20 Haziran 2022

Cumhurbaşkanı çok dikkat etmeli!

“Dezenformasyon yasası” için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uyarmak istiyorum. Çünkü yasa tasarısı bu haliyle kanunlaşırsa “dezenformasyon yoluyla halk arasında korku ve panik yaratmak, kamu barışını bozmak, yanıltıcı bilgi yaymak” suçlamaları önce Erdoğan’ı yakar!

Rejimin istenmeyen sesleri susturma projesi çerçevesinde TBMM’ye getirdiği “dezenformasyon yasası” için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı uyarmak istiyorum.

Çünkü yasa tasarısı bu haliyle kanunlaşırsa “dezenformasyon yoluyla halk arasında korku ve panik yaratmak, kamu barışını bozmak, yanıltıcı bilgi yaymak” suçlamaları önce Recep Tayyip Erdoğan’ı yakar!

Mesela “Geziciler cami yaktılar” yalanını kimden duymuş olursa olsun bir daha söyleyemez.

Ya da “geziciler camide içki içtiler” palavrasını da!

Hele “üstleri çıplak, deri pantolonlu adamların başörtülü kardeşimizi dövüp, üstüne işedikleri ve bebeğini havalara fırlattıkları” yalanına ömür boyu veda etmesi gerekir.

Böyle çok şey var.

Mesela Süleyman Soylu, geçen gün ABD ve AB’nin “Türkleri cinsiyetsizleştirmek için” talimat verdiğini söyledi.

Bu talimat çerçevesinde herkes LGBT olacakmış!

Niye talimat “QİA+” yapılmamızı da içermiyor, bu da ayrı bir tartışmanın konusu olmalı aslında.

Ve ciddi bir psikolojik soruna dikkat çekmeden geçmek istemem: Bu arkadaşın LGBT takıntısının altında yatan bir şeyler olmalı. Durduk yerde bu LGBT meseleleri nerden aklına geliyor?

Soylu’nun ortaya attığı düpedüz yalan bu iddia, ben bu milleti tanıyorsam “halk arasında korku ve panik yaratarak kamu barışını bozma” konusunda başvurulabilecek en korkutucu dezenformasyon sayılmalı.

Geleneksel Türk ahlakı biraz uçkuruna düşkündür; RTÜK kararlarından da iyi biliyoruz bunu.

Bir daha eskisi gibi olamayacaklarını duyarlarsa sokaklara çıkıp, ortalığı yakarlar, iddiaya girerim.

Bir parantez açayım: ABD ve AB’nin bu planı işlerse kaç kişi “bari beni ‘B’ yapın” diye yalvarır, bunu da merak etmiyor değilim.

Bu yalan, “makarnanın yanında ekmek yemek de yasaklanacak, herkes günde sadece bir dilim ekmek yiyebilecek” yalanından bile daha etkili olabilir.

Bana inanmıyorsanız Şanlıurfa’da, “çocuk yaşta erken ve zorla evliliklerle mücadele programı” kapsamında düzenlenen bir eğitim toplantısına iştirak eden imamların durumuna bakın.

Baro adına toplantıya katılan avukat hanım etek giydi diye imamlar tahrik oldular. Günahın önüne geçmek için de avukat hanımın masanın arkasına geçmesini istediler.

Şimdi bunlara “sizi LGBT yapacaklar” derseniz, ellerinde palalarla sokaklara dökülmezler mi?

Kamu barışını bozacak daha büyük yalan ne olabilir?

Burada aradığımız şey sadece “büyük yalan” değil, dikkatinizi çekmek isterim. “Kamu barışını bozma şartı” da arıyoruz.

Bu nedenle Bakan Nebati Bey’in “Türkiye’nin ekonomik başarılarını ülkeler merak ediyor, biz de anlatıyoruz” gibi sallamaları kapsama girmiyor.

Çünkü bu tür yalanlara en fazla sinirimizden gülüyoruz, öfkelenip sokaklara dökülmüyoruz.

