29 Mayıs 2022

Yolların tarihi (1)

Roma İmparatorluğu "yol" yapımının ilk organize devlet gücü olmuş; kurulu olduğu geniş coğrafyanın dört bir yandan birbirine kenetlenmesinde şaşılacak kadar başarı göstermiş. Hatta denilen o ki, "yol" kavramını insan medeniyetine Roma İmparatorluğu tanıtmış; Roma gerek askeri, gerek siyasi gerekse de ekonomik gücünü yollardan almış

İnsan doğduğu andan itibaren yolda! Hem de yetişmek için menzile, yürüyor gündüz gece…

Yollar insanın doğada var olma, başka yerleri - kültürleri tanıma, yaşadığı dünyaya hükmederek kendini yoktan var etme çabalarındaki tasarımlarından biri olmuş, yazılı tarihin öncesine dayanan bir süreç içinde yaşama dair koşuşturma telaşının üzerinde yürünen sathı olmuş. İnsanı farklı kılan da bu değil mi; kendisini çevreleyen dünyayı, içinde yaşadığı toplumu, geçmişini, ailesini hatta kendisini de yolda tanımaya çalışmıyor mu?

"Yol" kavramı düşünürleri her daim meşgul etmiş, sanatın her alanına her çağda nüfuz ederek "yolu" ve "yolculuğu" farklı dokunuşlarla şiirden resme, felsefeden ezoterizme, dini öğretilerden kültürel paylaşımlara kadar gözler önüne sermeye çalışmış bir olgu. Bugün sizlere sunmaya çalıştığım konu yolun kendisi olacak; yani üzerinde seyahat ettiğimiz, yaşadığımız, yaşattığımız, hatta yenilerini inşa etmeye çalıştığımız alanlar. Kimine bir zamanlar "duble" diye seçim kazandıran, kiminin de gidemediği coğrafyalardan oy koparamadığı yollar!

Tarihsel süreç içinde, gerek insanların gerekse de hayvanların üzerinde gidip geldiği iki nokta arasındaki en kolay yürünen güzergâhlar zamanla belirginleşerek görünür olmuş, üzerinde hareket eden tüm canlıların toprağı baskılaması sonucu oluşan alanlar doğal olarak ilk yolların ortaya çıkmasını sağlamış.

İnsanın yerleşik hayata geçmesi, ekip-biçmeye başlaması ve komünler halinde oluşan toplumsallığının ortaya çıkmasıyla birlikte yollar önem kazanmış, yakınlardaki topluluklarla iletişim kurulmasında ve tüm yaşamsal ihtiyaçların karşılanmasında hayati bir etken olarak "yollar" tarım devriminin olmazsa olmaz unsurları arasına tutunmuş.

Tarımın gelişmesi, komünal oluşumların ilkel topluluklara dönüşmesiyle ortaya çıkan yeni yerleşimlerde insan medeniyetinin gelişmesi sırasında yollara olan bağımlılık artmış. Bir yerleşimden diğerine erişen patikalardaki izler kullanılmanın sıklığıyla gözle görülür ölçüde belirginleşerek -belki de- bugün dünyayı saran karayolları ağının ilk ilkel iskeletini akıllara getirmiş.

Tekerleğin icadı, yollara olan ihtiyacı arttırmış 

MÖ 4000 - 5000 yılları arasındaki Mısır uygarlığı yol yapımından çok su kanallarına ve sulama sistemlerine önem vermiş. Mısırlılar için yollar çok önemli değilmiş, çünkü ulaşım için kıyılarındaki yerleşik hayata can veren Nil Nehri aynı zamanda tüm yaşam ihtiyaçlara cevap veriyormuş. Derinlemesine geçtiği topraklara hayat katan bu devasa suyolu aynı zamanda kıyılarında yaşayanların günlük yaşam trafiğine de kucak açıyormuş.

