04 Haziran 2022

Emanet

Bazılarının yolu yoktur, bitmiştir, tükenmiştir, aynı yerde yürümeyi yol sanıyordur. Unutma, yüzleşmeyi biraz olsun biliyorsan sen onlardan değilsin. Bazen yanılabilir, kendinde kaybolabilir, rüzgârda savrulabilirsin. Olsun, kim olduğunu ve ne olduğunu en iyi sen bilirsin. Karşılık beklemeden daha iyisini başkaları için yapmaya gayrettir marifet

"…Bir bitmeyecek şevk verirken beste,
Bir tel kopar âhenk ebediyyen kesilir."

Türkiye'de ne zamandır bir grup insan kol kola girmiş adaleti bulmaya, aslında yolunu değiştirme imkân ve ihtimali olmayan insanlara yollarını anımsatmaya çalışıyor.

Ve aynı insanlar, birlikte çabaladıkları insanların yara bere içinde bırakılmalarına karşı koymak için bedel ödüyor, kalan bütün güçleriyle.

Desen: Selçuk Demirel

* * *

Birkaç önemli olayın perde arkası anlamaya yetiyor olanları.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP'lilerin, Çubuk'taki şehit cenazesinde linç edilmek istenmelerine ilişkin dava üç yıl sonra sonuçlandı.

Kılıçdaroğlu'nu yumruklayan Osman Sarıgün'ün aldığı 2 yıl 6 ay cezaya odaklandı kamuoyu doğal olarak. Sarıgün, 6 yıl hapse mahkûm edildikten sonra cezasında indirim yapıldı. Sonuç ceza olarak belirlenen 2 yıl 6 aylık hapis cezası, İnfaz Kanunu nedeniyle cezaevine girmesini gerektirmiyor.

Ancak davada sadece Sarıgün değil, bir bölümü "suça sürüklenen çocuk" 67 kişi yargılanıyordu. 1 ila 5 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkûm edilen 66 sanık da cezaevine girmeyecekler.

Hatta duruşmalarda pişmanlık duymadığını söyleyen bazı sanıklar bile indirim aldı ve cezaevinden kurtuldu.

* * *

Karar açıklanmadan önce yapılan son savunmalar da ilginçti. Özellikle de bazı sanık avukatlarının sözleri.

Avukat Önder Ataseven, Kılıçdaroğlu'nun korunabilmesi için sokulduğu evi kuşatan kalabalık arasında bulunan, camlara taş atan müvekkilini savunurken, şunları söyledi:

"Müvekkiller anayasanın kendilerine sağlamış olduğu demokratik tepkisini ortaya koymuşlardır. Müvekkillerin suç işleme kastı yoktur, mütalaayı veren savcı büyük yanılgı içerisindedir, evin önünde bulunarak slogan atmak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmaz, böyle zorla yorumla cezalandırılmasını istemek mümkün değildir, görüntülerde taş attı diye mala zarar verme suçu da oluşmaz, bu suçtan cezalandırılması istenilen müvekkillerin attığı taşın araca zarar verdiğine dair dosya kapsamında hiçbir kanıt yoktur. Sayın savcının mantığı ile gidilecek olursa sayın Kılıçdaroğlu'nun elektrik faturasını ödemeyeceğim diyerek protesto eylemi yaparak halkın suç işleme alenen tahrik suçunu işlediği düşünülebilir. Adalet yürüyüşünde de terör sevici HDP'liler ile kol kola yürüdü diye teröre yardım ve yataklık ettiği…."

Ataseven'in sözlerini, Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik, "Hadsizlik yapmaktadır, suç işlemektedir" diyerek kesti.

Tam bu noktada, Çubuklu köylülerden bazılarının avukatlığını yapan Ataseven'in geçmişte, AKP'nin HSK adayı olarak belirlediği avukat listesinde yer aldığını da anımsatalım.

* * *

Elbette köylülerin içinde galeyana gelip pişman olduğunu söyleyenler de mevcut.

Üreticilikle geçinen, mallarını mahallelerde satan köylülerin bir bölümü, olaydan sonra uzun süre CHP'lilerin yoğun olduğu mahallelere girememiş.

Köylülerin bir bölümü de Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne çalıştığı ya da üretim araçlarını belediyeye kiralayarak geçindikleri için tedirgin olmuşlar geçen sürede.

Ancak belediye iş ilişkisini sürdürmüş, kiralamalara devam etmiş.

Pişmanlık göstermeyenler, geçen sürede sırtı sıvazlananlar, çeşitli imkanlara sahip olacakları söylenenler. Kimin bunları vaat ettiğini tahmin etmek güç değil.

Ancak bir an için olayların başka türlü yaşandığını düşünelim. Mesela bu saldırının iktidar partisine yapıldığını.

Muhtemelen köylüler, anayasal düzeni yıkmak istedikleri iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilecekler, aileleri yerlerinden sürülecek, yakınları işlerini kaybedecekti.

Bütün bunlar elbette olmadı.

Kılıçdaroğlu ile görüşen ve sonra kandırıldığını söyleyen şehit babasının istekleri ise CHP tarafından yerine getirildi. Köyün girişine oğlunun adı verildi, mezarlığa istediği gibi bir çeşme yaptırıldı.

* * *

Bununla sınırlı değil.

Bir başka önemli haber.

Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısı, 10 Ekim katliamı ile ilgili olarak gazeteciler Pınar Gayıp ve Ersan Atar, önemli haberlere imza attı.