Tabii Nebati Bey de ağzından çıkana dikkat etmeli çünkü “yanıltıcı bilgi yaymak” da suç olacak.

“Lira en kötüsünü gördü, daha fazla düşmez” ve gibisinden yanıltıcı bilgiler yayıyor, aman diyeyim!


***

ABD ve AB, Türklerin düşmanı mı?

 

Cennet vatanımızda yaşayan insanların kendi aralarında önce ikiye sonra onların da kendi aralarında ikiye, sonra onların da kendi aralarında ikiye ve ilh. bölünmeye meyyal olduklarını hepimiz biliyoruz.

Hatta şimdi “bunu bilenler ve bilmeyenler” diye ikiye ayrılmamız bile an meselesi olabilir.

Bunu bozabilecek bir tek şey var gibi görünüyor: ABD ve AB düşmanlığı. Kısaca “batı düşmanlığı” da diyebiliriz.

Başımıza gelen her kötülüğün sorumlusunun bunlar olduğu konusunda ikiye ayrılmıyoruz.

Solcusu, sağcısı, dincisi, milliyetçisi, etnik köken, dini inanç farkına bakılmaksızın bu konuda hem fikir gibiler.

Düşünün, Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamakta bile birleşemeyen bir halk, bu konuda hem fikir!

Belki bunda imparatorluğun yıkılışına giden üç yüz küsur yıllık süreçte yaşadıklarımızın etkisi de olabilir.

Belki Haçlı seferlerine kadar giden bir travma!

Bilmiyorum, belki de günümüz politikacılarının, günü kurtarmak, kitleleri arkalarında birleştirmek için yaratmak zorunda oldukları ortak düşman arayışının bir neticesi.

Biri ya da hepsi.

Şimdi İçişleri Bakanı sıfatı taşıyan birisi çıkıp diyor ki; ABD ve AB karar verdi, hepimizi LGBT yapacaklar.

Hepimiz LGBT olunca soyumuz tükenecek diye düşünüyor olmalı ancak ‘B’ler o sorunun üstesinden gelebilirler gibi geliyor bana.

Bakanın bu palavrasına inanan çıkar mı diye sormayın. Arkasında çok ciddi bir kitle bulacağını biliyor olmalı ki bu yalanı gözü kapalı ortaya atıyor.

ABD ve AB, yani “Batı”, Türkiye’yi haritadan, Türkleri de insanlık sahnesinden silmek isteseydi böyle dolambaçlı yollara ihtiyaç duyar mıydı?

Çok daha kestirme yollar var ve bizim yöneticilerimiz de onlara böyle bir fırsat vermek için yanıp tutuşuyor gibi görünüyorlar.

Batı dediğimiz dünya, çıkarları ekseninde hareket eder. Öncelikle de ekonomik çıkarları!

Çıkarlarını tehdit edecek gelişmelerde dişlerini gösterir, ısırması gerektiğini düşünürse ısırır da!

Peki Türkiye’nin bu bölgede haritadan silinmesi, Batı’nın işine gelir mi?

Rasyonel yanıtları arayalım derim.

Türkiye ortadan silinir ya da çok güçsüzleştirilirse, bölgemizdeki iki güç, Rusya ve İran bundan nasıl yararlanabilir?

Batıya onlar mı daha yakın, bugünkü Türkiye mi?

Bu tablo, İsrail ve ABD çıkarlarını nasıl etkiler?

Batılı hükümetler, Yunanistan’daki sağcıların “Büyük Yunanistan” hayalini, kendi hayalleri gibi benimserler mi?

Türkiye, Batı’nın ciddi bir iş ortağı. Burada yatırımları var. 2021 itibariyle doğrudan yatırımların tutarı 14 milyar 200 milyon ABD doları ve bunun büyük bölümü Birleşik Krallık ve Avrupa sermayesi.