İzleri ilk kez erken Mezopotamya Uygarlığında MÖ 3500'lü yıllarda görülen tekerleğin icadıyla yaşamını kolaylaştıran, daha fazla yükü daha kolay taşıyan insanın yollara olan bağımlılığı artmış. Birbirine tahta mıhlarla iliştirilmiş üç kalasın yontularak yuvarlaklaştırılması yöntemiyle üretilen ilk tekerlekle yaşamına kolaylık katan insan çok kısa bir zaman içinde iki tekerleği birleştirerek gücü dengeli kılmış; dingil olarak tanımladığımız ve binlerce yıldır kullana geldiğimiz "aks" avantajını elde etmiş. İki tekerlekli tasarım ona üç, dört ve daha fazla tekerlekli araba fikrini verdiği için bu gelişim o günün dünyasında teknolojik devrim yaşanmasına da yol açmış. Toplumsal yaşam tekerlekler üzerinde dönerken yollar da artan bir şekilde önem kazanmaya başlamış, savaşta, yük taşımada ve zevkli gezintilerde kullanılan arabalar önceleri doğal halde oluşan yollar üzerinde görülmüş; yüzeyler tekerleklerin aşındırıcı etkilerine dayanacak sertlikte ve dayanıklılıkta şekillenmeye başlamış.

MÖ 3500'lü yıllarda başlayan tekerlek kullanımı hızla evrilmiş, yollara olan ihtiyacı körüklemiş.

MÖ 3000'li yıllarda, tekerleğin Mısır kültürüyle tanışması sonrasında, piramitlerin yapımı başladığında güzergahın düzeltilerek yol haline getirilmesi büyük taş blokların taşınmasını kolaylaştırmış, Mısır içlerine ulaşan patikalar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamış.

Hint diyarı erken dönemde insan eliyle yapılmış yollara, düzenli caddelere, yağışlara dayanıklı olarak inşa edilmiş güzergâhlara ev sahipliği yapmış

Günümüzdeki Kuzeydoğu Afganistan'dan Pakistan ve Kuzeybatı Hindistan'a kadar uzanan "İndus Vadisinde" yeşeren uygarlıkların yerleşim sahalarında MÖ 2800 – 2600 tarihleri arasında iyi planlanarak düzenlenen sokaklar ve drenaj sistemleri görülmeye başlanmış. Bu yıllarda yapılmasına rağmen çok kere filmlere konu olan, arka plandaki görünümüyle sinema çekimlerine renk katan Mohenjo Daro Kentinin en büyük caddesi aşağı yukarı 1 km uzunluğunda ve yaklaşık 9 -10 m genişliğindeymiş. Hatta bugün bile asırlar öncesinden kalan tekerlekli arabaların bıraktığı arkeolojik izler hâlâ görünür durumdaymış.

Hindistandaki Mohenjo Daro Kentinin 1 km uzunluğundaki ana caddesi dünyanın insan yapımı ilk yollarından biri olarak kabul ediliyor.

Mısır'da önceleri öküzlerin çektiği arabalar dönemi MÖ 1700 civarında hız kazanmış; bir süre sonra da atlar kullanılmaya başlanmış. El yordamıyla yapılan yollarda giden savaş arabaları öylesine etkili olmuş ki, Mısır İmparatorluğunun kısa sürede genişlemesini sağlamış. Develer anca MÖ 200'lü yıllarda Mısır yollarında görülmeye başlamış; o zamana kadar altın, abanoz, fildişi, yarı değerli taşlar, tütsü ve panter derileri getirmek için eşek kervanları kullanılıyormuş.

Tekerlek zamanla daha iyiye evrilmiş, metal şerit ile çevrelenmesi sağlamlığını ve yük taşıma kapasitesini arttırmış. Bir çember ve çemberi merkeze bağlayan parmaklıklardan oluşmuş tekerleklere ilk olarak MÖ 2000'li yıllarda Anadolu'daki atlı savaş arabalarında rastlanmış. MÖ 1400 – MÖ 1200 tarihleri arasında Anadolu'da demirciliğin ortaya çıkmasıyla birlikte başlayan demir çağında, demir bir çemberin ısıtılarak yağlı bir dingil çevresinde dönen bir yüksük üzerine geçirilmesi ve soğutularak sabitlenmesi yönteminin bulunmasıyla tekerlek daha sağlam, kullanışlı ve uzun ömürlü olmuş. Tabii ki doğal olarak tekerleğe ve yollara olan gereksinim günümüze dek ulaşan döngüde artmış; gözlem ve deneyle daha iyiye ulaşabilme isteği, insan aklının yeni tasarımlar peşinde koşmasını sağlamış.

