28 Haziran 2022

Milli otomobil, AKP, CHP, Tahsin Tarhan...

Bu kadar iddialı şeyler yazabilmemde, hatta hâlâ çok küçük bir ümit taşımamda en önemli amil Tahsin Tarhan adlı bir beyefendi

Bir önceki yazımda uzunca bir aradan sonra yeniden sizlerle olacağımı duyurmuştum. Şimdi gelelim esas konumuza; otomotivin "binek" bölümü. Belki milletimiz "binek otomobil"in devlet açısından ne mana ifade ettiğini tam kavrayamıyor. Yaklaşık 40 milyon Türk vatandaşı şiddetle "bir otomobil" istiyor; ancak alamıyor. Hele ekonomi bu duruma geldikten sonra uzun süre hiç alamayacak.

Dünyanın en önemli otomobil pazarlarından biriyiz. Ülke insanının otomobile ulaşması açısından bir hesaplama yaparsak; mesela en az otomobile sahip Avrupa Birliği (AB) ülkesi olan Romanya vatandaşları kadar Türk vatandaşının da otomobili olsun istersek, mevcudun (11.640.000 otomobil) üstüne 18 milyon otomobil daha gerekiyor. AB ortalaması kadar olsun istersek 24 milyon daha. İyice şımarıp "en çok bizim olsun!" dersek; mevcut 12 milyonun üstüne 48 milyon otomobil daha gerekiyor! Yani bu dünyada bizim kadar nüfusu olup, milli otomobil parkında 48 milyon daha fazla otomobili olan ülke, halk var...

Eski okurlarım bilirler; ben bu "yerli ve milli otomobil" işine bir ömür harcadım; beceremedim. 2002'ye kadarki 30-35 yıl manasız bir "serbest pazar ekonomisi!" uygulaması yüzünden devlet her türlü yeniliğe uzaktan baktı. Bu, bu tarihten sonraki siyasilerin de pek hoşuna gitti doğrusu. Oh ne âlâ memleket, yeni bir şey öğrenmek için kafa patlatmak yok.. Başbakanından müsteşarına, daire başkanına kadar sadece "neyi yasaklarız!" diye düşündüler.

2002'de AKP kazanınca, doğrusu Sayın Erdoğan'ın yeni söylemleri ile ben "Sonunda galiba iyi bir şeyler olacak" diye düşünmüştüm. 

Bu heves ile devletin kapısını aşındırmaya başladım. Yıllar süren görüşmelerde anladım ki eski köye herhangi bir yeni adet gelmemiş. Hatta daha beter olmuş. Her yüksek seviye görüşmesinin sonunda "Biz serbest pazar ekonomisi öngören bir siyasi hareketiz. Devlet yatırımına inanmayız; olanı da tasviye edeceğiz!" dendi. Sayın Başbakan ile görüşmemden sonraki sonraki yılları Nuri Demirağ'ın hissettiklerini yaşayarak geçirdim. Benim gibi insanlara tarihte bazen "öncü" denilebiliyor. Ancak "öncü" ileri doğru gitmek istiyorsanız gerekir. Menfaat düşkünü bir "statüko"cu iseniz öncü, işlerinizi bozabilir. Bu kadar iddialı şeyler yazabilmemde, hatta hâlâ çok küçük bir ümit taşımamda en önemli amil Tahsin Tarhan adlı bir beyefendi. TBMM'de CHP Kocaeli milletvekili. 

Otomotiv, en çok teknoloji kullanan sektör, yani paydaşları için adeta bir akademi. Ancak bu okulda Türk öğretmen yok. Birtakım taklitler ve zorlamalar dışında bu sektörde çalışan ana veya yan sanayi şirketlerinin tüm teknolojisi ithal. Yani yarın birisi birisine "van minüt!" dediği anda bizim otomobiller duvara toslayabilir. 2011'de Sayın Erdoğan ile yaptığım sonuçsuz "yerli ve milli otomobil" görüşmesinden sonra kendisi bol bol ve sık sık "yerli ve milli otomobil" dediyse de "Hadi şu işi yapın!" dediği kimseler, sadece nutuk attılar. Birkaçı -tüm ikazlara karşın- manasız birkaç girişim yaptı ise de İsveçliden veya İtalyandan Türk olamadığı gibi otomobil de olmadı.

Bu yıllar boyunca, ben -bir ümit ile- bir de TBMM konuşmalarını inceledim.

