ne kadar kızdırdığını hatırlatmakta yarar var.

KKTC ile Türkiye arasında huzuru bozmak suç

Ne yazık ki eylem planının resmi gazetede yayınlanmasını takiben hükümet hiç vakit kaybetmeden ifade özgürlüğünü sınırlamaya dönük yasa değişikliği taleplerini Meclis'e getirdi.

Ve tabii adadaki demokratik güçler yine ayağı kalktı.

Sosyal medya, internet gazeteleri ve yazılı medyada getirilmek istenen düzenlemeyle neredeyse her eleştiri suç kapsamına girecekti.

Örneğin, Cumhurbaşkanı'na devlete "hoşnutsuzluk, soğukluk yaratılmasını kışkırtmak," Türkiye ile KKTC arasındaki "huzuru" bozmak suç kapsamına alınıyordu.

Neyse ki, tepkiler üzerine, hükümet önce yasa değişikliklerinin ivedilikle görüşülmesi talebini geçen hafta geri çekti.

Üstüne, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği'nin (KTGB) "Özgürlükler senden büyük #dokunma" sloganı altındaki eylemlerine pek çok örgütün destek vermesiyle hükümete bir geri adım daha attırıldı.

KTGB ile Başbakan yasa değişikliklerinin meclise gelmeden ön çalışma grubunda ele alınması konusunda bu hafta başında anlaşma sağladılar.

Son gelişmeleri konuştuğum KKTC'den gazeteci Cenk Mutluyakalı, "biz de yargı da hala sağlam," deyip, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu Müdürü'nün seçim yasaklarına uymadığı (seçim yasakları sürerken Erdoğan'ın da katıldığı baraj açılışını canlı verdiği) gerekçesiyle aldığı iki ay hapis cezasını hatırlattı.

Ada'dan gelen haberler kısa vadede sevindirici olsa da Ankara'daki nobran ve inatçı zihniyeti biraz biliyorsam, KKTC'yi de kendine benzetme sevdasından kolay kolay vazgeçmeyeceğine eminim.

Barçın Yinanç kimdir?

Barçın Yinanç, 1968 yılında doğdu, ODTÜ Uluslarası İlişiler Bölümü’nü bitirdi.

1990’da stajyer olarak başladığı Milliyet Ankara Bürosu’nda 10 yılı aşkın bir süre diplomasi muhabirliği yaptı. Ardından televizyon haberciliğine geçerek önce TV8,  sonra CNN Türk Ankara Bürosu’nda çalıştı.

Türkiye-ABD, Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Kafkaslar’dan Ortadoğu’ya, geniş bir coğrafyada Türk dış politikasıyla ilgili gelişmeleri takip etti. Çok sayıda yabancı hükümet yetkilisiyle söyleşiler yaptı, BM, NATO ve AB gibi uluslararası kuruluşların zirvelerini, perde arkası gelişmeleri yerinden haberleştirdi.

2004 yılında İstanbul’a yerleşti, CNN Türk ve Referans gazetesinin ardından İngilizce yayımlanan Hürriyet Daily News’da (HDN) çalışmaya başladı. Haber koordinatörü, yorum sayfası editörü olarak çeşitli görevler aldı; 2010’dan başlayarak on yıl boyunca gazetenin pazartesi söyleşilerini gerçekleştirdi. Bu süre boyunca dış politika analizlerini yazmaya devam etti.

Pek çok uluslararası düşünce kuruluşunun toplantılarına konuşmacı, kolaylaştırıcı olarak katılıyor, yabancı yayın organlarının yayınları için yorumlar yapıyor.

AtlatmaHaber adlı podcast serisini hazırlayan Yinanç Diplomasi Muhabirleri Derneği, Uluslararası Kayak Kayan Gazeteciler Derneği (Ski Club of International Journalist) ve Dış Politikada Kadınlar platformunun üyesi.

Son yayını; Women, Peace and Security Agenda in Turkey and Women in Diplomacy: How to Integrate the WPS Agenda in Turkish Foreign Policy (Türkiye’de Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası-Diplomaside Kadın: Türk Dış Politikası’na Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası nasıl dahil edilir) başlığını taşıyor.

Aralık 2020’de itibaren T24’te yazan Barçın Yinanç, T24 ekranında da, her hafta Metin Kaan Kurtuluş’la birlikte “Dış Politika ile İçli Dışlı” adlı programı yapıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Gösterişten tasarruf olmaz: Tabela büyükelçilikler, konu mankeni büyükelçiler

Büyükelçiler konferansı, diplomatların konu mankeni olarak kullanıldığı, cumhurbaşkanının, dışişleri bakanı ve diğer bakanlarla, çeşitli kamu kuruluşlarının başkanlarının birbiri ardına konuştuğu, kamuoyuna dönük bir şova dönüştü. 250 civarında büyükelçi ile gelecek hafta yapılacak 13. Büyükelçiler konferansı tam bir müsriflik örneği olacak

ODTÜ Rektörü'nün arkasında bırakacağı miras

ODTÜ’nün dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasından düşmesi Rektör Prof. Dr. Verşan Kök’ün siciline yazıldı. Üstüne bir de böyle insafsızlık abidesi bir mirasla hatırlanmayı tercih etmemesi beklenir. Tarihe ODTÜ’nün en önemli geleneklerinden birini engelleyen rektör olarak geçmenin gurur duyulacak bir yanı yok

TÜBİTAK destekli yerli ve milli büyükelçi arayışı

Kurumsal kültür, diplomatik deneyim bir ülkeyi en basitinden hata yapmaktan korur. Dışişleri dışlanınca, Ak Parti iktidarının dış politikada başarıdan başarıya değil hezimetten hezimete koşmaya başlaması da kaçınılmaz oldu