Via Appia; Roma Yolları

Roma İmparatorluğu "yol" yapımının ilk organize devlet gücü olmuş; kurulu olduğu geniş coğrafyanın dört bir yandan birbirine kenetlenmesinde şaşılacak kadar başarı göstermiş. Hatta denilen o ki, "yol" kavramını insan medeniyetine Roma İmparatorluğu tanıtmış; Roma gerek askeri, gerek siyasi gerekse de ekonomik gücünü yollardan almış.

Yolların Kraliçesi olarak bilinen ilk büyük Roma yolu, Orta İtalya'nın güneyinde bulunan Samnitler ile çok kez tekrarlanan savaşların ikinci evresinde Roma Cumhuriyetini bölgedeki müttefiklere bağlayacak bir tedarik ağı olarak MÖ 312'de inşa edilmiş. Günün şartlarında son derece özenle yapılan bu yol, yolların savaşlarda gerekli donanımı taşımada ne kadar önemli olduğunun anlaşılmasına yol açmış; yol yapma bilinci Roma fetihlerine ilham kaynağı olmuş.

Romalılar bu tarihten sonra ele geçirdikleri yerleşim alanlarını koloniler halinde merkez nokta Roma'ya bağlamak için birbiri ardına yeni yollar inşa etmişler. Bu yollar hem Roma ordusunun düşmanlarına kolayca ulaşmasının önünü açmış, hem de İmparatorluğun günlük ihtiyaçlarının bölgeler arası tedarikinde dolaşım kolaylığı sağlamış. Yapılan yollar seyahat sürelerini azalttığı gibi zor şartlarda yürümenin getirdiği yorgunluğu da düşürmüş, -o günün şartlarında devrim olarak kabul edilebilecek şekilde- ordunun neredeyse günlük olarak 40 km fazladan yürüyüş yapabilmesini sağlamış.

Roma İmparatorluğu bünyesinde yaklaşık 1.000.000 km yol, 90.000 km çift şeritli bulvar ve 200.000 km uzunluğunda kaldırım yolları varmış. 

Roma yollarında köprüler, tüneller, gözetleme direkleri, planlamacılar

Yolculuğun hızını en üst düzeyde sağlayacak şekilde arazinin yapısına uygun olarak döşenecek yolu ve rotayı tasarlayabilmek için arazi etüdü yapabilecek yeni bir mesleğin ortaya çıkmasını (gromatici) sağlayan bu süreçte, genellikle kırsal kesimlerde dikkate değer ölçüde düz bir hatta yapılan yollar ortaya çıkmış. Öncesinde yapılan araştırmalarda bir hedeften diğerine gidişte en kısa ve düz rotayı özenle belirlemek için gözetleme direkleri kullanılmış, inşaat süreci uzaklardan kontrol edilmiş. Ortaya çıkan yollar bazen yüksek tepeleri aşmış, bazen geçemediği yüksek dağların eteklerini dolaşmış, bazen de nehirleri geçmek için köprülerle, tünellerle birleşmiş.

Doğa şartlarının elvermediği zorlu coğrafyalarda, yolun düz rotasından ayrılmaya zorladığı durumlarda bile, Romalılar düz yol yapımını korumak için çaba göstermişler, keskin dönüşlerle ve bugün karayollarında çok kullandığımız geniş eğriler üzerinde geri dönüşler inşa ederek rotayı korumuşlar. Buna İngiltere'deki Fosse Yolu iyi bir örnekmiş, çünkü toplam uzunluğu 350 km olan yol, sadece birkaç km'lik sapma ile geçilmiş.

