17 Haziran 2022

Orta Asya'ya geri dönüş!

Erdoğan'ın bu sözleri aslında 20 yıllık AKP iktidarının son derece kısa bir özeti: İktidara yakınlık her türlü hukuk kuralının üzerinde olmaya yetiyor! Çarklar yağlanıyor, rabbim hepsine verdikçe veriyor!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TÜSİAD'ın ekonomi ve dış politika konularında yaptığı uyarılara çok sinirlendi:

"Ey TÜSİAD'ın başına gelen beyefendi. Dış politikada sen bize ders veremezsin. Sen daha çıraksın, kalfa dahi olamadın. Dün bir, bugün iki. Ne oldu ki bu iktidara ders vermeye kalkıyorsun. Önce haddini bil. Eğer TÜSİAD bu gidişiyle devam ederse bu iktidarın kapısını hiç çalmasın. Merkez CHP, oradan size neyi sufle ediyorlarsa siz de aynen o ağızla konuşuyorsunuz. Sizden önceki ağababalarınız da böyle konuşuyordu."

TÜSİAD'ın CHP'nin yan kuruluşu olduğu iddiasını daha önce duymamıştım. Demek bu kulaklar bunu da duyacakmış. İnsan yaşadıkça nelere tanık oluyor; TÜSİAD'ın Ecevit'e karşı verdiği tam sayfa gazete ilanı da hâlâ gözümün önünde!

Recep Tayyip Erdoğan'ın en hoşlanmadığı şeyin eleştiri olduğunu artık hepimiz biliyoruz.

Kendisinden o kadar emin ki zaten herhangi bir işi yanlış yapmayacağını düşünüyor.

Birisi çıkıp eleştiriyorsa o ya hain olabilir ya CHP zihniyetinin temsilcisi ya da dış güçlerin, üst aklın oyuncağı!

Normal bir demokraside yaşıyor olsaydık, TÜSİAD ya da DİSK, fark etmez, her çıkar grubu, kendi açısından izlenen politikaları eleştirebilir, kendisi için daha uygun gördüğü politikaların uygulanmasını isteyebilir.

Yöneticiler de bunları en azından dinlerler, bazen dinler görünürler, içlerinde akıllarına yatan bir fikir varsa da kendi fikirleri gibi uygularlar.

Demokrasilerde işler böyle yürür.

Ama Türkiye'de demokrasiden söz edebilmek giderek imkânsız hâle geliyor.

Türkiye, giderek Orta Asya'daki eski Sovyet Cumhuriyetlerine dönüşüyor.

İktidar gücünü eline geçirmiş bir liderin ve ona bağlı bir klanın, her şeye hâkim olduğu, ekonomik kaynakların buna göre paylaştırıldığı bir düzen!

TÜSİAD Başkanı'na kızarken söylediği "bu gidişiyle devam ederse bu iktidarın kapısını hiç çalmasın" sözü, bunun açık itirafı.

Devletle bir işin varsa "iktidarın kapısını çalman" gerekiyor!

Bu her türlü "iş" olabilir; bir hukuki düzenleme, bir ihale, bir istihkakın zamanında ödenmesi, kamu bankasından kredi, bürokrasi çarklarının hızlandırılması, gerekirse yağlanması vb.

İktidarın kapısından geçebilecek durumda olmalısın ki bu tür meselelerin çözülsün.

Normal bir hukuk düzeninde bu tür işleri halletmenin yolu "iktidar kapısına yakınlık" değildir.

Haklar hukukun koruması altındadır, kamu kesimindeki işleri yürütmeyi sağlayan şey hukuka uygunluktur.

Bunun etrafından dolaşmaya kalkanlar, Kraliyet ailesinin ferdi bile olsalar hapsi boyluyorlar.

Erdoğan'ın bu sözleri aslında 20 yıllık AKP iktidarının son derece kısa bir özeti: İktidara yakınlık her türlü hukuk kuralının üzerinde olmaya yetiyor! Çarklar yağlanıyor, rabbim hepsine verdikçe veriyor!

* * *

"İktidar kapısına yakınlık" böyle işlere yarıyor

İstanbul Havaalanı'nın işletme kiralarının ödenmesinin pandemi nedeniyle ertelendiği açıklanmıştı.

Pandemi nedeniyle uçak seferleri neredeyse durma noktasına gelmişken işletmeciyi kira ödemeye zorlamak zaten söz konusu olmazdı.

Ancak şimdi ortaya çıkıyor ki Erdoğan rejiminin en gözde müteahhitlerinin oluşturduğu işletme konsorsiyumu normal zamanlarda da kira ödemelerini yapmamış, ertelemeler almış.

2018 – 2021 yılları arasındaki 4 yıl için ödenmesi gereken kira toplamı 2 milyar 805 milyon Euro. Yani yaklaşık 51 milyar lira.

Ertelemeler sayesinde işletmeci şirketin ödediği toplam kira ise 390 milyon Euro. Ödenmesi gereken kiranın yaklaşık yedide biri!

Böyle olabileceğini bilseydim ihaleye bir şirket kurup ben de girer, daha yüksek kira vaat ederek ihaleyi kazanabilirdim. Nasıl olsa ödemeyeceğime göre kirayı istediğim kadar yüksek teklif edebilirdim.

Nitekim bu arkadaşlar da bence ödemeyeceklerini bildikleri bir rakamı kira olarak önerdiler ve rakiplerini ihalede elediler.

Söz konusu olan para dört yıl için 2,5 milyar Euro'ya yakın bir para.