Kendi üretmeyi pahalı buldukları birçok malı burada ucuza ürettirip, satın alıyorlar. İşgücümüzü, yatırımcı sermayemizi ve iş yapma bilgimizi ucuza kapatıyorlar anlamına geliyor bu. İhracatımızın ezici bölümünü Batı’ya, özellikle de AB ülkelerine yapıyor olmamızın nedeni bu.

Türkiye’nin istikrarsız bir duruma sürüklenmesi, sermaye sahiplerinin ve bu arada yabancı yatırımcıların istemeyeceği bir durumdur.

Büyük bir pazarın ve büyük bir üretim ortağının parçalanmasıyla sonuçlanacak girişimler, önce Batı’nın işine gelmiyor olmalı.

Bugün Türkiye, batı kaynaklı ciddi güvenlik endişelerine sahip.

Haksız da sayılmayız.

ABD, Suriye’nin kuzeyinde bir PKK devleti, o mümkün olmaz ise bir özerk bölgesi kurma peşinde.

ABD ve Batı ile her türlü çıkarı çatışan Rusya’nın da bu projeye soğuk olmadığı bir başka gerçek.

Bunun nedeni “dünyanın bize düşman olması” mı, yöneticilerimizin vizyonsuz dış politikaları mı?

Bugüne kadar Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlarda tarafsız olan İsrail, Türkiye’ye kuşkuyla bakıyor, Yunanistan ile iş birliği yapıyor.

Bu tablonun müsebbibi kim?

Bir sabah uyandıklarında “hadi hep birlikte Türkiye’ye düşmanlık yapalım” diye mi uyandılar?

Yoksa, yöneticilerimizin vizyonsuzluklarından, cehaletleri nedeniyle Türkiye’nin diplomatik tecrübelerini küçümsemelerinden, bir öyle, bir böyle konuşan istikrarsız tutumlarından mı kaynaklandı bütün bunlar?

Türkiye, demokrasisini nispeten iyileştirmeye gayret ederken Avrupa Konseyi’nde bütün eller Türkiye için kalkmadı mı, pankartlar Türkiye için açılmadı mı?

Tamam memleketi bu nedenle ikiye bölmek istemem, Batı düşmanlığında ittifak halinde de olabiliriz, itirazım da yok.

Ama biraz durup, düşünmek de gerekmiyor mu?

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatyada doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi Denizli Lisesinde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü’nden 1977 yılında mezun oldu.

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankarada Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisinde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü. 

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş’e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı.

Askerlik görevini Kara Harp Okulunda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları’nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları’nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu.

1985 yılında Hürriyete geçti ve Hürriyet Dergi Grubunu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık’ın 1 Numara Yayıncılıka dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububunun CEOluğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018den itibaren T24te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı”, Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma”, Aşktan Sonra Hayat Var Mı”, Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür” isimli kitapları yayımlandı. Aşk Herşeyi Affeder mi” isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci” olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Türkiye hangisine yakın: Demokrasi mi, diktatörlük mü?

Kaftancıoğlu serbestçe "diktatör" diyebildi diye, bugün Türkiye'deki rejimi "demokrasi" olarak niteleyebilir miyiz? Sorunun yanıtını almamız için bir testimiz var. Testimizi yapalım, sonucuna bakalım

İslamcı faşistlerin hayat tarzı polisliği

İnsanların hayat tarzlarına karışarak bu kültürel kutuplaşmayı ve çatışmayı arttırma peşindeler. Seçim yaklaştıkça azgınlıklarını daha da arttıracaklarını göreceğiz

"Cumhurbaşkanımızın talimatıyla" yazılmamış bir yazı

Otoriter liderin her şeye kâdir olduğu imajını yaratabilmesi için kendi çevresine de böyle bir korku yayabilmesi gerekiyor zaten. Bu nedenle, koca koca adamlar, suratlarındaki tüylerin neresini uzatıp, neresini tıraş edeceklerine bile onun talimatıyla karar veriyorlar