İmparatorluğun yol inşaatında kullanılan malzemeler yer yer farklılık göstermiş, yol inşaatçıları her bölge için mevcut imkânları değerlendirmişler; en doğru ifadeyle bölgede ne varsa onu kullanmışlar. Yol düz bir alandan geçse bile birden fazla katmandan oluşmuş, alt kısmı genellikle tesviye edilmiş toprak, kireç harcı ve yerine göre kırılmış çakıl taşları ya da toplanmış küçük taşlarla birlikte kumla kaplanmış. Bizim toprak üstüne mıcır dökülerek yol yaptık diye oy beklenen uyduruk asfaltlı, çöken yollara inat, Roma döneminde drenaj dolguları hiçbir zaman ihmal edilmemiş. Hatta yer yer güzergâhın her iki tarafına bazen sığ, bazen de 3 metreye kadar varan hendekler kazılarak istinat duvarları inşa edilmiş. Yüzey tabakasında çakıl, demir cevheri ve/veya sertleştirilmiş volkanik lavdan yapılmış düz bloklar kullanılmış, yollarda su tahliyesini sağlamak için özel tasarımlar uygulanmış. Bu amaçla kimi yerde aralıklı hendekler inşa edilmiş ya da çok yağışlı bölgelerde taşkınları önlemek için yollar yükseltilmiş.

Roma İmparatorluğu 1 milyon Km'ye ulaşan yollarıyla çok uzak coğrafyalar arasında bağ kurmuş; etkili olmuş.

Bütün yollar Roma'ya çıkar 

İmparator Augustus zamanında İmparatorluğun yol sisteminin birleşme noktası olarak Roma şehri kabul edilmiş. Özellikle de MÖ 8. yüzyılda son derece gelişkin yolları sayesinde çok geniş bir coğrafyaya yayılan Roma İmparatorluğunda odak noktası artık Roma şehriymiş. Bugün de çok dile çevrilerek çok edebi eserde, müzik sözlerinde, sinema filmlerinde "bütün yollar Roma'ya çıkar" özdeyişini fazlasıyla hak eden Roma İmparatorluğunun merkezi olan Roma şehri, tam 29 ayrı yöne yayılan yollar ağının başlangıç ilmeğini oluşturuyormuş. Kuzey Denizinden Sahra Afrikasına, Atlas Okyanusu kıyılarından Rusya'nın iç kısımlarına hatta Mezopotamya'ya, Asya'nın derinliklerine Roma İmparatorluğunun gücünü taşıyan yol sistemi günümüzdeki karayolu dolaşımın o günkü izlerini taşıyormuş.

Augustus yaldızlı bronzdan döktürdüğü anıtı Roma şehrinin ortasına koydurarak burayı dünyanın merkezi olurcasına kutsallaştırmış. 29 Ayrı yöne dağılan yolların birleştiği Roma şehrinin tüm kapılarında en uç nokta ve mesafesi listelenmiş. Artık fethedilen yeni topraklara yapılan yolları halk sık sık değişen yazıtlardan, yeni yollardan kontrol ediyormuş.

Roma şehri tam 29 ayrı yöne yayılan yollar ağının başlangıç ilmeğini oluşturuyormuş.

Gelişen yollar ve bu sayede fethedilen yeni topraklar bir yandan devlet yönetiminin ücra noktalara ulaşmasının yollarını aralamış, bir yandan da imparatorluk sınırları içinde gerek bilgi gerekse de ihtiyaç malzemelerinin dolaşımını gerekli kılmış. Asya' da olduğu şekliyle Avrupa'nın içlerindeki yollarda görülen kervanlar sayesinde dolaşım ağı içinde kurumsal gelişmeler yaşanmış, hanlar, postaneler, sağlık kuruluşları, hamamlar, güvenlik ve yol bakım hizmetleri sistematik olarak yeşermeye başlamış. Roma Devletinin gücünde cesaret alarak yollara dökülen din adamlarını, maceraperestleri, tüccarları, askerleri, araştırmacıları, devlet adamlarını, taş ustalarını Roma yollarında –genelde- devlet tarafından işletilen oteller, ara istasyonlar -o günün şartlarında- konforlu tesisler bekliyormuş.