Otomobilin önemini, endüstri için bu "en girift endüstriyel ürünün" ne olduğunu bilen, kavrayan vekil var mı, otomobil tasarımı ve üretiminin sadece bir "iş" olmadığının farkındalar mı diye arandım.

Bu araştırmalar sonucu yüce Meclis'i meydana getiren zatlar arasında Kocaeli Milletvekili Sayın Tahsin Tarhan dışında otomotivden gelen ve konuşan kimse olmadığını gördüm. Genelde avukatlar çoğunlukta, her meslek var. Bir de 100 vekil "serbest meslek" sahibi (bu ne demek bilmiyorum!) ama ya orada da otomobilci yok ya da sesleri çıkmıyor.

Sayın Tahsin Tarhan klasik bir siyasetçiye benzemiyor. (Daha sonra bu bence ne demek, yazarım.) Ancak önemli bir iş adamı, fabrikatör, üretici, fotoğraf sanatçısı, spor yöneticisi, turizm yatırımcısı, vs.vs... Yani siyasetçi olmaması gerekiyor! Tanımları uygun değil, ama herhalde iyi vatandaş olduğu için TBMM'de. Otomobil yan sanayi konusunda yatırımları var, hem Türk hem batı otomobil endüstrisine OE (Original Equipment /orijinal Montaj parçası) üretiyor.

Yıllardır Meclis'te "otomobil, endüstri, yerlilik, gelişim" konuşmaları yapıyor. Gerek ekonomi gerek teknoloji seviyesi bakımından Türkiye gibi ülkelerde ilk yerli ve milli otomobilin nasıl yapılması gerektiğini tane tane anlatıyor. 

TBMM'de söylediği sözler siyasetçiden çok, "bir bilen"in sözleri. AKP sıralarında da, CHP'li Tarhan kadar bilgili ve parti disiplini dışında söz eden vekiller olsa, aynı şeyleri söyler. Hakikatler siyaset ile değişmez; ama bazen bizim memlekette gayret ediliyor galiba. Sayın Tarhan konuşurken vekiller kulaklarını açıp belki bir şey öğreniriz diye dinleyecekleri yerde; adamı susturmaya çalışıyorlar. Başrollerde de konudan haberi olmayan avukatlar var! Hele iktidara "Nerede SAAB için ödediğiniz 47 milyon Euro?", veya "Bu maliyetler ile bu yatırım batar!", hatta "Otomobile yarım milyon verebilenlere otomobil yapıyorsunuz!", "Milli otomobil yapmalıyız!", "Siz yerli ve milli ne demek bilmiyorsunuz" diye hitap edince "vatana hıyanet!" ile suçlanıyor. Aldırmıyor, doğruları söylemeye devam ediyor, yılların tecrübesini aktarmaya çalışıyor. 

Öte yandan kendi partisi içinde ne kadar takdir ediliyor, CHP'li vekiller bir şey öğreniyor mu! O da meçhul.

Ancak CHP'nin öncülük ettiği altılı masa, düşündükleri gibi iktidar olabilirse Sanayi Bakanı aramayacaklar...

Yazarın Diğer Yazıları

Tuhafiye | Sera Turgay, hicaz makamı...

Geçtiğimiz Tuhafiye yazımda Sera Turgay isimli bir genç kızımızın annesi için yazdığı duygusal ve nahif bir mektubu yayımlamıştım. Bu mektupta aslında tüm insanlık için çok yararlı olabilecek bir yeni teknolojinin varlığı görülüyordu. Dünyadaki jargonu ile "müzik terapisi"

Başarısızlık, istifa, futbol...

Bir kişi “başarılı” ise rakamlar söyler. Hiç kimsenin “efendim bizim parti politikası ve/veya beni buraya tayin edenler yüzünden ben başarısız oldum!” deme şansı yok. Sahiden buna inanıyorlar ise “istifa” diye müessese var.

Tuhafiye | Sera'nın mektubu...

Bütün gün hastanenin içinde dolaşıp ilaç yazdıramayınca, bu konuyu incelemeye başladım. Gerek kendi eski sınıf arkadaşlarım gerekse sağlık sektörü temsilcileri ile görüşürken tesadüfen, yazımızın kahramanı Sera'yı tanıdım. Ve onun annesi için yazdığı mektubu sizlerin de okuması gerektiğini düşündüm