2,5 milyar Euro'yu faizsiz olarak dört yıl kullanabilmenin sağlayacağı finans kolaylıklarını ve kârı gözünüzde canlandırabiliyor musunuz, bilemedim.

Şunu söylemeliyim ki bu tür avantajlar, kimseye kara kaşı, kara gözü için sağlanmaz.

Yukarıda da belirttiğim gibi "iktidar kapısına yakınlık" birçok hukuk dışı çözümü mümkün kılabiliyor.

Şimdi düşünelim: Ben size 2 milyar 500 milyon Euroluk kirayı dört yıl süreyle ödemeseniz de olur, sözleşme süresinin sonuna ekleriz, sonra verirsiniz deseydim, bu işten benim payıma ne düşerdi?

Haydi yok mu arttıran!

* * *

Mübarek Cuma Soruları – 35 

Süleyman Soylu, hükümetin en çok konuşan bakanlarından. Bu da normal çünkü Recep Tayyip Erdoğan bu seçimi kaybederse AKP'de başlaması olası güç savaşında kendisine yer açmaya çalışıyor.

İlginç olan bu tabloda parti içine yerleştirdiği aparatçiklerden daha çok bir başka partinin liderine güveniyor olması.

Her neyse, bunlar bizi bu aşamada ilgilendirmiyor.

Bu kadar çok konuşan bakan, 35 haftadır sorduğum soruları, görmezden gelmeye devam ediyor.

Zannediyor ki yanıt vermezse, bunlar unutulur.

Hayır bayım, bu sorular siyaseti bıraktıktan sonra bile peşinizden gelmeye devam edecek.

Onun için yanıtlarınızı şimdiden verin, kurtulun derim.

Aslında Süleyman Soylu'nun yanıtlaması gereken daha çok soru var ama şimdilik bu kadarı yeterli.

1 – Kendisine gazeteci süsü veren birisi, iş adamı Sezgin Baran Korkmaz'dan, İçişleri Bakanı Soylu'ya verilmek üzere 10 milyon Euro istedi.

Korkmaz bu amaçla "kendisine operasyon çekilirken bazı adamlarının içeride rehin tutulduğunu" da söylüyor.

Bu iddiaya göre Soylu, bir iş adamından avanta 10 milyon Euro istemekle kalmamış, bir de devletin polisini mafya tetikçisi olarak kullanmış!

2 – Ankara ve İstanbul belediyelerinin elinden aldığı yolsuzluk dosyalarını saklayıp, savcılıklara göndermeyen İçişleri Bakanı, "mafyadan para alan AKP'li politikacıyı" da biliyor ama açıklamıyor.

Benim rahatsız olduğum bu durum, AKP yöneticilerini ve milletvekillerini filan hiç rahatsız etmiyor.

"Muhafazakâr hassasiyetleri" sadece kısa etekli bir kadın görünce şahlanıyor!

Aralarında "bu iş bize bulaşmasın, kimse bu adamı açıklayın kardeşim" diyecek bir babayiğit çıkmıyor.

Üstelik mafya tarafından maaşa bağlanmış AKP'li politikacının adı bir soruşturma dosyasında da var.

Bakan da büyük olasılıkla oradan öğrendi zaten.

Mafyanın maaşa bağladığı politikacıyı savcı neden koruyor? O da mafya politikacısının ortağı mı?

3 – Adalet Bakanı Yardımcısı yapılan bir savcı ile bir hâkim, olmayan bir MASAK raporunu gerekçe göstererek, Sezgin Baran Korkmaz'ın mal varlığı üzerindeki tedbiri kaldırdılar.

Böylece 150 milyon dolarlık malın kaçırılması mümkün oldu.

Adalet Bakanı, yardımcısına bunu nasıl yapabildiğini hiç sormuyor mu?

Savcı ve hâkim bu işi nasıl oldu da yapabildi?

Emir mi aldılar, para mı aldılar?

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatyada doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi Denizli Lisesinde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü’nden 1977 yılında mezun oldu.

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankarada Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisinde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü. 

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş’e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı.

Askerlik görevini Kara Harp Okulunda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları’nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları’nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu.

1985 yılında Hürriyete geçti ve Hürriyet Dergi Grubunu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık’ın 1 Numara Yayıncılıka dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububunun CEOluğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018den itibaren T24te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı”, Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma”, Aşktan Sonra Hayat Var Mı”, Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür” isimli kitapları yayımlandı. Aşk Herşeyi Affeder mi” isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci” olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Muhalefet masasının çözmesi gereken problem

Hem Erdoğan'ı yenebilecek kadar popüler bir aday bulmalılar hem de bu aday Türkiye'yi beş yıl yönetecek bilgi, ehliyet ve programa sahip olmalı

Mahkemede şaşmak bu mu acaba?

Rejimin Kaftancıoğlu'na karşı neden husumet beslediğini tahmin edebiliriz. Birincisi İstanbul yenilgisinin sorumlusu olarak onu görüyorlar, ikincisi bir kadın politikacının bu kadar öne çıkmasından içten içe rahatsızlar

Türkiye hangisine yakın: Demokrasi mi, diktatörlük mü?

Kaftancıoğlu serbestçe "diktatör" diyebildi diye, bugün Türkiye'deki rejimi "demokrasi" olarak niteleyebilir miyiz? Sorunun yanıtını almamız için bir testimiz var. Testimizi yapalım, sonucuna bakalım