Roma yollarında dinlenme tesisleri

Bu eski dinlenme duraklarının en yaygını, çoğu rota boyunca 20 km aralıklarla bulunan at değiştirme istasyonlarıymış. Günün şartlarında hizmet vermeye dönük olarak son derece gelişkin olarak işletilen bu kompleks yapılarda çok farklı ihtiyaçlar karşılanıyor, hatta yolcuların atlarını - eşeklerini yeni bir binekle takas edebilecekleri ahırlar işletiliyormuş. Binek hayvan değişimi, posta-kurye hizmetleri, konaklama ve beslenme için ödenen bedellerle birlikte alınan vergiler de, İmparatorluğun bütçesinden yollara aktarılan önemli bir kaynağı oluşturuyormuş.

Yol güzergahlarında kurulan tesislerde yolcuların ve binek hayvanlarının ihtiyaçları karşılanmış.

Yabancılara yönelik olarak kilometre taşları ve kavşaklarda yön belirleyecek işaretler ilk kez bu yıllarda kullanılmış. Bugün çok yerde örnekleri bulunan taş sütunlara özenle kazınan bilgilerde en yakın yerleşim alanına olan mesafe belirtilmiş, yolculara duracakları – konaklayacakları yerler konusunda önerilerde bulunulmuş. Hatta bu tür yazıtların üzerinde yolun ne zaman yapıldığı, kimin yaptığı ve en son kimin tamir ettiği hakkında bilgi bile yer alıyormuş.

Başka coğrafyalarda hırsızların, eşkıyaların, haydutların cirit attığı yolların aksine, Roma yollarının çoğu imparatorluk ordusunda oluşturulan özel müfrezeler tarafından devriye hizmeti verilerek korunuyormuş. Askerler, savunmasız yolcuları korumak, yönlendirmek, devlet erkanının mesajlarını iletmek, kaçak köleleri kontrol altında tutmak için yol üzerlerinde karakollar, gözetleme kuleleri kurmuşlar. Artık verilen bu hizmetler karşılığında geçiş ücreti talep ediliyor, Roma yollarında bugünkü paralı yollar misali bedelle seyahat ediliyormuş. Ama bizim devlet güvencesiyle döviz cinsinden yapılan anlaşmaların tersine, Roma yollarında alınan bedeller yolun zorluğuna, köprülerin dağ geçitlerinin varlığına göre değişiyormuş. Tahsildarlar, vergi memurları, baytarlar, sağlık çalışanları da yollarda çalışan görevliler arasında görülüyor, geniş bir kadro yollarda yolcuları bekliyormuş.

İmparator Castorius tarafından 4. yy'da çizdirilen bu haritada yollar ve konaklama alanları belirtilmiş. 

Yolları okuyabilmenin, güzergâh seçebilmenin çizimli planları; haritalar…

Gelişen yol ağı ve fethedilen yeni topraklar, imparatorluğun sürekli güncellenen bir şekilde haritasının çıkarılmasını gerekli kılmış. Bugün tarihçilerin Roma'nın yol sistemi hakkında bildiklerinin çoğu tek bir eserden geliyormuş. Adını Konrad Pneutiger'den alan Peutinger Tablosu, MS 4. yüzyılda oluşturulmuş gerçek bir Roma haritasının 13. yüzyıldan kalma bir kopyasıymış. Üzerinde birkaç bin yer adı olan bu harita renkli olarak hazırlanmış. Yolları çevreleyen şehirler, deniz fenerleri, köprüler, hanlar, tüneller ve hamamlar bu haritada yer almış, önemli noktalar arasındaki mesafeler anlaşılabilecek şekilde belirtilmiş.

Roma İmparatorluğu fethettiği bölgelerle yol bağlantısı kurumuş, haritalar sürekli olarak güncellenmiş.