Gayıp'ın ETHA'da yer alan haberinde, dava dosyasına gönderilen Emniyet Genel Müdürlüğü yazısındaki önemli bilgiler vardı. Emniyet, Ankara Gar Meydanı'na yönelik canlı bomba saldırısını organize eden isimlerden İlhami Balı'nın Nusra örgütünün kontrolündeki İdlib'in Harabat Köyü'nde yaşadığının tespit edildiğini ancak bu bilginin tarihinin Mayıs 2021 olduğunu belirtmişti.

Emniyet, yazıda öldüğü sanılan Deniz Büyükçelebi ile ilgili 2019 tarihli bilgiyi de paylaştı. Buna göre, Büyükçelebi'nin de Şam'da cezaevinde olduğu anlaşılmıştı.

Bu bilgi ayrıca önemli zira Büyükçelebi'nin Türkiye'de yakalanan eşi Ş.B., 2016'da ifadelerinde "Eşinin saldırılar sırasında öldüğünü" belirtmiş ve "verdiği ifadelerin terörle mücadeleye katkıları"yla "IŞİD'in çökertilmesine yardımları" nedeniyle itirafçılıktan faydalandırılarak serbest bırakılmıştı.

Kısa Dalga Haber Sitesi'nden Ersan Atar'ın haberinde, sadece bu ayrıntı değil, neden en güncel bilginin değil de eski bilgilerin verildiği açıklanıyordu.

Buna göre, emniyet, aynı yazıda, MİT'ten en güncel bilgilerin de istendiği ancak MİT'in emniyete bilgi vermeyerek, "mahkeme istesin" yanıtını verdiğini de mahkemeye bildirdi.

* * *

Beraber yol yürümeye çalışan, bu toprakları çok seven insanların uğraştığı davalardan ikisi bu sadece.

Onlar, Ahmet Türk yumruklandığında da aynı refleksi göstermişlerdi. Merasim Sokak patlamasında da Çubuk'taki şehit cenazesinde de.

Onlar Kavala'yı da Demirtaş'ı da isimlerine, kimliklerine bakmadan savunanlar.

Karşılığında gördükleri ise yeni suçlamalar, işkenceler.

* * *

Gezi'nin dokuzuncu yıldönümünde gördük bir başka örneğini.

Hiçbir yasadan, yönetmelikten, anayasadan, haktan, hukuktan kaynaklanmayacak, yetkisiz, kanunsuz bir polis şiddeti.

Gazetecileri döv, insanları binaya hapsedip çıkartırken döv, sadece basın açıklaması yapmak istediği için döv.

Dövebilirsin. Dövenleri alkışlayabilirler. Lakin uslandıramadıkları ortada ve kimin "yasal çizgide" olduğu net.

Biliyoruz ki yaptıkları ile yüzleşme imkânı kalmamış, yolu ve hikayesi bitmiş bir eski hikayeden söz ediyoruz.

Ve biliyoruz ki seçimden de bağımsız, birlikte yürünecek bir yol, emanet edilecek bir hukuk, ihanet edilmemiş bir samimiyet yok.

* * *

Kendini kıymetli gösteren, hiçbir karşılığı olmayan insanların, devleti arkasına alarak, "şununla mücadele ettim, bunu biz yendik" sözlerinin kıymeti harbiyesi yok. Ne olduklarını, kime hizmet ettiklerini gayet iyi biliyoruz.

İktidar muhalifi olup da onların sözlerine kıymet verenlerin duygularının ve amaçlarının da öyle.

Bazılarının yolu yoktur, bitmiştir, tükenmiştir, aynı yerde yürümeyi yol sanıyordur.

Unutma, yüzleşmeyi biraz olsun biliyorsan sen onlardan değilsin.

Bazen yanılabilir, kendinde kaybolabilir, rüzgârda savrulabilirsin. Olsun, kim olduğunu ve ne olduğunu en iyi sen bilirsin.

Karşılık beklemeden daha iyisini başkaları için yapmaya gayrettir marifet.

Kıymet de bu insanlara verilir.

Başkalarının canını, hikâyesini, acısını, uğradığı adaletsizliği emanet bilip, gövdesini siper edenlere.

Ve emanete sımsıkı sarılıp, bu insanlarla bağı kopartmamaktır asıl mesele.

Yazarın Diğer Yazıları

Sökülmeyen apoletler: "Karıştır barıştır, Türkçe konuş çok konuş"

İç yönetmeliğe göre, şartla tahliyeden yararlanacak kişilerin 45 puan alması gerekiyor. Gözlem heyeti, örneğin organize ya da adli suç işlemiş bir hükümlüyü kurslara katılım, davranış değişikliği, faaliyetlere katılımdan puanlandırarak hemen tahliye edebiliyor. Siyasiler ise hayat o kadar kolay değil

KPSS, tarikatlar, örgütlü hırsızlık ve güç savaşları

Geçmişteki örneklere ve açılan davalara bakıldığında, hemen harekete geçilmesi, o tarikatın, cemaatin merkezlerine girilmesi gerekir ancak bu da yapılmıyor ve yapılmayacak. ÖSYM merkezi ve çalışanları ile sınırlı bir araştırma yürüyor

Hablemitoğlu cinayeti ve bir altın madeni: Bergama'da ne oldu?

Türkiye, Necip Hablemitoğlu ismini, Alman Vakıfları kitabı ile duydu. Dönemin DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, hemen devreye girerek, Bergama’daki altın madenine karşı direnen köylülerin tamamını da zan altında bırakan iddianameyi hazırladı. Ve Hablemitoğlu, Alman vakıflarının temsilcilerinin yargılandığı bu davanın ilk duruşması görülmeden sadece sekiz gün önce, 18 Aralık 2002'de öldürüldü