Bugün araştırmacılar için çok büyük bir kaynak olan Peutinger haritası, bir yandan o günün dünyasındaki yerleşim merkezlerini, yolları, Roma toplu taşıma sistemini, konaklama yerlerini gösterse de, ne amaçla yapıldığı konusunda soru işaretleri taşıyor, orijinal amacının ne olduğu konusunda bugün bile farklı tezlerin dile getirilmesini sağlıyormuş. Bazı görüşler seyahat eden hükümet yetkilileri için bir saha rehberi olduğunu iddia ederken, sadece imparatorluk sarayında sergilenmek için yapıldığını söyleyen tezler de varmış.

Uzmanlık alanı olmasa da her işe soyunan yandaş müteahhitler keşke Roma yollarından feyz alsalardı.

Birileri utanır mı bilmiyorum ama Via Appia, yani Roma yollarının bugün bile bazı bölümleri kullanılır durumda! Şaka değil, yaklaşık 1.000.000 km askeri -idari amaçlara hizmet eden yol ağı bir yana İmparatorluk sınırları dahilinde 90.000 km çift şeritli bulvarlardan oluşan son derece gelişkin ulaşım ağı o günkü medeniyetin eriştiği noktayı yansıtmıyor mu? Yeri gelmişken söyleyeyim, bizim taş söküp taş döşeyen belediyelerimize inat, bir de 200.000 km uzunluğunda üst katmanları yassı taşlardan özenle döşenmiş kaldırım yollarını da burada özellikle belirtmek arzusundayım.

Efendim, yolların kültür tarihini irdelemeye haftaya da devam edeceğim. Kavşaklardaki yol ayrımlarının gizemli gücü 3'lü doğalı "Hekate" ile 3 kez güçlü Hermes'in de yollarla ilgili mitolojik öyküleri haftaya derlenmiş olacak. O zaman bu yolda son sözü Tolstoy söylesin; "öyle zamanlar olur ki nereye gittiğin önemini yitirir; önemli olan, yanında kiminle gittiğindir."

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim.

Mitolojideki Hekate, üçlü doğasıyla yolculara yardım eden, kavşaklarda doğru seçimler sunan, kritik eşikleri atlatan kutsal varlık olarak yolları süslemiş.

İrfan Yalın

Koleksiyoncu. 1962 İstanbul, 9 Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesi, objelerin – belgelerin ardında "Popüler ve Kültür Tarihleri araştırmacısı. Bizimev TV'de yayınlanan "Koleksiyoncu" programı sunucusu - yapımcısı. Asya ve Afrika ülkelerinden tek tek topladığı el sanatlarını sergilediği Kadıköy'deki "Artemis"in kurucusu. Koleksiyonculuk alanında sergi, sempozyum ve derleme çalışmaları olan, kültürel değerlere gönül bağımlısı… 

https://rosap.ntl.bts.gov/view/dot/18762

https://smartech.gatech.edu/bitstream/handle/1853/36216/jacobson_herbert_r_194005_ms_95034.pdf

https://factsanddetails.com/world/cat56/sub404/item1928.html

https://www.history.com/news/8-ways-roads-helped-rome-rule-the-ancient-world

Yazarın Diğer Yazıları

Çikolatanın tarihi (4): Küresel lezzet

Çikolatanın günümüz değerine dönüşmesinin ardında yüzlerce yıllık çaba ve tükenmeyen deneysel araştırmaların ivmesi var 

Çikolatanın tarihi (3): "Acı su"dan lezzete, evrensel beğeniye

1700'lü yıllar kakao acı suyunun aromalarla tatlandırılmasının, farklı pişirme yöntemleriyle yenebilir hâle getirilebilmesinin denemeleriyle geçmiş

Çikolatanın tarihi (2): Tanrıların yiyeceği

Avrupaya 1500'lü yıllarda gelen çikolata yıllarca yenmemiş, acı su olarak değerlendirilmiş ve -genelde- ilaç olarak kullanılmış